DURUŞMA SALONUNDA AVUKATLARI DİNLEME VE GÖZETLEME!
Kamuoyu tarafından ‘Balyoz’ olarak bilinen davada, Anayasa Mahkemesi hak ihlali olduğu yönündeki bireysel başvuruları haklı bularak kabul etti. Anayasa Mahkemesi’nin gerek bu davada, gerekse daha önce karara bağladığı ‘Ergenekon’ davasında verdiği kararlar, bu mahkemeye bireysel başvuru yolunun açılmasının ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.
Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlıklarım döneminde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34.maddesinde düzenlenen ‘Bireysel Başvuru/Anayasal Şikayet’ yolunun açılmasına verdiğim destek nedeniyle beni eleştirenler, umarım Anayasa Mahkemesi’nin yüz ağartan, hak duygusu olan herkesi sevindiren bu kararları sonrasında mahcup olmuşlardır.
Anayasa Mahkemesi’nin ‘Balyoz’ ismiyle bilinen davada verdiği kararda, hak ihlali tespit ettiği hususların başında; Yargıtay tarafından onanan yerel mahkeme kararında hükme esas alınan ‘dijital delillerin güvenilmezliği: savunma tanıklarının dinlenilmemesi: yargılamanın yapıldığı duruşma salonunda sanık avukatlarının oturdukları bölüme tavandan aşağıya doğru sarkıtılmış, dört/beş metre uzunluğunda, ucunda ses ve görüntü alma cihazlarının bulunduğu kabloların yerleştirilmiş olması nedeniyle savunma hakkının kullanılmasının engellenmesi’ gelmektedir.
Yüksek Mahkeme’nin, insan hakları kapsamında bulunan adil yargılanma ilkesinin ve bu ilke kapsamında olan savunma hakkının korunması yönünden son derece önem, anlam ve değer taşıyan bu kararına dayanak ve gerekçe olarak aldığı hususlar arasında yer alan, yargılamanın yapıldığı duruşma salonunda sanık avukatlarının oturdukları bölüme “tavandan aşağıya doğru sarkıtılmış, dört/beş metre uzunluğunda, ucunda ses ve görüntü alma cihazlarının bulunduğu kabloların yerleştirilmesi” olgusu, benim Başkanı olduğum Türkiye Barolar Birliği yönetimi tarafından, yargılamayı yapan İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazılan ve aşağıda bir örneği sunulan 21 Haziran 2011 tarih, II-1/3529 sayılı dilekçeyle şikayet konusu yapılmıştır.
Savunma hakkına yönelik ağır bir saldırı niteliği taşıyan bu durum, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi tarafından ‘İnsan Hakları Günü’ nedeni ile 10 Aralık 2011 tarihinde düzenlenen “Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Katalog Suçlar” konulu etkinlikte ve yine 03 Nisan 2012 tarihinde yapılan 2012 yılı ‘Avukatlar Haftası’nın açılışında yaptığım konuşmalarda da ifade edilmiştir.
Tarihe not düşmek, Türkiye Barolar Birliği’nin 2009-2013 dönemi yönetiminin hakkını teslim etmek adına, bu şikayet dilekçesinin bir örneğini aşağıda siz değerli okuyanlarımın bilgisine sunuyorum.
İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi Sayın Başkanlığı’na,
Birliğimize intikal eden ve bir örneği de Sayın Mahkemenize sunulan 14.06.2011 tarihli örneği ekli dilekçenin içeriğinden; Mahkemenizin 2010/283 E.sayılı dosyasının yargılamasının yapıldığı duruşma salonunda sanık avukatlarının oturdukları bölüme “tavandan aşağıya doğru sarkıtılmış, dört/beş metre uzunluğunda, ucunda ses ve görüntü alma cihazlarının bulunduğu kabloların yerleştirildiği” anlaşılmaktadır.
Sayın Mahkemenizce de takdir edileceği üzere bu uygulama, ulusal ve uluslararası düzeyde koruma altında olan avukat/müvekkil ilişkisinin gizliliği ilkesine, adil yargılanma hakkı ile bu hak kapsamında bulunan savunma hakkına, evrensel nitelikteki savunmanın özgürlüğü, bağımsızlığı, dokunulmazlığı ilkelerine aykırıdır. Şöyle ki;
1- Sayın Başkanlığınızın malumları olduğu üzere, on iki ülkenin baro temsilcilerinin 28.10.1988 tarihinde Strazburg’da yaptıkları toplantıda oybirliği ile kabul ettikleri Avrupa Birliği Barolar Konseyi Meslek Kurulları ile yine Avrupa Birliği Bakanlar Komitesinin Avukatların Özgürlüğü Metni, Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen ve Havana Kurulları olarak da bilinen Avukatların İşlevlerine İlişkin Temel İlkeler çerçevesinde; “hukuka saygı ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumda önemli bir role sahip olan Avukatın görevi, yasanın çizdiği sınırlar içinde sadece vekalet görevini özenle yerine getirmekle sınırlı olmayıp, hem adalete ve hem de hak ve özgürlüklerini savunmakla yükümlü olduğu yargılamaya tabi kişiler için vazgeçilmez değerdedir.”
