DENEMELER – (X)

KLAS KADIN VE KLAS ERKEK OLMAK!

Bütün güzel kadınlar zannettiler ki / Aşk üzerine yazdığım her şiir / Kendileri için yazılmıştır’ diyor Orhan Veli. Doğrudur. O şiirlerin bir kısmı iş olsun diye, bir kısmı da klas kadınlar için yazılmıştır. ‘Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular’ diye yazan Attila İlhan’a göre de klas kadın, yok olan değil, var olan kadındır. Kim ya da kimlerdir, bu uğruna şiirler yazılan, var sayılan klas kadın veya kadınlar?

Edebiyatımıza Salkım Hanımın Taneleri, Güz Sancısı, Üç Aliler Divanı, Mevsimler Eskidi Biraz, Ezan Vakti Beethoven gibi seçkin eserler kazandıran değerli edebiyat ve siyaset adamı Yılmaz Karakoyunlu’nun, yıllar önce klas kadınla ilgili olarak gazetesindeki köşesinde yazdığı bir makalesi var.

Anımsayabildiğim kadarı ile bu yazısında Karakoyunlu, Fransızların dünya edebiyat ve fikir dünyasına sunduğu değerli isimlerden olan Moliere’in, La Rochefoucauld’nun paylaştıkları bütün değerlerin özünde, akıllı olmanın sert, fakat zorunlu kabulü olduğunu belirtiyor ve devamında, bu kabulü çekici Fransız kadınlarının keyfi için değil, yüzyıllar içinden süzülüp gelen klas kadınlar için kullandıklarına vurgu yapıyordu.

Aynı yazısında Karakoyunlu, üç yüz yıl sonra Amerikalıların klas kadın tanımına farklı standartlar getirdiklerini, getirilen bu standartların, yaşanan zamanın değerlerine uygun olduğu kadar, klas kadın kavramının özüne ve klasik tanımına da uygun olduğunu ifade ediyordu. Bu bağlamda, dünya yıkılsa umurlarında olmayan, bazen açık sözlü, bazen küstah, bazen de kabadayı olan pragmatist Amerikalıların dahi, yaptıkları tanımlamalar ve getirdikleri standartlarla, kadınların en önemli vasıfları olan ve kadim tarihten bu yana hemen hemen hiç değişmeyen dürüstlük, ahlakilik ve güvenilirlik değerlerine itibar ettikleri anlaşılıyordu.

Karakoyunlu’nun bu yazısını okuduktan sonra, yazısında göndermede bulunduğu Uschi Fellner’in ‘Klas Kadın’ isimli kitabını gidip hemen almış ve bir gecede okumuştum.

Fellner kitabında, kadını klas, güzel ve alımlı yapan özelliklerin, iş ve özel hayatında başarılı kılan nedenlerin neler olduğunu açıklar, klas kadın olmanın kodlarını verir. Fellner’in kitabı, kitabında yaptığı tespitler, günümüzün klas kadın tanımı ve iddiaları için de son derece önemli, değerli ve doğru tespitleri içerir. Öyle ki, Fellner’in portresini çizdiği klas kadın klasiği, sadece dış görünüşte mükemmel olabilmenin yol ve yöntemlerini değil, kişilikte mükemmel olabilmenin asgari koşullarını da resmeder.

Fellner’e göre, çehrede güzellik, vücutta endam, tavırlarda incelik, ilişkilerde mesafesizlik, cömertlik ve kıvraklık gibi özellikler, gerek iş hayatında, gerekse özel yaşamda şanslı kadın olmak yönünden önemli etkenlerdir. Ama bütün bu özellikler, kadını klas yapmaz. Zira klas kadın olmak, sadece kıyafet, marka, parfüm işi olmadığı gibi, lüks yerlerde yemek, içmek, lüks arabalara binmek, marka otellerde veya yurt dışında tatil yapmak değildir.

Kaliteye önem vermek, kaliteli ilişkiler kurmak ve geliştirmektir, her alanda bunun gereklerini yerine getirmektir. Zira kalite, hem hayata bir bakış, hayata karşı bir duruş, hem de insanın kendisine verdiği değeri gösteren bir şeydir. Bu bağlamda, gidip gelinen yerler, kullanılan giyim eşyaları, var ise araba, oturulan ev, alışkanlıklar, beğeniler, ilişkiler, insanın kendi kalitesini, yaşam standardının kalitesini gösteren önemli unsurlardır. Esasen insan, her şeyin en iyisine, en güzeline layıktır.

