DENEMELER (XXII)

Şiddeti reddetmek, inancımın ilk maddesidir. Ve son maddesidir.’ Mahatma Gandhi

MÜSLÜMANLIK BU DEĞİL!

M.Ö.465-395 yılları arasında yaşayan, Atinalı tarihçi Thukydides, çağdaşı olan Herodotos ile birlikte tarih biliminin yaratıcılarından kabul edilir. ‘Pelopones Savaşları’ adlı tamamlayamadığı eserinde Thukydides, Atina ile Isparta arasında yıllarca süren savaşı anlatır. Aynı zamanda bir edebiyat şaheseri olan, şiirsel bir dille yazılan eser, Yunan şehir devletlerinin kendi kendilerini nasıl yok etmeye mahkum ettiklerinin trajik bir hikayesidir.

Atinalıların Ispartalılara verdiği ilk söylev eserde şöyle anlatılır: ‘İmparatorluk bize sunulduğunda, önce bunu kabul edip, sonra bırakmayı kabul etmemekle, insan doğasına aykırı, olağan dışı bir şey yapmadık. Güvenlik, onur ve öz çıkarlarımız gibi çok güçlü nedenler, bizim bunu yapmamızı engelledi. Zayıfın her zaman güçlünün boyunduruğuna girmesi bir kuraldır ve biz bu gücü hak ettik. Şu ana kadar, siz de bizim bunu hak ettiğimizi düşünüyordunuz, ama şimdi kendi çıkarlarınızı hesap edince, doğru veya yanlış diye konuşmaya başladınız. Bu gibi düşünceler, insanları asla daha üstün gücün sunduğu itibar artırıcı fırsatları tepmeye yöneltmedi. Övgüyü gerçekten hak edenler, gücün keyfine varacak kadar insan oldukları halde, kendi durumlarının gerektirdiğinden daha çok adalete önem verenlerdir. Doğaldır ki, bizim yerimizde başkası olsaydı diye düşündüğümüzde, bizim de ölçülü davranıp davranmayacağımız ortaya çıkacaktır.’

Bir toplumun, bir devletin, bir uygarlığın, kendi kendini yok etme sürecinin nasıl işlediğinin açıkça anlatıldığı bu yaşanmış savaş öyküsüne ve Thukydides’e göre, Atinalılar, Perikles’in Isparta ve müttefikleri ile süren savaş sona ermeden imparatorluğu büyültmemeleri yolundaki öğüdünü dinlemiş olsalardı savaşı kazanabilirlerdi. Oysa Melos’un istilası ve Alkibiades’in ihtirasının yol açtığı Sicilya macerası yüzünden, Atinalılar kendilerini yok olmaya mahkum ettiler.

Thukydides’in tarihe düştüğü bu notu ödünç alarak sözlerime başlamamın  nedeni, Thukydides’in zamanından beri değişmeyen; küresel anarşi ortamında yeniden yaşanan, devletlerin iktidar, prestij ve servet mücadeleleri ile emperyal  taleplerinin hala dünya siyasetinin gündemini işgal eden doğasına vurgu yapmak içindir.

Thukydides’in anlattıkları,  iktidarların, imparatorlukların açgözlülükten, güce karşı giderek artan ihtiyacından, başvurduğu şiddetten dolayı bir gün gelip yok olacaklarına işaret eden Perikles’in öğüdü, günümüzden yaklaşık 2500 yıl geride kaldı.

Bu süreçte insanoğlu sanatın hemen her dalında harikalar yarattı. Bilimde çok büyük ilerlemeler kaydetti. Günlük yaşamı kolaylaştıran önemli keşifler yaptı. İnsanlığın yüz akı olan bütün bu ilerleme dediğimiz, değişim dediğimiz, gelişme dediğimiz güzelliklere rağmen, Thukydides’in ve Perikles’in zamanından günümüze kadar olan süreçte bir tek şey değişmedi. O da,  iktidarların, imparatorlukların aç gözlülükleridir; güce, daha fazla güce duydukları gereksinimdir; bütün bunlar için başvurdukları şiddettir.

Öyle olduğu için günümüzün dünyası, Britanyalı toplum ve siyaset bilimci Anthony Giddens’in özlü ifadesiyle “elimizden kaçıp giden dünya” haline geldi.

Her ne kadar Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington, bütün bunların nedenini “medeniyetler çatışması” tezi ile açıklamakta ise de, kanımca bütün bunlardan sorumlu olan kültürler, semavi dinler, bütün bunların bileşeni olan uygarlıklar ile bunların çatışması değildir.

Zira bunların hiçbirisi ‘öldürün’ demiyor; ‘öldürmeyeceksin’ diye emrediyor; ‘komşunu sevme’ demiyor; ‘komşunu kendin gibi sev’ diyor.

On Emir, İncil böyle diyor da, Kuran ve İslam dini farklı şeyler mi söylüyor? Aksine yeryüzüne ve insanlığa iman, güven, barış, kardeşlik getiren, mazlumların, güçsüzlerin hamisi olan, ‘oku’ diye başlayarak insanlara ilim ve irfan tavsiye eden İslamiyet ve onun kutsal kitabı Kuran da aynı şeyleri söylüyor. Üstelik daha güçlü söylüyor.

