DENEMELER (XXXV)
‘Yazılmadan kaldı bazı şeyler; gene de yazılmış kadar oldu!’ Behçet NECATİGİL
BULUŞMALAR!
Geçen yüzyılın en önemli edebiyat adamı olmasının yanı sıra yaşadığı zamanın inanılır ve güvenilir tanıklarından olan Stefan Zweig; kabullenemediği hayal kırıklıklarının getirdiği üzüntünün, tasavvur ettiği dünyanın bir daha asla varolamayacağı hususunda duyduğu endişenin, içine düştüğü ve bir türlü aşamadığı karamsarlığın etkisiyle yaşama sevincini yitirmiş, 22 Şubat 1942’de, Rio de Janerio’da bir otel odasında karısı Lotte ile birlikte intihar etmiştir.
Son derece çalışkan ve üretken bir yazar olan Zweig, arkasında lirik şiirler, pek çok sahne eseri, bir dolu roman, hikaye, ‘Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski‘ – ‘Kendi İçindeki Şeytanla Savaşanlar: Hölderlin, Kleist, Nietzsche’ – ‘Romain Rolland’ – ‘ Marie Antoinette’ – ‘Magellan’ – ‘Stendhal’ – ‘Erasmus’ – ‘Fouche’ gibi tarihi kişilerle, edebiyat adamlarıyla ilgili biyografik eserler bırakmıştır.
Zweig hayranı bir okuyucu olarak, Zweig’ın bütün kitaplarını okudum. Severek okudum, ilgiyle okudum ve bu okumalardan çok şey öğrendim.
Şimdi nereden aklına geldi de, oturup Zweig ile ilgili şeyler yazıyorsun diye düşünebilirsiniz. Şundan dolayı aklıma geldi; dün Kafes Fırın’da oturmuş çalışırken, beni ziyarete gelen bir süre önce tanıştığım arkadaşlarla buluşmalar üzerine keyifli bir sohbet yaptık.
Zweig’in ‘Buluşmalar’ isimli kitabını okuyup okumadıklarını sordum. Okumadıklarını söylediler. Kitabın içeriğinden bahsettim biraz ve mutlaka okumalarını tavsiye ettim.
Yaşadığım bu olay sonrasında ‘buluşmalar’ üzerine bir şeyler yazmak istedim. Akşam oldu eve geldim. Zweig’in insanlarla, zamanlarla, kentlerle, kitaplarla buluşmaları üzerine yazdığı kitabı açtım. Buluşmalar üzerine yazacağım yazıya belki ilham verir diye şöyle bir göz gezdirdim.
Yazmayı planladığım yazı konusunda bana çok fazla yardımcı olmayan kitapta, daha önce ilgimi çektiği için not aldığım bir bölüm var. Rainer Maria Rilke’ye ait.
Çağdaş edebiyat sanatının önemli şairlerinden biri olan Rainer Maria Rilke, Paris anılarına yer verdiği ‘Malte Laurids Brigge’nin Notları’ isimli otobiyografik romanında şöyle yazıyor: ‘…Mısralar, birçok insanın söylediği gibi, duygular değildir. Onlar yaşanmış anlardır, deneyimlerdir. Bir mısra yazabilmek için birçok kenti görmeli, insanları ve başka şeylerle birlikte, hayvanları tanımalı, kuşların uçuşunu hissetmeli, çiçekler sabahın ilk ışıkları ile nasıl açıyor bilmeli … Düşünebilmeli, unutulmuş yörelerdeki yolları anımsamalı, beklenmeyen tanışmaları ve ayrılmaları da…Çocukluğun gizemli günlerini düşünmeli, üzdüğü ana babaları, zor geçen çocukluk hastalıklarını da… Kimi yada kimleri, neden, nasıl ve hangi hakla üzdüğünü, incittiğini, kırdığını düşünmeli. Sessiz odalarda geçen günleri, orada söylenen sözleri de. Deniz kıyısındaki sabahları, denizleri, ötelere uğultularla ve yıldızlarla uçup giden geceleri anımsamalı. Bütün bunları düşünmek yeterli değildir. Biri ötekine hiç benzemeyen sayısız aşk da anılarda yer almalı, yeni doğmuşların çığlıkları da, beyazlar içinde uyuyan loğusalar da. Fakat ölüme gidenlere de eşlik etmeli, oturmalı onların odalarına, açık pencerede, kesik kesik inlemelerini dinlemeli. Hep anılarla dolu olmak da güzel değil. Unutabilmeli onları çok fazla olduklarında. Ve yine gelmelerini beklemeli büyük bir sabırla. Sadece anılara sahip olmak yetmez. İçimize girip kanımıza karıştıkları, bakışımız ve davranışlarımız oldukları zaman, isimsiz ve bizden farksız, işte hiç beklenmeyen o anda bir mısranın bir kelimesi anıların ortasından ayağa kalkar…’
Edip Cansever bir şiirinde şöyle der: ‘İnsan yalnızken katettiği yollardan ne zaman geri dönse yeni bir haber getirir.’ Kuşlarla, ağaçlarla, çiçeklerle, dağlarla, denizlerle, bulutlarla, insanlarla buluşmalara dairdir bu yeni haber.
