SAHİLER DÜŞ DÜŞLER SAHİ! YA SAHİ OLMAYANLAR?
Tarih 12-13 Kasım 2011. Yirmi Dördüncü Baro Başkanları toplantısındayız. Toplantının gündemi ‘Yeni Avukatlık Kanunu Üzerine Çalışma’.
Dönemin Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak, Avukatlık Kanunu üzerinde yürütülen çalışmalarda göz önüne alınmak üzere; ‘Yabancı Avukatlık Şirketleri’, ‘Avukatlık Ortaklıkları’, ‘Avukatların Şube Açmaları’, ‘Avukatlık Sınavı’, ‘Avukatlık Stajı’, ‘Avukatlık Mesleğine Kabul Koşulları’, ‘Avukat Yardımcılığı’, ‘Avukatlık Ücreti ve Ücret Sözleşmeleri’, ‘Disiplin Hükümleri’, ‘Hukuk Öğretimi ve Eğitimi’ gibi konuları Baro Başkanları nezdinde tartışmaya açtık.
Toplantı süresince tartışmaya açtığımız bu konular üzerinde, Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak hiçbir görüş bildirmedik ve dinlemede kaldık. Yani toplantıya katılan Baro Başkanları konuştu, yönetim olarak biz sadece dinledik ve not aldık.
Hal böyle iken, o tarihlerde Ankara Barosu Başkanı olan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile Ankara Barosu’nun tüm organlarında görev yapan meslektaşlarımız tarafından imzalanarak kamuoyuna açıklanan ‘Mesleğimizin Geleceği Adına, Türkiye Barolar Birliği’ne, Türkiye’deki Bütün Barolara ve Meslektaşlarımıza Açık Çağrı’ başlıklı 23 Kasım 2011 tarihli manifestoya muhatap olduk.
İlgi duyanların Ankara Barosu İnternet Sitesi’nden ulaşabilecekleri bu manifestoda; Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak bizim, yabancı avukatlık şirketlerinin önünü açmaya çalıştığımız, bu şirketlere ve diğer avukatlık ortaklıklarına şube açma olanağı sağlayacağımız, Baroların ve Türkiye Barolar Birliği organlarının belirlenmesinde nispi temsil sistemini getireceğimiz, 65 yaşını aşanlara avukatlık yasağı koyacağımız gibi iddialara yer veriliyor ve buna karşı çıkılması konusunda çağrıda bulunuluyordu.
Bu çağrı tam da Talleyrand’ın, ‘çok kez kuruntuya dayanan bir hadiseye –vardır- diye vücut veririz’ dediği gibi bir şeydi. Yani birilerinin kuruntuları, yani olmayan şeyler, o manifestoda ‘vardır’ diye sunuluyordu.
Madem ki siz ‘yabancı avukatlık şirketleri’, ‘avukatların şube açmaları’ gibi konuları tartışmaya açtınız, o halde üzerinde çalıştığınız Avukatlık Kanunu ile bunları getireceksiniz önyargısıyla hazırlanan ve bir ‘saik sorgulaması şaheseri’ olan bu manifestoyu, o toplantıda Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile birlikte olan, toplantıyı izleyen, Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak bu konularda bizim hiçbir görüş bildirmediğimize tanıklık eden, Ankara Barosu’nun o tarihteki bir kısım yönetim kurulu üyeleri de imzalamıştı.
O toplantıda kimin ne konuştuğunu, yönetim olarak bizim konuşup konuşmadığımızı sormadan, sorgulamadan, önlerine konulan metni imzalayanlar arasında, ne yazık ki, Ankara Barosu’nda daha önce başkanlık yapmış olanlar, yaşını başını almış avukatlar da vardı.
