GOOD MORNING AFTER SUPPER / ÖĞLE YEMEĞİNDEN SONRA GÜNAYDIN!
Toplumun gereksinim duyduğu kanunları yapmanın, eskimiş olan, işe yaramayan, gereksinimleri karşılamayan kanunları yürürlükten kaldırmanın veya değiştirmenin, en pratik yolu ve yöntemi yabancı ülkelerin mevzuatından yararlanmaktır. Devlet olarak, hükümet olarak, dilediğiniz ülkenin kanununu, mevzuatını, o devletten veya hükümetten izin almadan, karşılığında herhangi bir bedel ödemeden alma, iktibas etme hakkına ve olanağına sahipsinizdir.
Yönetme anlayışınıza, siyasal tercihlerinize göre hangi ülkenin, hangi yönetim şeklinin kanunlarını ve hukuk sistemini seçmek isterseniz onu seçebilirsiniz. Bu Şanghay Beşlisi’nin kanunları da olabilir, İran’ın, Suudi Arabistan’ın kanunları da. Veya ‘biz bize benzeriz’ deyip, o biz her kimse ve her neyse, ona göre bir kanun, ona göre bir hukuk, ona göre bir sistem getirebilirsiniz.
Eğer hedefiniz, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, insan hakları ise başvuracağınız kaynak veya kaynaklar bellidir. Ve bunlar Kopenhag Kriterleri’dir, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir, Venedik Kriterleri’dir. Koyarsınız bu sözleşme ve kriterleri önünüze, orada yazılı olan ve esasen devlet olarak uymayı taahhüt ettiğiniz siyasi, hukuki, ekonomik ne kadar kriter var ise, bunların gereklerini yerine getirirsiniz. Avrupa Birliği’ne tam üye olabilmek için açılması gereken fasılları beklemeye hiç gereksinme duymadan, başlığı, koşulları, içeriği esasen belli olan o fasılların gereği her ne ise onları yaparsınız.
Yeter ki bunu yapmaya niyetiniz olsun. Yeter ki benim halkım, benim ülkemin insanları bu kanunlara, bu kanunların düzenlediği hak ve özgürlüklere, bu kanunlarda bulunan kurumlara layıktır, bunları hak etmiştir diyebilesiniz. Bunu dediğiniz, diyebildiğiniz zaman yurttaş olarak bizi kandırmaktan, oyalamaktan ve zaman kaybından başka hiç bir işe yaramayan paket paket demokratikleşme, torba torba demokrasi getirmenize de gerek kalmaz.
Demokratikleşme adına, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına, ifade özgürlüğü adına bugüne kadar yaptıklarınız, verdiğiniz sözlere uyuyor mu, uymuyor mu, yeterli mi, yetersiz mi, amaca hizmet ediyor mu, etmiyor mu? İktidar olarak bunları öğrenmeyi ve ona göre gereken değişiklikleri yapmayı samimiyetle istiyorsanız eğer, o zaman açarsınız 17-21 Ocak 2011 tarihli Avrupa Komisyonu Türkiye İstişari Raporunu orada ‘ifade özgürlüğü’ üzerine yazılı olanları okursunuz. Okursunuz ve Türkiye’nin bu konudaki ‘hal-i pürmelalini’ görürsünüz. Özeti şu;
- Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi gereğince, tam bir ifade özgürlüğüne sahip bulunan vatandaşlarının bu özgürlüğünün önünde önemli engeller mevcuttur. Bu engellerin bir kısmı Türk Ceza Kanunun belirli maddelerinden, diğer bir kısmı Terörle Mücadele Kanunu ile internet ve medyaya ilişkin kanunlardan kaynaklanmaktadır.
- Hakareti suç kabul eden Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi ifade özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde ve kasıtlı olarak ve özellikle gazeteciler ile yayımcılara karşı kullanılmaktadır. Bu maddeyle ilgili olarak açılmış binlerce dava vardır. Hakaretin suç olmaktan çıkarılması ve sadece tazminat/hukuk davasına konu hale getirilmesi gerekir.
- Kamu düzenini korumak amacıyla düzenlenen TCK. nun 214, 215, 216, 220. maddeleri Türkiye’deki gelişmeleri ve olayları haber yapan yayımcı ve gazeteciler aleyhine kullanılmaktadır. Bu maddelere aykırılıktan dolayı yayımcı ve gazeteciler aleyhinde her yıl binlerce dava açılmaktadır. Kamu düzenin korunması demokratik bir toplumda elbette önemlidir. Ancak yasal önlemler ölçülü olmalı ve gerekli olduğunda kullanılmalıdır. Bu maddelerin ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde değiştirilmesi, kamu yararına ilişkin meselelerde yayım yapan yayımcıları ve gazetecileri koruyan açık bir kamu yararı ölçütüne yer verilmesi gerekir.