2- Ülkemizin de taraf olduğu Avukatların İşlevlerine İlişkin Temel İlkeler’in/Havana Kuralları’nın 16/a-c maddesi hükmüne göre, gerek hükümetler, gerekse yargı organları ile diğer kamu kurum ve kuruluşları avukatların; “hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmelerini, kabul görmüş meslek ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka bir yaptırımla sıkıntı çekmemelerini ve tehditle karşılaşmamalarını sağlamakla yükümlüdürler.”
3- Benzer bir düzenleme Avukatlık Kanunumuzun 2/3.maddesinde mevcut olup buna göre de gerek yargı organları, gerekse diğer kamu kurum ve kuruluşları avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadırlar.
4- Yine Havana Kuralları’nın 22.maddesi hükmüne göre yargı organları ve hükümetler; “avukatlar ile müvekkilleri arasında mesleki ilişkiler kapsamındaki bütün haberleşme ve görüşmelerin gizli olduğunu kabul eder ve buna saygı gösterir.”
Diğer taraftan uygulamaya dayanak gösterilen güvenlik hakkı her ne kadar diğer temel hak ve özgürlükler kadar önemli ve değerli ise de, bu amaçla alınacak önlemlerin belirlenmesinde ve uygulamaya konulmasında, özgürlük ve güvenlik arasındaki gerilimli alanda makul bir dengenin kurulması, temel hak ve özgürlükler hukuken normatif bir statüye sahip bulunmakla, bu hak ve özgürlüklerin kullanılması ile güvenlik hakkının korunması arasında kurulması gereken dengeye uyulup uyulmadığı hususunun etkili bir denetime tabi tutulması ve yine bu dengenin hiçbir şekilde adil yargılanma hakkını, savunma hakkını, savunmanın özgürlüğünü, bağımsızlığını ve dokunulmazlığını kapsayan temel hak ve özgürlüklerin aleyhine olmaması, bu hak ve özgürlüklerin özünü zedelememesi gerekir. Zira hukuk devletini, otoriter veya yarı-otoriter rejimlerden ayıran husus, hukuk devletinin adil yargılanma hakkını, savunma hakkını, savunmanın özgürlüğünü, bağımsızlığını ve dokunulmazlığını da kapsayan temel hak ve özgürlüklere sıkı şekilde bağlı bulunması ve bu statünün kural olarak güvenlik de dahil olmak üzere başkaca menfaatlerle takas edilmemesidir. Kaldı ki, denge kavramının kendisi fazlasıyla muğlak ve izafi bir kavram olmakla, denge kurma anlayışı, zamanla temelsiz, kimi durumlarda dayanaktan yoksun ve sonuç itibariyle her şeyin tartılabilir olduğunu kabul eden bir rölativizme yol açma ve yine her türlü iktidara hak ve özgürlükleri dilediği gibi ve etkili hiçbir karşı denetim olmaksızın sınırlandırma olanağını verme tehlikesini de beraberinde getirir. O nedenle ihtiyaç duyulan güvenlikle ilgili her türlü önlemin adil yargılanma hakkını, savunma hakkını, savunmanın özgürlüğünü, bağımsızlığını, dokunulmazlığını, avukat/müvekkil ilişkisinin gizliliğini koruyacak biçimde alınması gerekir.
Bütün bu nedenlerle ve Avukatlık Kanunu’nun 121.maddesinin 13, 14 ve 18. fıkralarının Birliğimize verdiği görev ve yetkiye dayanarak Sayın Mahkemenizden; mahkeme salonunuzda kurulu olan “tavandan aşağıya doğru sarkıtılmış, dört/beş metre uzunluğunda, ucunda ses ve görüntü alma cihazlarının bulunduğu kabloların” kaldırılmasını, bu suretle avukat meslektaşlarımızın savunma görevlerini özgürce, görevin gerektirdiği gizlilik ve güven içerisinde yapmalarına olanak sağlamasını, ihtiyaç duyulan güvenlikle ilgili önlemlerin bütün bu hak ve özgürlükleri zedelemeyecek biçimde alınmasını saygı ile arz ve talep ederiz.
Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Adına
Av.V.Ahsen Coşar
Not:
Bu yazının bir örneği Avukatlık Kanunu’nun 121.maddesinin 13, 14 ve 18. fıkralarının Türkiye Barolar Birliği’ne verdiği yetkiye dayanılarak Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Sayın Başkanlığı’na gönderilmiş ve anılan mahkeme salonunda kurulu olan “tavandan aşağıya doğru sarkıtılmış, dört/beş metre uzunluğunda, ucunda ses ve görüntü alma cihazlarının bulunduğu kabloların” kaldırılmasını, bu suretle avukat meslektaşlarımızın savunma görevlerini özgürce, görevin gerektirdiği gizlilik ve güven içerisinde yapmalarına olanak sağlaması, ihtiyaç duyulan güvenlikle ilgili önlemlerin bütün bu hak ve özgürlükleri zedelemeyecek biçimde alınması istenilmiştir.
V.Ahsen Coşar