12-13 Kasım 2011 tarihli Baro Başkanları Toplantısı’nda Türkiye Barolar Birliği yönetimi olarak biz konuşmamıştık, ama konuşanlar vardı. Mesela o tarihlerde Ankara Barosu, şimdilerde ise Türkiye Barolar Birliği Başkanı olan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu şunları söylemişti; ‘…Baro seçimlerinde nispi temsil modelinin uygulanıp uygulanmayacağı; burada daha demokratik olalım veya demokrasi getirelim giysisi altında, ciddi bir karmaşa vardır. Baro yönetim kurulları, olsa olsa bir parlamenter sistemde hükümetle kıyaslanabilir. Hükümetlerin nispi temsil modeliyle oluştuğunu duymadım, koalisyonlar olabilir, ama hükümetler nispi temsil modeliyle oluşmaz. Delegelerle ilgili olabilir mi diye gelin tartışalım; siyasi parti yapılarının bulunmadığı, siyasi parti disiplinlerinin olmadığı ve kişilerin ancak o siyasi parti disiplini içerisinde görüşlerini ifade etmek zorunda olmadığı bir yapıda, nispi temsil anlamsızdır. Meslek birliklerinin, hele hele meslek birliklerinin çok ötesinde etkili ve güçlü olması gereken baroların yok edilmesi anlamına gelir. Bu çok ciddi, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Demokrasiyle ilgisi yoktur, demokrasi adı altında baroların ele geçirilmesi projesidir …’
Tarih 01 Aralık 2012. Yirmi Altıncı Baro Başkanları Toplantısındayız. Şimdi toplantı tutanaklarından Sayın Feyzioğlu’nun o toplantıda söylediklerini okuyoruz; ‘… örneğin Yozgat Barosu önceki başkanının “temsilde adalet sağlıyorum” diye, temsilde en adaletsiz çözüm olan nispi temsil ve delege sayılarının azaltılması gibi bugünün aciliyeti de olmayan, gündemi de olmayan, ama meclis kapanmadan yarım saat önce meclise verilmiş teklifin de bir gece yarısı girmesi teşebbüsüne karşı tedbir alacak mısınız? Girdiği takdirde tavrınız ne olacak? Etkin mi olacaksınız, edilgen mi olacaksınız? Sorum budur. Bu soruya göre tavrımızı belirleme ihtiyacı içindeyim …’
Şimdi burada zamanı biraz ileriye alalım ve günümüze gelelim. Adalet Bakanlığı’nca oluşturulan ve içinde Türkiye Barolar Birliği temsilcisi Av. Güneş Gürseler’in de bulunduğu komisyon tarafından hazırlanarak Nisan/2014 ayında kamuoyuna açıklanan ‘Yeni Avukatlık Yasası Taslağı’nın 188. maddesiyle ‘çarşaf liste’ ve dolayısıyla ‘nispi temsil’ sistemi getirilmiştir.
Yine aynı taslağın 167. maddesi ve bu maddenin alternatiflerinde, 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nda düzenlenen Türkiye Barolar Birliği’nin delege yapısında değişikliğe gidilmiş, bu bağlamda İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük baroların delege sayıları önemli ölçüde azaltılmıştır.
Türkiye Barolar Birliği yönetimi tarafından, ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı Üzerinde Öncekilere Ek Düşüncelerimiz’ adıyla yayımlanan metne bakıyoruz, (önceki düşünceler açıklanmamış olduğundan bunların ne olduğunu bilmiyoruz) bu metinde ‘çarşaf listeye’ ve ‘nispi temsile’ yönelik herhangi bir itirazın mevcut olmadığını görüyoruz.
Sadece bunu değil, ‘dostlarım’, ‘yurttaşlarım’ diyerek attığı tweetler ile Konya’daki trafik kazasından, bilmem neredeki bebeğin ölümüne kadar hemen her konuda çok etkin olan, bizi ise çok edilgen bulan, bir zamanlar ‘dik baro istiyorum’ diye ortalıklarda dolaşan Prof. Dr. Sayın Feyzioğlu’nu da bu konuda çok edilgen görüyoruz. Neden acaba? Şimdi sorma sırası bizde: nispi temsil ve delege sisteminin azaltılması, öyle gece yarısı verilen bir teklifle falan değil, gündemdeki taslakla birlikte geliyor. Bu durumda siz ‘etkin mi olacaksınız, edilgen mi olacaksınız?’ Sorum ve sorun budur.