- Müstehcen materyallerin basılmasını veya yayımlanmasını yasaklayan. TCK. nun 226.maddesi ifade özgürlüğüne müdahale edici niteliktedir. O nedenle bu madde esaslı bir değişikliğe muhtaçtır. Maddenin, müstehcenliğin kötüye kullanıldığını makul şekilde ortaya koyacak, kamu yararına yayım yapan gazeteci ve televizyoncular ile sanatçıları koruyacak ve yine açık kamu yararını kapsayacak içerikte yeniden düzenlenmesi gerekir.
- Soruşturmanın gizliliğinin ihlaline ilişkin TCK. nun 285. maddesi habercilik yönünden derece tehlikeli ve özgür haberciliğe karşı bir maddedir. Bu maddenin, yargılamanın büyük ihtimalle etkileneceği ve bu nedenle yasal korumaya ihtiyaç bulunduğunun kanıtlanmasını gerektirecek şekilde değiştirilmesi ve getirilecek yeni düzenlemeyle gazetecilerin, televizyoncuların ve kamu menfaati çerçevesinde haber yapanların korunmaları gerekir.
- Savcıları, hakimleri, mahkemeleri ve tanıkları etkilemeye teşebbüs etmek fiillerini suç sayan TCK. nun 288. maddesi, davaları yorumlayan ve haber yapan gazeteciler ile yayımcılara karşı açılmış yüzlerce davanın yasal dayanağıdır. Bu maddeye dayanılarak açılan davalarda yargılamanın gerçekten etkilenip etkilenmediği veya yapılan yorumda veya verilen haberde kamu yararı bulunup bulunmadığı araştırılmamaktadır. Bu madde değiştirilmeli ya da tamamen kaldırılmalıdır.
- Türk Milletini, Cumhuriyeti, devletin organ ve kurumlarını, askeriyeyi aşağılamayı yasaklayan TCK. nun 301. maddesinin demokratik bir topluma uygun olup olmadığı tartışmalıdır. Bu madde kaldırılmalı veya basın mensuplarını, şiddet içermeyen siyasi görüşleri ifade edenleri koruyacak şekilde düzenlenmelidir.
- İnsanları askerlik hizmetinden soğutmayı suç sayan TCK. nun 318.maddesi açık kamu yararı olan olayları açıklayan gazeteci ve televizyonculara karşı kullanılmaktadır. Böyle bir maddeye gerek bulunup bulunmadığı ya da bu maddenin demokratik bir topluma uygun olup olmadığı tartışmalı ve şüphelidir. Bu madde kaldırılmalı, bu yapılmadığı takdirde basın mensuplarını, şiddet içermeyen siyasi görüşleri ifade edenleri koruyacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.
- Terörle Mücadele Kanunu (TMK) orantısız olarak uygulanmakta olup bu kanunda AİHS’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün ihlaline yol açacak pek çok hüküm vardır.
- Terör örgütlerinin faaliyetlerinin ve bildirilerinin yayımlanmasını yasaklayan, terörist eylemleri öven veya bunların propagandasını yapan yayımların durdurulmasına izin veren TMK. nun 6. maddesi halkın yararına olabilecek şekilde olayları makul düzeyde haber yapacak olan gazetecilerin ve yayımcıların haklarını ciddi olarak ihlal edecek niteliktedir. Bu madde haber ve bilgi akışının uygun bir şekilde sınırlandırılması hususunu açıkça tehlikeye sokmaktadır. Kaldırılması gerekir.
- Terör örgütleri kurmayı, bunları yönetmeyi ve bunlara üye olmayı yasaklayan TMK.nun 7.maddesi basına ve gazetecilere olduğu gibi televizyon kanallarına ve yayımcılara karşı da çok geniş bir şekilde uygulanmaktadır. Demokratik bir toplumda, kamu yararına haber yapan gazetecilerin cezai soruşturma tehdidi ve gerçeği ile karşı karşıya kalmaları, özellikle terörist suçlamasına maruz kalmaları yanlıştır. Bu durumun ifade özgürlüğü üzerinde çok olumsuz etkisi vardır. TMK. nun 6 ve 7. maddelerinin ciddi şekilde gözden geçirilmesi, en azından bu maddelerin gazeteciler ve yayımcılar aleyhine açıkça ve orantısız bir şekilde uygulanmasını kontrol altına almak için, sözü edilen maddelere, kamu yararını, gazetecileri, yayıncıları ve şiddet içermeyen politik görüşlerin açıklanmasını açık ve net bir şekilde koruyan hükümler eklenmelidir.