Peki, bugün Orta Doğu’da yaşananlardan, orada yaşanan insanlık dramından kim ya da kimler sorumludur?

En başta, dünyevi iktidarlar, silah tüccarları, emperyalist devletler, bunların açgözlülükleri, ihtirasları, güç istençleri sorumludur.

Geçmişten bugüne yaşananlar, bugün yaşadıklarımız, Thukydides’i ve Perikles’i doğruluyor. Oyun aynı, sadece oyuncular farklı. Başkaca hiçbir değişiklik yok. Yani insanlık, bilimde, teknolojide daha iyiye gitmiş, ama aç gözlülükte, güç istencinde, siyasi hırs ve ihtiraslarda bir arpa boyu yol almamış.

Almadığı içindir ki, On Emirdeki ‘öldürmeyeceksin’ emrini, ‘Filistinlileri, Arapları, Müslümanları öldürebilirsin’ şeklinde; İncil’deki ‘komşunu kendin gibi sev’ emrini, ‘bazı komşularını sevmeyebilirsin’ diye anlıyor.

Peki, ya Müslümanlar, olup bitenden onların hiç mi kabahati yok? Elbette var. Diyanet İşleri Başkanı söylüyor kabahatlerini; ‘Müslümanlar harici nedenlere vurgu yapmaktan, dahili nedenlere vurgu yapmayı unuttu. Dinle hayat arasında, akılla vahiy arasında doğru ilişki kuramadı.’

Harici nedenler, Amerikadır, Batıdır. Ama olup bitenden tek başlarına sorumlu olan onlar değildir. Onlara oyuncak olan, köle olan, esir olan, Kuran’ın ruhunu, felsefesini anlayamayan ve yorumlayamayan Müslümanlardır, Müslüman Devletlerdir

IŞİD, Taliban, Müslüman Kardeşler, Boko Haram, El Şebab gibi örgütleri doğuran asıl neden budur.

Her ecel için, yani tespit edilmiş her süre için, bir kitap vardır / Her devrin hükmü başkadır’ diyor RA’D suresinin 38. ayeti.

Yine BAKARA suresinin 256. ayeti ‘dinde hiçbir zorlama yoktur’ diyor.

Peki, bizim çok bilir hacılarımız, hocalarımız, siyasilerimiz, Allah’ın bu emirlerini nasıl anlıyorlar ve yorumluyorlar? Herkes zorunlu olarak din dersi alacak. Daha ilkokul öğrencisi olan kız çocuğu, isterse başörtüsü takacak.

Hani dinde zorlama yoktu? Hani sorun, dinle hayat arasında, akılla vahiy arasında doğru ilişki kuramamakta idi? Dinle hayat arasındaki, akıl ile vahiy arasındaki doğru ilişki, bundan yaklaşık 1400 sene önce kadınların ‘başlarını mı, yoksa ziynetlerini mi kapatmaları’ daha hala tartışmalı olan bir ayetin emrini yerine getirmek midir?

Taliban’da yola çıkarken böyle çıktı. Kız çocuklarının okula gitmemeleri için okulları yaktı. Dokuz on yaşındaki kız çocuklarının başını zorla kapattı. Biz de bindik bir alamete, Allah korusun kıyamete doğru gidiyoruz. Sonumuz hayırlı olur inşallah.

Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki ‘din dersi okutulursa toplumda terörizm, ırkçılık, şiddet, antisemitizm, uyuşturucu bağımlılığı olmaz.

Peki, Taliban nereden ve nasıl çıktı? IŞİD, Müslüman Kardeşler, El Şebab, Boku Haram ve diğerlerinin hocaları, talebeleri, militanları din dersi görmediler mi? Onlar bizim Allah’ın kelamı, emri olduğuna inandığımız, okuduğumuz Kuran’dan başka bir Kuran mı okudular?

Daha çok soru var sorulacak. Ama önce bu soruları dinle hayat arasındaki, akılla vahiy arasındaki doğru ilişkiyi kuramayanların kendilerine sormaları gerekir. Allah onlara da akıl vermiş, iz’an vermiş zira! Vicdan sahibi olduklarından ise emin değilim.

İki türlü nokta var’ diyor Özdemir Asaf ve şöyle devam ediyor; ‘Biri önüne ve ardına bakar, / Biri ardına bakmaz, /Ardını noktalar.

Bu yazının ardını noktalamak için bir de şiir hediyem var size.

Hem bilge, hem de derin bir duyarlılıkla donanmış şair bir kişi olan Goethe’nin, ünlü eseri Faust’un ‘Cennet’ bölümünde yer verdiği aşağıdaki mısralar;

Güneş, eski tarzda, / Kardeş kürelerin uyumlu ahengiyle ses veriyor / Ve yazgı yolunu / Gürleyen bir hızla tamamlıyor. /Kimse bilgisini anlayamasa da, / Onu izlemek meleklere güç veriyor. / Kavranılmaz yükseklikteki yapıtlar, / Yazıldığı günkü gibi görkemli!

O yapıtları ve güneşi ve de hayatı ve hayatın hikmetini ve de aklı ve de vahiyi biz anlamıyoruz sadece. Anlasak, eminim huzur bulacağız. Anlasak Cenneti bu dünyada kuracağız.