Türkiye Barolar Birliği yönetiminin taslakta yer alan ‘nispi temsil’ ve ‘çarşaf liste’ düzenlemelerine yönelik herhangi bir itirazı yok. Peki! Az yukarıda içeriğine değindiğim 23 Kasım 2011 tarihli manifestoda imzaları olan, o tarihte Ankara Barosu Başkan Yardımcısı, şimdi Ankara Barosu Başkanı Av.Sema Aksoy’un, hem o tarihte, hem de halen Ankara Barosu yönetim kurulu üyelerinin, delegelerinin bir tepkisi, bir itirazı var mı? Hayır! Hepsi kış uykusunda! Hepsi ‘dün dündür, bugün bugündür’ anlayışında!
Yine geriye dönelim ve 12-13 Kasım 2011 tarihlerinde yapılan Baro Başkanları toplantısında konuşan, o zamanın Ankara Barosu Başkanı, şimdi ise Türkiye Barolar Birliği Başkanı olan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun söylediklerini okumaya devam edelim; ‘… Bugün Türkiye’de, özellikle İstanbul kaynaklı, sermaye İstanbul’da olduğu için, yabancı avukatlık ortaklıkları hegemonyası oluşmaya başlamıştır. Bununla top yekun mücadele etmek zorundayız. Yabancı avukatlık ortaklıklarının daha da genişletilmesi, önlerinin açılması, Türk avukatlarının işsiz kalması ve köleleştirilmesi, sömürgeleştirilmesi, emperyalist güçlerin emrine verilmesi anlamına gelir ve bu da hiç kuşkusuz şube konusunu birlikte getirir. İrtibat bürosu şube demektir, şubelerle bütün Türkiye’ye 1813’te kurulan Tokyo, Toronto, New York, Londra, İstanbul ve artık Samsun, Ordu ve artık Antalya diye altında isimlerini yazacak olan şirketler girmeye başlar. O şirketlerin, şöyle düşünün; Rize’ye girdiğinde iş yapabileceğinizi düşünebiliyor musunuz? Trabzon’a girdiğinde Londra, Toronto bilmem ne şirketinin iş yapabileceğinizi düşünüyor musunuz? Olsa olsa size icra işlerinden kalanları verirler ve üstünden de paralarını alırlar. Bu avukatların açlığa mahkum edilmesidir…’
Tarih 14-15 Nisan 2012. Yirmi Beşinci Baro Başkanları Toplantısındayız. Sayın Feyzioğlu o gün şöyle diyor; ‘… 44/e yabancı avukatlık ortaklıklarının varlığı, çok suistimal edilen ortaklıklardır, kaldırılmasında büyük fayda vardır …’
Tekrar bugüne dönelim. Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği tarafından birlikte hazırlanan ve Nisan/2014 ayında kamuoyuna açıklanan Yeni Avukatlık Yasası Taslağı’nın 62. maddesiyle, halen yürürlükte olan 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nda mevcut yabancı avukatlık şirketleri olduğu gibi muhafaza ediliyor. Aynı madde ile yeni bir avukatlık modeli olarak anonim ve limitet şirket kurulması öngörülüyor ve 66. maddeyle de bu şirketlere şube açma olanağı sağlanıyor.
Türkiye Barolar Birliği yönetimi tarafından, ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı Üzerinde Öncekilere Ek Düşüncelerimiz’ adıyla yayımlanan metne bakıyoruz, (önceki düşünceler açıklanmamış olduğundan bunların ne olduğunu bilmiyoruz) bu metinde ‘yabancı avukatlık şirketlerine’ ve ‘avukatlık şirketlerinin şube açmalarına’ yönelik herhangi bir itiraz olmadığını görüyoruz.
23 Kasım 2011 tarihli manifestoyu imzalayanlardan bir ses, bir tepki, bir itiraz var mı? Yok. ‘Geceleyin bir ses böler uykumu, İçim ürpermeyle dolar: Nerdesin?’ diyor hani şair. Ben de ‘neredesiniz’ diyorum. Ama bir ses duyamıyorum. Demek ki yoklar! ‘Haberin var mı taş duvar? / Demir kapı, kör pencere, / Yastığım, ranzam, zincirim…’ diyor ya şair. Ben de ‘haberiniz var mı’ diyorum. Ses yok. Demek ki daha henüz haberleri olmamış.
