KOVBOY FİLMLERİ!

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, Genel Kurulunuzun başarılı geçmesini, Birliğiniz için, yargı teşkilatımız için iyi sonuçlar getirmesini diliyorum.

‘Ucuz sinemalara giderim, / Cebimde fazla para oldukta / Otururum koltukta. / Kovboy filmlerine biterim: / Kızı hesaba katma, / Artistler yalnız erkek. / Şarkı, çalgı, gürültü / Kavga, yumruk, tabanca / Yaşa, vur, kır sesleri / Çın çın öter salonda./ Sahneler basitmiş, basit / İncelik yokmuş, yok! / Kötüler ceza yer en sonda / Adalet var, iş onda! / Hak hukuk dağıtma yeri / Kovboy filmleri’

Bu dizeler usta şairimiz Behçet Necatigil’e ait. 1945 yılında yazmış. Yani 69 yıl önce. Adaletten şikayetçi olduğu için yazmış, o tarihte Türkiye’nin adalet ile ilgili sıkıntılarını bildiği için, yaşadığı için yazmış. Bu sıkıntılar, bu sorunlar bugün de devam ediyor. Yani Necatigil’in ‘Kovboy Filmleri’ şiiri hala güncelliğini koruyor.

Yapılan son kamuoyu yoklamalarında çıkan sonuçlar da bunu doğruluyor.

Adaleti aramak, görmek ve bulmak için kovboy filmlerine gitmek gerekiyor yani. O gün ve bugün olduğu gibi, adalet duygusu, vicdan, özgürlük anlayışı yerine, devlet güvenliğini esas alan, evrensel ilke ve değerleri ıska geçen, iktidar ekseninde hukuka yaklaşan zihniyet devam ettiği sürece, adalet de, bağımsız ve tarafsız yargı idesi de hayal olmaya ve aranmaya devam edecek demektir.

Bu ülkede, yani Türkiye’de, adalet dağıtmak için, mahkemeler var. Yargıçlar, avukatlar, savcılar var. Peki, ama neden adalet dağıtımında sıkıntı var? Bir ülkede mahkemelerin olması, yargıçların, avukatların, savcıların olması, bir başına adaletin var olduğunu ve iyi işlediğini göstermediği için sıkıntı var. Bir ülkede mahkemelerin, yargıçların, avukatların, savcıların olması, adalete sadece şans tanıdığı ve o şans iyi kullanılmadığı için Türkiye’de adalette sıkıntı var.

Evet! Siyaset kurumu adalet teşkilatının çok fazla içinde. Hukuk fazlasıyla siyasallaştırılmış durumda. Yani hukukun, adaletin bugünkü durumundan, daha doğrusu düştüğü, düşürüldüğü durumdan en başta siyaset kurumu sorumlu.

Peki! Biz avukatlar, yargıçlar, savcılar bu durumdan sorumlu değil miyiz?

Nazım Hikmet’in dediği gibi ‘… kabahat senin, – demeğe de dilim varmıyor ama – kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!’

Kabahatin çoğu bizim! Adalet dağıtımının asli özneleri yargıçlar, savcılar, avukatlar olduğu için kabahatin çoğu bizim.

İşini en iyi şekilde yapan yargıçlarımız, savcılarımız elbette var. Siz varsınız. Sizi tenzih ederek söylüyorum. Ama yapmayan, yapar gibi yapan yargıçlar da var. Herhalde onların işlerini iyi yapmaları için Mecelle’nin öğüdünü dinlemeleri, bu öğüdü içselleştirmeleri, yani o yargıçlarımızın ‘hakîm, fehîm, müstakim ve emîn, mekîn, metîn’ olmaları gerekir.

Peki! Avukatların nasıl olmaları gerekir? Yargılama aşamasında ‘Ben, konvansiyona iki şey sunuyorum: Gerçeği ve kafamı. Birincisini dinledikten sonra, ikincisi hakkında dilediğiniz gibi karar verebilirsiniz.’ diyen Marie-Antoinette’in avukatı Chaveau-Largarde gibi olmaları gerekir. Yani cesur olmaları, gerçeğin peşinde olmaları gerekir. Kuşkusuz böyle avukatlar da var. Yargılama faaliyetini demokratikleştiren unsur avukat olmakla, bunların sayısını daha da artırmamız gerekir.

Aynı şekilde halkın avukatları olan savcıların da cesur, iktidardan bağımsız olmaları, gerçeğin ortaya çıkmasının, adaletin gerçekleşmesinin takipçisi olmaları gerekir.

Ya aydınlar! Onlar nasıl olmalılar? Yazarıyla, çizeriyle, gazetecisiyle, akademisyeniyle, siyasetçisiyle, onlar da, Orhan Pamuk’tan önce Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan ilk Müslüman yazar olan Necip Mahfuz’un söylediği gibi olmalılar;

Yani ‘Aydınlar, demokrasinin, özgür düşüncenin, modernitenin, adalet gibi, insanlık onuru gibi üstün değerlerin sözcüsü olmak zorundadırlar. Aydınlar, olanakları ölçüsünde, güçleri dahilinde bunları yaymalıdırlar. Yazar kalemiyle, gazeteci sesiyle, siyasi partiler, sendikalar ellerindeki bütün olanaklarla bunları yapmalıdırlar. Aydınlar, hümanizmayı güçlendirecek tüm yollardan yürümelidirler. Çünkü umut o yollarda saklı…’

Değil ise ne mi olur? Usta şairimiz Behçet Necatigil’in dediği gibi olur. Yani ‘her şey yarım, yarim’ gibi olur. Bugün olduğu gibi yarın da; ‘demokrasi de, adalet de, hak ve özgürlükler de yarım, iktidarıyla, muhalefetiyle siyaseti de yarım, yargısı, bürokrasisi, üniversitesi, aydını da yarım’ olur.

Sözlerime Behçet Necatigil ile başladım, yine onunla son vereceğim; ‘Umut ya sizsiniz, ya da umutsuzsunuz’

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

(Bu konuşma ‘Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar Birliği’nin 08 Haziran 2014 günü Ankara’da yapılan Genel Kurul’unda yapılmıştır)

Yorum Yaz