Buluşulan bazen bir şehir, bazen o şehirdeki bir bulvar, tarihi bir mekan ya da eser, bazen gökyüzünün uzaklığı, yakınlığı, bazen de yıldızların parlaklığıdır.
Bazen okunmayan bir kitap, duyulan veya duyulmayan bir şarkı, bilinen ya da bilinmeyen bir şiirdir buluşulan.
Doğayla, yani ağaçlarla, çiçeklerle, dağlarla, kuşlarla, bir şehirle, o şehirdeki mekanlarla, bir kitapla buluşmanın, şiirlerle, şarkılarla bir araya gelmenin sağaltıcı bir gücü ve etkisi vardır. Bütün bu buluşmalar terapi gibidir. İyi gelir insana.
Benim ara sıra kendimi doğada gezmeye çıkarmam, kuşlarla, ağaçlarla, çiçeklerle buluşmam ondandır. Kitap okumam ondandır. Şarkılarla, şiirlerle buluşmam ondandır.
Bunlar benim kendimle olan buluşmalarımdır. Ve insanın kendisiyle buluşmaya da ihtiyacı vardır.
Bazen bir insandır buluştuğun. Rilke’nin yazdığı gibi, hiç beklenmeyen bir anda bir mısranın içindeki bir sözcüğün ayağa kalkması gibi bir şeydir insanın insanla buluşması.
Böylesi buluşmalar, hava alanında tarifeli uçak beklemek, otobüs durağında otobüs beklemek gibi değildir; beklenilmeyen, umulmayan, bazen istenen, bazen de istenmeyen bir şeydir.
İnandığımız Yüce Tanrı’nın dışında, bir de ‘Rastlantılar Tanrısı’ vardır. Bir kısmımız inanır ona, bir kısmımız da inanmaz. Ben inananlardanımdır mesela. Zira rastlantılar, Tanrı’nın sahiplenmediği buluşmalardır. Ama ‘Rastlantılar Tanrısı’ insana her zaman iyi muamele etmez. ‘Rastlantılar Tanrısı’nın kötü davrandığı durumlarda oluşan buluşmalar, kötü buluşmalardır, şansız buluşmalardır. Ama bunlar dahi yararlıdır. Bir şeyler, çok şeyler öğretir insana.
Bazı buluşmalar, kendini yaşayan insanlarla olan buluşmalardır. Bu türden buluşmalar şanslı buluşmalardır. Zira kendini yaşayan insan, sahici insandır. Onun başkalarıyla bir derdi yoktur. Olmadığı için de, kötülük gelmez ondan insana.
Öyle ya da böyle, buluşmalar insana keyif verir, umut verir, heyecan verir. Bazen de hüzün verir. Ama o hüzün dahi buluşamamaktan iyidir.
Buluşmak ya da buluşamamak, sizi ya bir yerlere taşır ya da olduğunuz yerde bırakır.
Buluşmalar ayrı bir dünyaya yelken açmaktır. Öteki insana, öteki düşünceye açılmaktır. Öteki insanla, yani başkasıyla, öteki düşünceyle, yani size göre farklı olan düşünceyle buluşmak sizi yumuşatır, terbiye eder, kendinizi bir başkasının yerine koyma yeteneğinizi geliştirir, bağışıklık sisteminizi güçlendirir, size mücadele gücü verir, ön yargılarınızı ortadan kaldırır. Bazen inançlarınızı, düşüncelerinizi değiştirir, bazen de pekiştirir.
Buluştuğunuz, ağaçlar, çiçekler, kuşlar, dağlar ya da denizler de olsa, okuduğunuz bir kitap, gidip gezdiğiniz bir şehir veya insan da olsa, sonunda anlatacak bir şeyleriniz olur mutlaka.
Ya Behçet Necatigil’in dediği gibi ‘hey şey yarım, yarim‘ dersiniz sonunda, ya da Hilmi Yavuz’un dizelerini mırıldanırsınız içinizden. Yani ‘ve biz, öyle ki bu yolculuğu rüya ile geçtik, / çok uzun anlatmak gerekti / ve biz sadece ima ile geçtik’ dersiniz.
Bu dahi hayata dair bir şeydir ve az bir şey değildir.
Yani buluşmalar iyidir, hem de çok iyi bir şeydir.
İyi buluşmalar herkese!