Tarih 14-15 Nisan 2012. Yirmi Beşinci Baro Başkanları Toplantısındayız. Toplantının gündemini Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan ve tartışmaya açılan Avukatlık Kanunu taslağı oluşturuyor. Bu taslakta, Staj Akademisi kurulması, avukatlığa giriş sınavının bu akademi tarafından yapılması, staja kota getirilmesi, ceza soruşturma ve kovuşturma yetkilerinin Adalet Bakanlığı’ndan alınarak Türkiye Barolar Birliği’ne verilmesi öngörülüyor.
Sayın Feyzioğlu, o toplantıda bunlara karşı çıkıyor ve şöyle diyor; ‘… staja kabul sınavı ve avukatlık sınavı getirilmesi kuşkusuz son derece olumlu. Bu zaten mesleğin acil ihtiyacıdır… Türkiye Barolar Birliği genel kurulu avukatlık sınavı için, avukatlığa kabul sınavı için bir büyük heyet kurabilir, o büyük heyet Türkiye’nin her yerinde klasik usulde avukatlık sınavı yapabilir. Aksi takdirde mevcut TBB önerisi, stajı kendine almakla yetinmemekte, yazılı sınavı da kendim yaparım diyerek ki, o akademinin nasıl oluşacağı, kimin yönetiminde oluşacağı da belli değildir. Sonuç itibariyle TBB Başkanını ve yönetim kurulunun elinde oluşacaktır. Stajı da ben yaparım demek suretiyle, avukatlığa kabulü de tek ele bağlamaktadır ve yönetime bağlamaktadır. Bunda büyük sakınca olduğunu bir kez daha ifade ediyorum …Staja kota getirilmesi öngörülüyor. Anlamadım gerekçesi olmadığı için, kusura bakmayın. Yazanlar anlatırsa mutlu olurum. Stajı barolardan adlınız … merkezi sistem getirdiniz, barolara stajda sadece iki yükümlülük yüklediniz … Dolayısıyla staja kota getirilmesinin mantığı ne?… Ceza soruşturma ve kovuşturmalarının Bakanlık elinden alınması gereklidir, ama Bakanlık elinden alıp … Türkiye Barolar Birliği yönetim kuruluna verelim derseniz … bu Türkiye Barolar Birliği yönetim kuruluna biat ettirilmesi anlamına gelir… Sıraladığım sebeplerle Barolar Birliği Adalet Bakanlığı’nın yerine mutlak vasi olarak kendini getirme projesini yürürlüğe koymak istemektedir. ’
Gelelim bugüne. Türkiye Barolar Birliği ile Adalet Bakanlığı tarafından ortaklaşa hazırlanan ve Nisan/2014’de kamuoyuna açıklanan ‘Yeni Avukatlık Yasası Taslağı’nın 13. maddesiyle getirilen avukatlık sınavını yapma yetkisi Türkiye Barolar Birliği’ne değil, Adalet Bakanlığı’na verilmektedir. Aynı şekilde ceza soruşturma ve kovuşturmaları için izin verme yetkileri de Adalet Bakanlığı’na aittir.
Türkiye Barolar Birliği yönetimi tarafından, ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı Üzerinde Öncekilere Ek Düşüncelerimiz’ adıyla yayımlanan metne bakıyoruz, (önceki düşünceler açıklanmamış olduğundan bunların ne olduğunu bilmiyoruz) bu metinde utangaç bir ifadeyle bunlara karşı çıkıldığını, sınavla ilgili olarak deyim yerinde ise teslimiyet içinde ‘hiç olmazsa birlikte yapalım’ denildiğini görüyoruz.
Yine bu metinde, herhalde sureti haktan görünmek için olsa gerek, soruşturma ve kovuşturma izin yetkisinin Adalet Bakanlığı’na değil, Türkiye Barolar Birliği’ne verilmesi gerektiğinin itiraz olarak ileri sürüldüğünü okuyoruz.
