PLEBİSİTER OTORİTERYAN!
“Hukukçular olarak ‘plebisiter otoriteryen’ bir rejimin anayasa hukukundaki bütün unsurlarını kaygıyla tespit etmekteyiz. Bu tespitimizin dayanağı, yürütmenin diğer erkler üzerindeki orantısız güce dönüşen tahakkümüdür.”
Yukarıda sunduğum paragraf, Hürriyet Gazetesi’nin 21 Şubat 2014 tarihli nüshasında yer alan 29 Baronun yaptığı ortak açıklamadan alınmıştır.
Tespit edebildiğim kadarıyla, bu açıklamada kullanılan ‘plebisiter otoriteryen’ (doğrusu otoriteryan) deyimi, daha önce ve ilk kez Murat Belge tarafından kullanılmıştır. Bu bağlamda Neşe Düzel’in Murat Belge’yle yaptığı ve Taraf Gazetesi’nin 09 Şubat 2012 tarihli nüshasında yayımlanan röportajda Murat Belge şunları söylüyor; ‘İki güç arasında mücadele var. Bir yanda azınlık tahakkümü! Buna, Kemalizm de! Öbür yanda çoğunluk hakimiyeti! Buna plebisiter otoriteryanizm yada halkoyu despotizmi de! İkisi de demokratik değil.’
Murat Belge üstadı eleştirmek benim haddim değil. Esasen böyle bir amacım da yok. Ama entelektüel namus adına bir şey söylemem gerekir ise, siyaset bilimi terminolojisinde plebisiter otoriteryanizm diye bir kavram yok. Plebisit kavramı var. Otoriteryanizm kavramı var. Plebisitçi demokrasi kavramı var. Halkoyu despotizmi var. Ama plebisiter otoriteryan yada otoriteryanizm kavramı yok.
Liberte Yayınları tarafından ‘Siyaset’ ismiyle Türkçeye çevrilerek yayımlanan İngiliz siyaset bilimci Andrew Heywood’un ‘Politics’ isimli kitabında yer alan tanıma göre otoriteryanizm; ‘yukardan yönetim kuramına ve pratiğine duyulan inanç; otoritenin yönetilenlerin rızasından bağımsız olarak uygulanması’ demek. Yine Heywood’a göre ‘yönetenler ile yönetilenler arasında aracısız bir bağ yoluyla işleyen ve plebisitler, yani referandumlar yoluyla gerçekleştirilen demokrasi’ anlamına gelen plebisitçi demokrasi, kamunun siyasi konularla ilgili görüşlerini doğrudan ifade etmesine imkan sağlayan bir yönetim biçimidir.
Doğrudan demokrasinin bir türü olan bu yönetim şeklinde, halkın yönetim üzerinde belirleyici bir gücü vardır. Bu güç referandum veya halkoylaması gibi araçlarla sağlanır. Latince kökenli bir sözcük olan plebisit halkoylaması anlamına gelir. Halkoylamasının bir şekli de referandumdur.
Demokrasi konularındaki argümanlarında ciddi zaaflar ve arızalar bulunan AK Parti iktidarının yönetim anlayışının otoriter bir özellik gösterdiği ve özellikle 17 Aralık sürecinden itibaren daha da otoriterleştiği yaşadığımız ve tanıklık ettiğimiz bir gerçekliktir. 29 Baronun yayımladığı bildiride AK Parti’nin otoriter yönetim anlayışına örnek olarak verilen ve açıkça Anayasaya, Kopenhag ve Venedik kriterlerine, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olan İnternet Yasası’ndaki yeni düzenlemeler, HSYK’nın yeniden yapılandırılmasına ve MİT’in yetkilerinin artırılmasına ilişkin yasal değişiklikler her ne kadar doğru ve yerinde örnekler ise de, bunların hiçbirisi plebisit veya onun bir çeşidi olan halkoylaması ya da referandum yoluyla yapılmış düzenlemeler değildir. O nedenle 29 Baronun açıklamasında kullanılan ‘plebisiter otoriteryan bir rejimin anayasa hukukundaki bütün unsurlarını kaygıyla tespit etmekteyiz’ şeklindeki ifade kanımca yanlış ve anlamsız bir ifadedir.
Peki! Doğrusu nedir? Doğrusu, Hindistan asıllı Amerikalı gazeteci ve yazar Fareed Zakaria’nın ‘Özgürlüğün Geleceği/Yurtta ve Dünyada İlliberal Demokrasi’ isimli kitabında ifade ettiği şeydir. Yani şudur; ‘Eğer demokratik bir sistemde zulmün bir kaynağı seçimle gelmiş otokratlarsa, ikincisi halkın kendisidir. Demokratik yönetimin özünü çoğunluğun mutlak egemenliği oluşturmakla, demokraside baskı tehlikesi topluluğun çoğunluğundan gelir. Birey ve azınlık haklarının korunması için var olan ve bilinen önlemler alınmadığı takdirde, gelişmekte olan ülkelerin geride kalan son on yılda yaşadığı demokrasi deneyiminde görüldüğü üzere, çoğunluk, kimi zaman sessizce, kimi zaman gürültülü biçimde kuvvetler ayrılığı ilkesini eritir, insan haklarının kuyusunu kazar, hoşgörü ile adalet geleneklerini yozlaştırır.’
Son on yılda Türkiye’de olan da budur ve böyledir. Yani çoğulculuktan daha çok çoğunluğun iradesine öncelik tanıyan, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, iletişim özgürlüğü, protesto hakkı ve özgürlüğü başta olmak üzere insan haklarına ve bireylere karşı duyarsız olan, demokrasiyle maskelenmiş bulunan ve tek bir kişinin ideolojik bilgelik tekeli iddiasına dayanan bir yönetim anlayışıdır. Buna da siyaset biliminde ‘plebisiter otoriteryanizm’ değil, ‘totaliter demokrasi’ diyorlar.
Av.V.Ahsen Coşar