Çok eski zamanlardan bu yana, en güzel, en iyi, en pahalı vb. gibi sıfatlar yüklenen ve teknik yönden kabul edilebilir sınırlar içinde olan spesifikasyonlar ile optimum ölçüler çerçevesinde tanımlanan kalite, günümüzde bir yaşam biçimi/stili, paylaşıldıkça ve yaşandıkça artan bir değer, evrensel bir bütünleşme köprüsüdür.

Üretimde olsun, tüketimde olsun, kalitenin elbette bir kullanım ve pazar değeri vardır. Ekonomik bu girdilerin ve çıktıların dışında, kalite, yönetimde de önemli ve etkili bir değerdir. ‘Toplum bireylerden değil, ilişkilerden oluşur’ diyor Marks. Hem buna, hem de yönetimin temelinin insan ilişkilerine dayanmasına göre bu ilişkilerin kalitesi elbette çok önemlidir. Tanınmış yönetim dehası Stephen R.Covey’in ifade ettiği üzere, gerek ekonomik, gerekse ticari olarak ‘ürün ve hizmetlerin kalitesinin gelişmesi, ilişkilerin kalitesinin gelişmesine’ bağlıdır. Yani yönetenler ile yönetilenlerin ilişkilerinin kalitesi, ürünlerin de, hizmetlerin de, yönetimin de kalitesini doğrudan etkileyen bir faktördür. Ürün ve hizmetlerin kalitesinin gelişmesi, sadece yönetim düzeyindeki ilişkilerin kalitesinin niteliğine değil, aynı zamanda müşterilerin gerek birbirleriyle, gerekse o ürün ve hizmeti üreten ve pazarlayanlarla olan ilişkilerinin kalitesindeki düzeye de bağlıdır.

Konumuzun bir bölümü klas kadın olmakla, kadını kelimenin tam anlamıyla klas yapan en önemli ölçü, zarafetidir, terbiyesidir, dürüstlüğüdür, ahlaklı ve güvenilir olmasıdır. Karakoyunlu’nun beni bu yazıyı yazmaya motive eden makalesinde ifade ettiği gibi, ‘Hava’nın incir yaprağı, pembe tayyörden daha etkili bir klas kadın kıyafeti ve klasiğidir.

Kuşkusuz bütün bunlar sadece klas kadın olmanın değil, klas erkek olmanın da asgari vasıflarıdır. Erkeği erkek yapan, uygar yapan, kaliteli yapan, erkekliği değil, kadına verdiği değerdir. Kadına gösterdiği sevgi, duyduğu saygıdır. Açık sözlü, dürüst, ahlaklı ve güvenilir olmaktır.

Yani şu fıkradaki gibi olmak değildir erkeklik. ‘Atlantik okyanusu üzerinde uçan uçak, sürekli olarak hava boşluklarına düşmekte, sert esen rüzgarın ve yağan şiddetli yağmurun da etkisiyle sarsılmakta, yolcularına korku yaşatmaktadır. Bütün bunlar devam ederken uçağın kanadına düşen yıldırım yolcuların daha büyük bir korku ve hatta bir panik yaşamalarına neden olur. Yolcular arasında bulunan bir kadın, herkesten daha fazla korkuya kapılır, ayağa fırlar ve ‘Bu genç yaşta ölmek istemiyorum. Ama eğer öleceksem, son anlarımın unutulmaz olmasını isterim. Bugüne kadar hiçbir erkek kendimi gerçek bir kadın gibi hissetmemi sağlamadı. Bu uçakta bana bunu hissettirecek kimse yok mu’ diye bağırmaya başlar. Kadının bu sözleri üzerine uçakta herkes susar, yaşanmakta olan tehlikeyi ve korkuyu unutur, tüm dikkatler kadının üzerinde toplanır. Tam bu sırada en arkada oturan iri yarı, sert bakışlı bir adam ayağa kalkar, gömleğinin düğmelerini çıkarmaya başlar ve kadına doğru yürür. Kimse kıpırdamaz, kimse konuşmaz, herkes dur bakalım ne olacak modunda olan biteni seyretmektedir. Adam kendisine iyice yaklaşınca kadını bir heyecan sarar. Vücudunu ateş basar. Nefes almaları sıklaşır. Adam gömleğini tamamen çıkarır ve kadına uzatarak: – ütüle şunu – der.’