Yani dün Türkiye Barolar Birliği’ne ‘biat edemeyiz, Bakanlığın vesayeti yerine Türkiye Barolar Birliği’nin vesayetini kabul edemeyiz’ diyen Sayın Feyzioğlu, bugün
Türkiye Barolar Birliği’nin vesayetini önermekte, ama çaresizlik içinde Bakanlığın vesayetini kabul etmektedir. Ne yaman bir çelişki deyip geçiyoruz.
Türkiye Barolar Birliği ile Adalet Bakanlığı tarafından ortaklaşa hazırlanan ve Nisan/2014’de kamuoyuna açıklanan ‘Yeni Avukatlık Yasası Taslağı’nda, stajyer sayısının sınırlanmasıyla ilgili herhangi bir düzenleme yer almamakta, Türkiye Barolar Birliği’nin bugünkü yönetimi ise ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı Üzerinde Öncekilere Ek Düşüncelerimiz’ adıyla yayımladığı metinde ‘… Staj başvurularında sayı sınırlamasının olmaması stajyerlerin gereği gibi eğitim almasına engel oluşturmaktadır’ gerekçesiyle buna itiraz etmektedir.
Yani 14-15 Nisan 2012 tarihli Baro Başkanları toplantısında, stajyer sayısının sınırlandırılması yönündeki düzenlemeye karşı çıkan Sayın Feyzioğlu, bugün stajyer sayısını sınırlandırmayan Adalet Bakanlığı tasarısına karşı çıkmaktadır. Ne diyelim? ‘Devlet adamı!’ olunca böyle oluyor demekten başka.
Aynı şekilde bir önceki Türkiye Barolar Birliği yönetiminin 2012 yılında hazırladığı Avukatlık Kanunu taslağında yer verilen ‘uzman’ avukatlık kurumuna, Sayın Feyzioğlu 14-15 Nisan 2012 tarihinde yapılan Baro Başkanları Toplantısında şu gerekçelerle karşı çıkmaktadır: ‘… Getirilmek istenen uzman avukatlık kurumuyla neyin amaçlandığını anlamıyorum, çünkü gerekçeler yok … bununla belli avukatlara uzmanlık verilecek, o sıfatlar verilecek, belirli olanlara verilmeyecektir … Oysa Türkiye Barolar Birliği eliyle ayrıcalıklı bir avukat sınıfının yaratılması doğru değildir. Bundan en çok, açıkça ifade edeyim genç meslektaşlar ile taşradaki zor şartlarla görev yapmaya gayret eden meslektaşlarımız zarar görecektir. Böylece Ankara ve birkaç büyük şehir dışındaki baroların mensubu olan avukatlar, büyük şehirlerden uzman avukat sıfatıyla akıp gelen avukatlar karşısında daha da zor durumda kalacaklardır ….’
Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Nisan/2014’de kamuoyuna açıklanan ‘Yeni Avukatlık Yasası Taslağı’nın 75.maddesiyle, Türkiye Barolar Birliği’ne, talep edenlere ceza hukuku, özel hukuk, idare ve vergi hukuku alanlarında ‘uzman avukat’ unvanı kullanma yetkisi verilmekte ve bu unvanının kullanılmasına ilişkin esas ve usullerin Türkiye Barolar Birliği tarafından çıkartılacak yönetmelikte düzenleneceği öngörülmektedir.
Türkiye Barolar Birliği’nin bugünkü yönetimi ise ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı Üzerinde Öncekilere Ek Düşüncelerimiz’ adıyla yayımladığı metinde, başkanlarının daha önce veciz sözlerle karşı çıktığı ‘uzman avukatlık’ kurumuna karşı herhangi bir itirazda bulunmamaktadır. Ne demek gerekir? Söylenmesi gerekeni şair söylüyor; ‘Hey pardon! / Yıldızlarınızı yere düşürmüşsünüz / Bir tanesini de bana verebilir misiniz?’