- 26 Haziran 2004 yılında yürürlüğe giren Basın Kanunu, özellikle göreceli olarak küçük suç ve ihlallerle ilgili yaptırım ve cezaları düzenlemekle birlikte, belirgin bir takım kaygılara sebep olmaktadır. Bu da oldukça ciddi bir şekilde oto-sansür ile sonuçlanabilir. Söz konusu hükümlerin acilen gözden geçirilmesi gerekir. Şurası çok açıktır ki, demokratik bir toplumda siyasi konuşmalar dahil, bilginin ve haberin serbest bir şekilde akışının çok yüksek derecede korunması gerekmektedir. Türkiye’deki Basın Kanunu, ifade özgürlüğünü uygun ve yeterli bir şekilde korumaktan çok uzaktır. Basın Kanununda, yayımlanması sorgulanır olan bazı materyallerin, kamu yararının mevcut olduğu durumlarda yayımlanmasına izin veren, haklı kamu yararı olan konularda haber yapan gazeteci ve yayımcıları koruyan ve şiddet içermeyen siyasi görüşlerin açıklanmasını mümkün kılacak şekilde değişiklikler yapılması gerekir.
- 3984 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanunun medya ve yayıncılara uygulanabilecek yaptırımlarla ilgili hükümlerinin yorumu endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Demokratik bir toplumda farklı yaşam biçimlerinin korunması, 3984 sayılı Kanun’un bazı hükümlerinin varlığını gerekli kılmaktadır. Üstelik sanatın, toplumun bir kısmı için aşağılayıcı bir şey olarak görüldüğü bir yerde, yüksek dereceli bir korumayı hak etmektedir. Ne var ki, Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun bu tür korumaları içermekten çok uzaktır. O nedenle ve acilen bu konuya uygun hükümlerin yasalaşması gerekmektedir.
- Mayıs 2007 yılında yürürlüğe giren 5651 Sayılı İnternet Kanunu’nun amacı aileleri, çocukları, gençleri, uyuşturucu, intihar, cinsel istismar, çocuk pornosu, kumar ve diğer kötü etkilere yol açan illegal yayınlardan korumaktır. Bu kanun Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)’na internet yayınlarını izleme, inceleme ve denetleme yetkisi vermektedir. Belirli bir yayını bir web sitesinden yayından kaldırmak için ilk karar, ceza yargılamasında en alta yer alan Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilir. İnternette yayımlanan bir materyalden dolayı haklarının ihlal edildiğini düşünen her şahıs bu materyalin yayından kaldırılması için Sulh Ceza Mahkemesine başvurabilir. Sulh Ceza Mahkemesi hakiminin bu yönde vereceği bir karar, web sitesi yayımcısı tarafından temyiz edilebilir. Demokratik bir toplumun, bir bütün olarak ifade özgürlüğünü düzenleyen AİHS’nin 10.maddesinden istifade edebilmesi için toplumun tüm kesimlerinin haklarına çok büyük saygı gösterme görevi vardır. Üstelik Sulh Ceza Mahkemesi ifade özgürlüğünün özüyle ilgili böylesi önemli bir konuda karar vermek için çok alt düzeydeki bir mahkemedir. Türkiye’de yetkili merciler tarafından internet sitesi yasaklanması olayının oldukça geniş bir şekilde uygulandığı görülmektedir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (OSCE) raporuna göre, 2007 Mayıs ve 2009 Aralık tarihleri arasında, yaklaşık olarak 3700 internet sitesi 5651 sayılı Yasa uyarınca bloke edilmiştir. Raporda, bu siteler arasında YouTube, Geocities, Daily Motion ve Google gibi ünlü internet sitelerinin de olduğu belirtilmektedir. Buna ilave olarak, Güneydoğu meselesi ile ilgili yayın yapan bazı internet siteleri de yasaklanmaktadır. Son olarak, yaklaşık 225 bin üyesi bulunan online gay topluluğunun iki sitesi bloke edilmiştir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT/OSCE) Türk düzenlemelerinin bilgi alma ve verme özgürlüğünü olumsuz yönde etkilediğini sonucuna varmıştır. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın engellenen internet sitelerinin istatistiklerinin yayımlanmasını Mayıs 2009’da beri reddetmesi endişe verici bir durumdur. Türkiye’deki durum Avrupa İnsan Haklar Sözleşmesi ile ortaya konmuş olan standartları karşılamaktan çok uzaktır. Bloke edici ve filtre edici araçlar siyasi içerikli ifadeleri susturmak için kullanılmaktadır. Bloke etmede kullanılan kriterler net ve açık değildir. Söz konusu yaptırımlardan etkilenen internet sitelerinin sayısı konusunda bir şeffaflık da bulunmamaktadır. Türkiye’deki internet sansürünün sınırı demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olanın ötesindedir. 5651 sayılı Kanun ilga edilmelidir. Hükümet, konuşma özgürlüğünü ve yetişkin Türklerin her çeşit yasal internet içeriğine erişim haklarını ihlal etmeksizin, çocukları zararlı internet içeriğinden korumak için doğru kurgulanmış yeni bir hukuki düzenleme yapmalıdır. Böylesine her hangi bir hukuki düzenleme, ilgili davaların sadece yüksek mahkemelerde karara bağlanması gerektiğini öngörmeli ve kısıtlama yerine yayınlamayı üstün tutan, kamu yararı olan konuları yayımlayan veya haber yapan veya şiddet içermeyen görüşleri açıklayan gazetecileri, blogcuları veya diğer yayıncıları koruyan AİHS. 10. Madde haklarının bulunduğu hallerde, şüpheli veya tartışmalı materyalin yayınlanmasına izin veren, üstün bir kamu yararı hükmü içermelidir. İspat yükü, ceza standardında bu savunmayı aşmak için şikayetçi üzerinde olmalıdır. Savcıların bu kanun hükmü uyarınca bir şikayet almaları durumunda (konunun) ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığının tartılması, mutlaka açık kanun hükümleri uyarınca yapılmalıdır. Hukuki karine yayıncılık lehine olmalıdır veya yorumlanmalıdır.