Sözü klas kadından başlayarak klas erkeğe kadar getirdik. Murathan Mungan’ın önce erkek, sonra solcu olan, böyle olduğu için de ne erkek, ne de solcu olamayan ‘Kezban’ın Eşitlik Şarkısı’ isimli ironik şiiri ile sürdürelim yazımızı.

Sarsmasın diye hiçbir şey
Erkeklik imparatorluğunu
Kendileri yazmışlar
İnsanlık hukukunu
İster cahil olsun, ister okumuş
Hak yolunda dokuz yoldan kovulmuş
Aydın olmuş çilelerle yoğrulmuş
Anlatamazsın gene kadınlık durumunu
İster doktor olsun, ister mühendis
İster yazar olsun, ister oyuncu
İnanmış görünse de eşitliğe
Gönül vermiş olsa da yeni bir düzene
İstemez sarsılsın efendilik kurumu
İster aydın olsun, ister futbolcu
Bir erkek önce erkektir, sonra solcu
İster aydın olsun, ister futbolcu
Bir erkek önce erkektir, sonra solcu’

Yani cinsiyet olarak erkek olan birileri için solcu olmak şart ise eğer, bu birilerinin önce insan, sonra solcu, sonra erkek olmaları gerekir. İnsan olmak için, solcu olmak için, erkek olmak için; kadına değer vermek, aklın ve ahlakın cinsiyeti olmadığını bilmek, birilerinin adamı olmamak, yalan söylememek, ahlaklı ve dürüst olmak, sahici olmak, vicdan sahibi olmak, adaletli olmak, insanların haberi dışında fotoğraflarını çekip orada burada bunları yayımlamamak, onun bunun aleyhinde sahte isimlerle klavye delikanlılığı yapmamak ve yaptırmamak, ona buna iftira atmamak, attırmamak gerekir. Böyle olmadıktan sonra, ister İtalyan modasını takip etsin, ister Armani’den giyinsin, fark etmez. Mevlana’nın dediği gibi olur sadece. Yani ‘üzerinde elbiseleri olur, ama içinde insan olmaz!’ Yani erkek olur belki, ama adam olmaz, klas erkek hiç olmaz.

Çağdaş sofistler gibi orada burada büyük büyük laflar etmek de sizi klas erkek yapmaz. O sözlerinizin altında kalırsınız zira. Bir de manileriniz var ise eğer, kendinizi Nietzsche’nin ‘üstün insanı’ sanıyorsanız eğer, çevrenizde çok fazla yalakanız var ise eğer, siz bunu göremezsiniz. En erkek, en solcu, en avukat, en yargıç, en savcı, en doktor, en mühendis, en müdür, en genel müdür, en yazar, en oyuncu, en siyasetçi, en futbolcu, en başkan, en profesör, en doçent vb. olsanız da bir şey yazmaz. Ellerinizin temiz olması da – eğer öyle ise – bir şey ifade etmez. Zira Özdemir Asaf’ın dediği gibi ‘Kirli eller daha temiz. / Temiz elli / Kirli gönüllerden …

Özdemir Asaf dedik, onun ‘Sesin Yargılanışı’ isimli güzel bir şiirini ‘klas kadın ve klas erkeklere’ ithaf edelim ve sözü burada bitirelim.

Savunmadan kendini, / Başı dik / Dinlemiştir duruşmayı, / Susmacasına. / Kim tutuklasa, / Ne kadar tutuklansa / Hep kaçmayı başarmıştır, / Kurtulmamacasına. / Hep egemen, özgür kalmış, / Tutsak almıştır güzelliği.. / Aşkı sürgüne göndermiştir yataklara, / Kamçılarcasına. / Yaşlandıkça anlamlaşan, / Anıları unutulmaktan koruyan / Bir ulu bekçi, göze karşı, / Uyumamacasına. / Bir çiçek, hiç solmayan, / Hiç koparılamayan, / Hiç yalanı olmayan, / Sonsuzcasına.’