Adalet Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği tarafından birlikte hazırlanan ve Nisan/2014’de kamuoyuna açıklanan ‘Yeni Avukatlık Yasası Taslağı’nın 128.maddesinin 1. Fıkrasında Barolar; ‘a) Avukatlık mesleğini geliştirmek, b) Meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, c) Meslek mensuplarının hak ve yükümlülüklerinin korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, ç) Meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını savunmak ve korumak, d) Avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak, e) Hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak’ amacıyla kurulmuş olan ve tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır’ denilmekte; aynı maddenin 2.fıkrasında Barolara, birinci fıkranın (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen görevleri çerçevesinde dava açma ve açılan davalara katılma hakkı verilmekte ve fakat 1. fıkranın ( e ) bendinde sayılan ‘Hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak’ için dava açma hakkı verilmemektedir.
Yani görev var, ama dava açmak yetkisi yok. Peki! Bu durumda hukukun üstünlüğü, insan hakları ihlal edildiğinde bunları savunma ve koruma görevi nasıl yerine getirilecek? Onu düşünen ve soran yok.
Peki! Bu düzenleme ‘Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir’ diyen Anayasa’nın 36.maddesi hükmüne aykırı değil mi? Açıkça aykırı. Bu düzenleme halen yürürlükte olan 1136 sayılı Avukatlık Yasası’na göre bir geriye gidiş, bir hak kaybı değil mi? Çok açık bir geriye gidiş ve hak kaybı.
Peki! Türkiye Barolar Birliği’nin buna bir itirazı var mı? Türkiye Barolar Birliği yönetimi tarafından, ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı Üzerinde Öncekilere Ek Düşüncelerimiz’ adıyla yayımlanan metne bakıyoruz, bir itiraz yok. Şair ‘susanlara hiçbir şey sormayınız!’ diyor. Biz de onun için ‘neden buna karşı bir itirazınız yok’ diye sormuyoruz.
Adalet Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği tarafından ortaklaşa hazırlanan ve Nisan/2014’de kamuoyuna açıklanan ‘Yeni Avukatlık Yasası Taslağı’nın Avukatlığa kabulde engeller başlığını taşıyan 5/a maddesi diyor ki; ‘…kasten işlenen bir suçtan dolayı iki yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmak’ avukatlığa kabule ve dolayısıyla avukatlık yapmaya engeldir.
Türkiye Barolar Birliği yönetimi tarafından, ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı Üzerinde Öncekilere Ek Düşüncelerimiz’ adıyla yayımlanan metinde bu düzenlemeye yönelik herhangi bir itiraz var mı? Hayır yok.
Oysa Prof. Dr. Metin Feyzioğlu 14-15 Nisan 2012 tarihli Yirmi Beşinci Baro Başkanları Toplantısında şunları söylüyordu; ‘…2 yıl ve üzeri her cezanın ömür boyu avukatlığa engel olacağını biliyorsunuz değil mi bu taslağa göre? Hacizde kendini korumak için bir yumruk attı, bir burun kırıldı ve artık o meslektaşımız bir daha avukatlık yapamayacak. Bunu biliyorsunuz değil mi? Taslakta bu var, yazdığınız taslakta bu var. Yazmak istediğinizin ne olduğunu bilemem, yazdığınızda bu var. O yüzden burada çok tehlikeli kısıtlamalara gidilmesini meslek açısından tehlikeli görüyorum…’
O gün öyleydi, bugün böyle! Majesteleri Türkiye Barolar Birliği Başkanı olunca, demek ki ‘tehlike kalmadı!’ Böyle mi demek gerekir, yoksa Cenab Şehabettin’in dediğini mi? ‘Akarsu ne güzel hayat dersidir; Küçük manilerin üzerinde köpürür; büyüklerin yanından sessizce akar gider’
Bir dernekte, bir siyasi partide, bir meslek kuruluşunda ‘olağanüstü toplantı’ neden istenir ve koşulları var ise neden yapılır? Adı üzerinde olağanüstü bir durum olduğunda istenir ve koşulları var ise yapılır. Peki! Dernekler Kanunu’nda, Siyasi Partiler Kanunu’nda, diğer meslek kuruluşlarına ait kanunlarda, ‘olağanüstü toplantılarda seçim kararı alınamaz’ diye bir hüküm var mı? Yok.
