BAY KERNER’İN ÖYKÜLERİ!
Eserlerinde modern toplumun yapısını eleştiren, insanın haksızlıklara ortak olmadan toplumda yaşayamayacağını ileri süren Alman oyun yazarı Bertolt Brecht’in önemli eserlerinden birisi de ‘Bay Kerner’in Öyküleri’dir.
Bu öykülerden birisinde Bay Kerner, bir gün vadide yürürken, birden ayaklarının suyun içinde olduğunu fark eder. Önce bu durumu çok önemsemez. Ne var ki suyun giderek yükseldiğini görür. Suyun çok fazla yükselmeyeceğini düşünür ve bu durumu umursamaz. Suyun giderek yükselmesi ve çenesine kadar gelmesi üzerine paniğe kapılır. Kayık bulmak umudu ile çevresine bakar. Kayık bulmaktan umudunu kesmesi ve suyun boyunu aşmaya başlaması üzerine yüzmeye başlar. Ve anlar ki, kayık kendisidir.
Evet! Kayık biziz. Kayığın kendimiz olduğunu anlamamız için her şeyden önce hemen her konuda ve alanda kendi kendine yeten, özgür, özerk, bağımsız bir birey olmak zorundayız.
Hepimiz ‘ben olmak” ve ‘biz olmak’ üzerine çok şey okumuş ve dinlemişizdir. Ama çoğumuz ‘ben olmayı’, yani özgür, özerk ve bağımsız birer birey olmayı es geçmiş, ‘ben olmayı’ bencillik olarak görmüşüzdür.
Oysa ‘ben olmak’ bencillik değildir. ‘Biz olma’ sürecinin başlangıç noktasıdır. Zira ‘ben’ olmadan, ne ‘birey’ olabiliriz, ne de ‘biz’ olabiliriz. ‘Ben olmadan’, ‘biz olursak’ eğer, ‘sürüden biri’ oluruz.
Özgür, özerk, bağımsız bir birey olamaz isek eğer, kendimizi bir kabile veya bir cemaat ya da bir örgüt liderine, içinde bulunduğumuz sistemin subjektif tercihlerine terk ederiz.
Öyle olunca da, birileri tarafından ele geçirilmeye, işgal edilmeye, yönetilmeye, yönlendirilmeye, bir şeyler için kullanılmaya hazır hale geliriz.
Kendimize rehberlik edecek, yönümüzü, amaçlarımızı belirleyecek bir siyaset ve yaşam felsefemiz, vizyonunuz yoksa eğer, yaratamayız.
Yaratamadığımız zaman da, Erich Fromm‘un söylediği gibi, yıkarız. Zira ‘yaratamayan insan yıkar.’
V.Ahsen Coşar
