KENDİNİ BİL!

“Mal mülk edinmekten, şan ve şöhreti önemsemekten utanmıyorsunuz, ama ruhunuzla ilgilenmekten kaçınıyorsunuz.” Bu sözler bilge Sokrates’e ait. Ünlü savunmasında söylüyor bunları.

Michel Foucault’nun “Benlik Teknolojileri” isimli eserinde ifade ettiği üzere, insanın ruhu ile ilgilenmesi, yaşam felsefesinin iki temel ilkesini içerir: Bunlardan birincisi “kendine dikkat etmek/kendine özen göstermek”, ikincisi ise “kendini bilmek/kendini tanımak” ile ilgilidir.

Bu iki ilkeden insanın kendisine özen göstermesini, ilgi göstermesini emreden “kendine dikkat etmek/kendine özen göstermek” ilkesi, bir tefekkürden daha çok bir eylem, bir teknik olan “kendini bil/kendini tanı” ilkesine anlam ve işlerlik kazandırır.

Her iki ilke de “ben’in inşası” ile ilgilidir. Çok daha sonraları Hıristiyanlık öğretisi tarafından uygulanan nefsin köreltilmesi, dünyevi arzulardan kurtulmak için tefekküre dalmak, ruhani yöneticilere mutlak itaat etmek, kefaret süresinin sonunda günah çıkarmaya hazırlık olarak vicdanı sorgulamak gibi öz-inceleme tekniklerinin tarihi, insancıl bir öz-çözümleme kavramı geliştirmiş olan Stoacı felsefeye kadar uzanır.

“Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu/Kendini tanıyan Rabbini tanır” diyen Hadis-i Şerif’te ifade edildiği üzere, “kendini bil/kendini tanı”’ ilkesinin İslami öğretide de özel bir yeri ve anlamı vardır. Yunus Emre’nin ‘İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır’ dizeleriyle ifade ettiği “kendini bilmek/kendini tanımak” ilkesi, İslam tasavvufunun da özüdür.

Gerek tasavvuf, gerekse Stoacı felsefenin uyguladığı bu tekniklerin amacı, kişinin bu dünyanın gerçekleriyle daha etkili biçimde baş edebilmesini sağlamaktır. Diğer bir deyişle amaç, insanın kendisini öteki dünyaya değil, bu dünyaya hazırlamasıdır. Yani insanın sağlıklı, düzenli ve ahlaklı yaşamın erdemlerini kavraması, benliklerinin efendisi olmanın bir yolu olarak sükûtu ve dinleme sanatını öğrenmesidir.

“Alkibiades I” isimli eserinde Platon, bilge Sokrates’in henüz kamusal ve siyasal yaşamına başlamak üzere olan, halkın önünde konuşmayı ve sitede dilediği her şeyi yapabilecek güçte olmayı isteyen genç öğrencisi Alkibiades’i, gelecekteki kamusal yaşamın sorumluluklarına hazırlamak için ona “kendine dikkat etme/kendine özen gösterme” ve “kendini bilme/kendini tanıma” tekniklerini öğretişini anlatır.

Yazılış tarihi kesin olarak belli olmayan, sanal bir Platonik diyalog olması da olası olan “Alkibiades I” diyalogunun temeli, tüm Platoncu felsefenin de çıkış noktasını oluşturan “kendine dikkat etme/kendine özen gösterme” ve “kendini bilme/kendini tanıma” ilkelerine dayanır.

Çok uzun olan bu diyalogun önemli kısmı şöyledir;

Sokrates: Kendisinin ne olduğunu bilmek kolay bir şey midir? Ve o “kendini bil” yazısını Delphi tapınağına yazan insanı ciddiye almamalı mıyız? Yoksa kendini bilmek herkesin elinde olmayan güç bir şey midir?
Alkibiades: Kendini bilmenin herkesin elinde olduğunu çok kere düşündüm, ama bunun çok zor bir şey olduğunu da düşündüm.
Sokrates: Zor olsun, kolay olsun, başka bir yol yok. Kendimizi bilirsek, kendimizle nasıl ilgilenebileceğimizi de biliriz. Bu bilgi olmazsa, kendimizle ilgilenmek mümkün olmaz.
Alkibiades: Doğru.
Sokrates: Kendi varlığımız nedir? Bunu nasıl bulabiliriz? Bunu bulursak ne olduğumuzu da biliriz, ama eğer onu bulmazsak, ne olduğumuzu asla bulamayız.
Alkibiades: Haklısın.
Sokrates: Başkalarına ait olan şeyleri bilmez isek, şehre ait şeyleri de bilemeyiz.
Alkibiades: Elbette.
Sokrates: Böyle bir adam şehir işlerini idare eden bir adam olamaz.
Alkibiades: Olamaz.
Sokrates: Ne yaptığını bile bilmez.
Alkibiades: Evet, bilmez.
Sokrates: Bilmeyen yanılmaz mı?
Alkibiades: Elbette yanılır.
Sokrates: Yanılınca da hem kendine, hem de şehre kötü davranmaz mı?
Alkibiades: Elbette.
Sokrates: Kötü davranınca mutsuz olmaz mı?
Alkibiades: Elbette.
Sokrates: Peki ya ilişki kurduğu, birlikte olduğu kimseler?
Alkibiades: Onlar da mutsuz olur.
Sokrates: Öyleyse, bilge ve iyi olmadıkça kimse mutlu olamaz.
Alkibiades: Evet kimse olamaz.
Sokrates: Demek ki kötü insanlar mutsuzdur.
Alkibiades: Evet.
Sokrates: Mutlu olmak için, şehirlerin, ne duvarlara, ne üç sıra küreklilere, ne tersanelere, ne de nüfusa ve geniş arazilere ihtiyacı vardır. Gerekli olan şey erdemdir, öyle değil mi?
Alkibiades: Evet öyle.
Sokrates: O halde şehir işlerini iyi görmek istiyorsan, şehirlilere erdem aşılamalısın.
Alkibiades: Kuşkusuz.
Sokrates: Peki, kişi kendinde olmayan bir şeyi başkasına verebilir mi?
Alkibiades: Nasıl verebilir ki?
Sokrates: Öyleyse önce sen erdem edinmelisin; bu, yalnız kendinle ve kendine ait şeylerle değil, fakat aynı zamanda, şehirle ve şehre ait şeylerle de ilgilenmen demektir, zira onları idare etmek isteyen kişiye bu gerekir.
Alkibiades: Doğru söylüyorsun.
Sokrates: Eğer eğri davranırsan, gözlerin karanlığa ve kötülüğe yönelir. Karanlıkta olursan, kendinle ilgili olarak cehalet içinde olursan, ihtimaldir ki, yapacağın iş de kötülük olur.
Alkibiades: Öyle olur.
Sokrates: Bir şehirde erdem yoksa kötülükler önlenemez.
Alkibiades: Kuşkusuz.
Sokrates: Alkibiades, mutlu olmak için, senin de, şehrin de edinmesi gereken şey iktidar değil, erdemdir.

Yani tam da şairin dediği gibi;

“Çünkü her şey bu yoldur
Bu yol hayat yoludur
Ve bu yoldan geçerek
Cümle gülzare gelir!”

Bu yol erdem yoludur, erdemin yoludur.

V.Ahsen Coşar