Peki! Neden Adalet Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği tarafından birlikte düzenlenen ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı’nın 136/3. maddesine ‘Çağrı üzerine yapılan olağanüstü toplantılarda seçim kararı alınamaz’ hükmü konmuş? Bilen var mı? Baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin bu konuda bir ayrıcalığı mı var? Yok. O halde baroların veya Türkiye Barolar Birliği’nin olağanüstü toplantılarında seçim kararı alınamamasının dayandığı mantık, dayandığı hukuki ve siyasi zemin nedir? Bu sorulara verilecek bir yanıtı olmadığı için olacak, Türkiye Barolar Birliği yönetiminin taslakta yer alan bu düzenlemeye yönelik herhangi bir itirazı da yok.
Oysa seçim salt teknik bir kavram ya da olgu değildir. Demokratik bir sistemi tanımlayan en başat kavramlardan birisidir. Aynı zamanda meşruluğun da ana kaynağıdır. Seçilen kişiler, kendilerini seçen seçmenler adına konuşmak ve davranmak hakkını elde ederler. Seçim, seçenler için hem bir ödev, hem de bir haktır. Bu hakkın, olağanüstü genel kurullar bağlamında, seçmenlerin elinden alınması demokratik olmadığı gibi hukuki de değildir. Dahası bu düzenleme Anayasal bir hak olan seçme ve seçilme hakkının sınırlandırılması niteliğinde olmakla, Anayasa’nın 67/1. maddesi hükmüne de aykırıdır.
Adalet Bakanlığı ile Türkiye Barolar Birliği tarafından birlikte düzenlenen ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı’nın ‘Geçici 4.maddesi ile bu maddeye alternatif diğer maddesi’ hükmü gereğince, 2014 yılı Ekim ayı içerisinde yapılması gereken baro başkan ve organlarının seçimi 2016 yılının Ekim ayına ertelenmektedir. Seçimlerin ertelenmesine, halen görevde bulunan baro organlarının görev sürelerinin 4 yılı tamamlamak üzere 2016 yılına kadar uzatılmasına Türkiye Barolar Birliği’nin herhangi bir itirazı yoktur. Aksine desteği vardır.
Ne var ki taslakta yer alan bu düzenleme, ‘Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz’ hükmünü içeren Anayasa’nın 67/son maddesi hükmüne aykırıdır. Zira baro başkan ve organları seçiminin, halen yürürlükte olan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükmüne göre Ekim/2014 ayı içerisinde yapılması gerekmektedir.
Gerek kalan sürenin bir yıldan daha az olmasına, gerekse Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye Diş Hekimleri Birliği ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) seçimleriyle ilgili olarak verdiği emsal kararlara göre, Anayasa’ya aykırı olan bu düzenlemeden vazgeçilmesi ve bunu da her platformda ‘hukukun üstünlüğü bizden sorulur’ diyen ‘kuzey yıldızımız’ Türkiye Barolar Birliği’nin istemesi gerekir. Böyle bir istek olur mu? Olmaz. Olsa bu düzenlemeye itirazları olurdu? Peki! Hukukun üstünlüğü ne olacak? ‘Kendim için bir şey istersem namerdim. Onu ben vatandaşlarım için istiyorum.’ Metin Bey, bu konuyla ilgili bir tweet atsa herhalde böyle yazardı.