Yukarıdaki bölümlerde yer verdiğim 17-21 Ocak 2011 tarihli Avrupa Komisyonu Türkiye İstişari Raporu’nda eleştiri konusu yapılan ifade özgürlüğüyle ilgili yasal düzenlemelerin hemen hepsi yerli yerinde duruyor.
Bunlardan sadece 04 Mayıs 2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Kanunu’nda yer alan ve internet yayımlarının engellenmesiyle ilgili bir kısım maddeler değiştirildi. Yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı’nın onaylaması beklenen bu madde hükümlerinin içinde en önemli düzenleme, özel hayatın gizliliğinin ihlali durumlarında internete erişimin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından engellenmesi yönündeki düzenlemedir.
Özel hayatın gizliğinin ihlalini engellemek amacıyla yapılan ve bu yönüyle pozitif sayılabilecek bu düzenlemede, yargı organının değil de, idari bir organının yetkili ve görevli kılınması ifade özgürlüğü bağlamında önemli bir zafiyettir.
Yapılan bu düzenleme, düzenlemeden önceki yasaya yönelik olarak 17-21 Ocak 2011 tarihli Avrupa Komisyonu Türkiye İstişari Raporu’nda, ‘…Avrupa İnsan Haklar Sözleşmesi ile ortaya konmuş olan standartları karşılamaktan çok uzaktır, bloke ve filtre edici araçlar siyasi içerikli ifadeleri susturmak için kullanılmaktadır, Hükümet, konuşma özgürlüğünü ve yetişkin Türklerin her çeşit yasal internet içeriğine erişim haklarını ihlal etmeksizin, çocukları zararlı internet içeriğinden korumak için doğru kurgulanmış yeni bir hukuki düzenleme yapmalıdır. Kısıtlama yerine yayınlamayı üstün tutan, kamu yararı olan konuları yayımlayan veya haber yapan veya şiddet içermeyen görüşleri açıklayan gazetecileri, blogcuları veya diğer yayımcıları koruyan AİHS. 10. Madde haklarının bulunduğu hallerde, şüpheli veya tartışmalı materyalin yayınlanmasına izin veren, üstün bir kamu yararı hükmü içermelidir…’ şeklindeki eleştiriyi gidermemekte, aksine durumu eskisinden daha kötü hale getirmektedir.
Her ne kadar getirilen yeni düzenleme, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlara uygun bulunmakta ve bu konuda Avrupa’da tek bir yapı, tek bir standart yoktur şeklinde savunulmakta ise de, bu Türkiye gerçeğini göz ardı etmemize yetmemektedir. Zira dünyanın diğer demokratik hukuk devletlerinde, idarenin genel yapısı içinde bir yere eklemlenmiş olan idari kuruluşlar bağımsız ve özerktir. Türkiye’de ise durum öyle değildir. Öyle olmadığı, Merkez Bankası başta olmak üzere RTÜK, Rekabet Kurumu, Kamu İhale Kurulu, Enerji Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi bağımsız idari otoritelerin/regülasyon kuruluşlarının tasarruflarından ve işleyişinden bellidir.
On yılı aşan iktidarı boyunca AK Parti’nin, insanların özel hayatının gizliğinin korunması hususunda hemen hiçbir önlem almadığı, ‘adli veya istihbari/önleyici dinleme’ adı altında pek çok kişinin dinlendiği göz önüne alındığında insanın aklına ‘daha önceleri nerelerdeydiniz’ diye sormak geliyor. Evet! Daha önceleri nerelerdeydiniz? Ya da İngilizlerin özlü sözüyle ‘good morning after supper’, yani ‘öğle yemeğinden sonra günaydın!’
Av.V.Ahsen Coşar
