DENEMELER (XXI)

Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe.’ Balzac

ÇUBUK BARAJI

Şükrü Salkaya. Meslektaşım, ağabeyim, üstadım, sevdiğim, saydığım, değer verdiğim bir insan. Güzel insan, gülmesini, güldürmesini bilen, sözü hoş, kendisi hoş bir insan. Bugün öğlen Kocatepe Cami’ne cenazesine gittim. Avukat olan, haza hanımefendi olan eşi Sevgi Hanıma, Bilkent Üniversitesinde hocası olduğum kızı Elife baş sağlığı diledim. Rahmetli Şükrü Ağabeyim için dua ettim. Allah gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Cenaze merasiminden sonra kendimi yine gezmeye götürdüm. Çubuk Barajı’na. En son on yıl evvel gitmiştim. Aradan geçen on yılda çok şey değişmiş. Hasköy’den çıkıp Hava Alanı istikametine giden yolda, eskiden Çubuk Barajı levhası vardı. Şimdi yok. Diğer istikametleri de gösteren küçücük bir Baraj Mahallesi levhası var. O karışıklık içinde baraja giden yolu zor buldum.

Cumhuriyet’in ve Ankara’nın tarihini az çok bilenler, Ankara’nın kuzeyinde, 10-11 kilometre uzağında bulunan Çubuk Barajının, Cumhuriyet’in ilk barajı olduğunu, Ankara’nın içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak üzere, Atatürk’ün emriyle yapıldığını bilirler.

Ankara’nın simgelerinden olan, pek çok Ankaralının acı tatlı anıları bulunan Çubuk Barajının, bende de güzel anıları vardır. Çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın, orta yaşlarımın, ileri gençlik yıllarımın anılarının gezindiği baraja o nedenle gittim.

Anılarım, yaşandığı gündeki tazeliğiyle kendisini koruyordu. Ama baraj yerinde durmuyordu. Baraj gölündeki su tamamen çekilmiş, adeta buhar olmuştu. Dolusavak yerinde duruyordu, ama ha yıkıldı, ha yıkılacak durumdaydı. O yukarılarda oturup semaverle çay içtiğimiz, gözleme yediğimiz, baraj gölüne hakim tepedeki çay bahçelerinin yerinde yeller esiyordu. Rakı içtiğimiz, kerevit yediğimiz tarihi Göl Gazinosu terk edilmiş her bina gibi iskelet haline gelmişti.

O göl gazinosunda, o tarihte Ankara Barosu Başkanı olan, benim de yönetiminde bulunduğum Sayın Önder Sav’ın önerisiyle 1985 yılında yaptığımız, belki de en güzel, en keyifli 14 Temmuz kutlaması olan (Ankara Barosunun kuruluş günü) gün aklıma geldi. Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer dedim içimden.

Çubuk Barajının bugünkü halini içim burkularak ve büyük bir hüzünle seyrettim. O zaman yolda neden ‘Çubuk Barajı’ levhasının olmadığını anladım. Olmayan barajın, elbette levhası da olmazdı.

Sonra aşağıya, bir zamanlar mangal yaptığımız, top oynadığımız, gezindiğimiz piknik yerlerinin olduğu alana indim. Oradaki piknik masalarından birisine oturdum. Çevrede benim gibi gezmeye gelen üç beş insan daha vardı. Hemen önümdeki çocuk bahçesinde, birkaç çocuk kaydırağa biniyor, salıncakta sallanıyordu. Çocukları seyrettim biraz. Üç beş sokak köpeği güneşin altında keyifle uzanmış yatıyordu. Bir tanesi biraz uzağımda yavrusuyla oynuyordu. İnsanlar gitmiş, burası köpeklere kalmış diye düşündüm. İnsanlar adına ne kadar üzüldü isem, köpekler adına da o kadar sevindim. Canımın sıkıntısından birkaç sigara içtim.

Sonra kalktım, Çubuk Barajını arkamda bıraktım, çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın, orta yaşımın, ileri gençlik yıllarımın anılarını ve hüznümü yanıma aldım, hayata yeniden karışmak üzere kent merkezine geri döndüm.

Yolda geri dönerken, edebiyatçılar tarafından George Orwell’in geleceğe ilişkin bir kabus senaryosu olarak nitelendirilen kült romanı ‘1984’ün Doğruluk Bakanı Winston Smith’in söyledikleri geldi aklıma. Şöyle diyordu Smith; ‘Kayıtlar ve bellekler neyi kabul ediyorsa, geçmiş odur. Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.’ Siyaset bilimcilerin ve psikologların ‘Gerçeklik Denetimi’ veya ‘Çiftdüşün’ dedikleri şey yani.

Ne alaka diyeceksiniz? Alakası şu; Cumhuriyete ait ne varsa, Atatürk’ün uygarlık adına, çağdaşlık adına, halk adına getirdiği ne kadar güzel şey varsa, onların hepsini yıkıyoruz ya. O’nun emriyle yapılan Çubuk Barajı da, sanırım o nedenle harabeye çevrilmiş olsa gerek. Yakında da yıkarlar herhalde. Yeni trend bu çünkü.  Kimseye haksızlık etmek istemem, ama böyle düşündüm.

Ne demek gerekir? Özdemir Asaf söylüyor içimizden geçenleri; ‘Geçse de umudun baharı yazı / Gözlerde kalıyor yaşanmış izi, / Kimseler kınamaz burada bizi / Ne varsa hesabı öder gideriz / Söyleyecek sözü olan anlatsın / İsterse içine yalan da katsın / Yeter ki kendinden bizden söz etsin / Yalanı doğruyu sezer gideriz / Neler gördük neler bu güne kadar / Daha gidilecek yerlerimiz var / Bizi buralarda unutamazlar / Kalacak bir türkü söyler gideriz

Evet! Rahmetli Atatürk sağ olsa, kendi emriyle yapılan Çubuk Barajının ne hale getirildiğini görse, herhalde böyle söylerdi. Yani ‘…Bizi buralarda unutamazlar / Kalacak bir türkü söyler gideriz’ derdi.

Biz ve bizim gibi olanlar, yani hem vefalı, hem de vicdan sahibi olanlar, Atatürk’ü unutmayız,unutamayız. Zira ‘O’, tek bir türkü değil, pek çok türkü söyleyip gitmiştir!

Biz o türkülerle büyüdük, onun için o türkülerin çocuğuyuz.

Ne mutlu bize!

Yorum Yaz