Şimdi tekrar geriye gidelim ve 14-15 Nisan 2012 tarihinde yapılan ‘Yirmi Beşinci Baro Başkanları Toplantısı’nda konuşan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na kulak verelim; ‘… Aksi takdirde bizler önemli değiliz, aksi takdirde tarih sizi affetmeyecektir. Uyarıyı yapanlar, tarihte ben demiştim der. TBB yönetiminden tekrar talep ediyoruz: Uyarı ve önerilerimiz doğrultusunda bunu düzeltecek adımları lütfen atınız ve ardından 78 baronun, 74000 avukatın gücünü, iradesini, bu taslağın arkasına almak üzere genel kurula götürünüz. Uygun bir taslak geldiği takdirde, buradaki meslektaşlarım, delegelerin tamamı oybirliğiyle sizi destekleyecektir, tarihe geçiniz. Aksi takdirde tarihe şöyle geçersiniz; Bir maddelik bir değişikliği bile bugünkü Meclise götürürüz veya götürürsünüz, o bir maddelik değişiklik bize sahip olduğumuz hakların tamamını elimizden alan bir kanun şeklinde dönüverir. Bu sorumluluğu kendi başınıza üstlenme hakkınız Sayın Başkan, Sayın Yönetim Kurulu üyeleri yoktur. Bu tarihi uyarıyı burada huzurlarınızda yapmak zorundayım…Ne yazdığımızı, ne söylediğimizi titizlikle okuyan herkes bu olayın ilkesel ve sistemli bir olay olduğunu, biz yapısal değişikliklerle ilkelerimizi korumak için konuştuğumuzu ortaya koyuyoruz…’
Dün konuşulanları okudunuz. Bugün yapılanları görüyorsunuz. Dün ‘tarih sizi affetmez, 78 baronun ve 74000 avukatın gücünü, iradesini, bu taslağın arkasına almak üzere genel kurula götürünüz’ diyen Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Adalet Bakanlığı ile birlikte hazırladıkları ‘Yeni Avukatlık Kanunu Taslağı’nı değil genel kurula götürmek, Baro Başkanları Toplantısı yapmak suretiyle Baro Başkanlarının önüne dahi götürmüyor. Peki! Ne yapıyor? Barolara taslakla ilgili görüşünüzü yazılı olarak şu tarihe kadar bildiriniz diyor. Barolar da öyle yapıyor. Yani genel kurulu toplayın, başkanlar kurulunu toplantıya çağırın diyen yok. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Yani artık Ece Ayhan’ın söylediği gibi ‘Ayıptır söylemesi, vakitsiz Üsküdarlıyız abiler.’ Ya da Yılmaz Erdoğan’ın Ankara’sı gibi miyiz: ‘hiçbir şey / kapalı bir dükkan kadar / hüzünlü gelmez Ankara’da / yoksa bugün bir hayat / yaşanmayacak mı duygusu çöker bütün bozkıra’ Çoktan çöktü bile.
Hani ilkeydi, hani sistemli bir olaydı, hani yapısal değişikliklerle ilkemizi korumak için konuştuğumuzu ortaya koyuyorduk! Nasıl bir ilke bu? Nasıl sistemli bir olay bu? İşte öyle bir şey! Tıpkı Cenab Şehabettin’in dediği gibi bir şey yani; ‘Düşünürken iş yerine laf koydun mu, hayatı masala çevirmiş olursun.’ Ben de size geçmişe dair bir masal anlattım. İş yerine laf koyanların masalını. Hepsi bu kadar!
Hey pardon! ‘Sahiler düş düşler sahi’ diyor Yılmaz Erdoğan. Biz sahiciyiz. Tarihe geçelim diye sahi bir düş düşlemiştik. Ama beceremedik, tarihe geçemedik. Tarihe geçemediğimize göre, tarihle bir sorunumuz yok demektir. Yani tarih bizi affetmiştir. Ya da bizimle ilgili olarak en azından tarafsız kalmıştır. Şimdi tarihi, tarih/destan yazanlar düşünsün!
Hepsi bu mu? Hayır! Bir de güzel şiirim var size armağan. Britanyalı şair A.E.Housman’a ait. Şiirin adı ‘To An Athlete Dying Young/‘Genç Ölen Bir Atlete’
Erkenden sessizce giden akıllı çocuk
Şöhretin olmadığı sahalardan öteye
…
Sen büyütmeyeceksin şimdi
Şöhretin tadını kaçıranların bozgununu
…
Ve defne her ne kadar erken büyüse de
O gülden, daha çabuk solar
…
Vedat Ahsen Coşar
