DENEMELER (XXXVII)
‘Hoş gördün, baba, askere gitmemi, anne, beni saklamadın, kötü öğütler verdin bana, ağabey, ablacığım, uyarmadın beni!’ Bertolt BRECHT
SİYASAL SUÇLULAR, SUÇLU SİYASETÇİLER!
Yukarıdaki aforizmasıyla annesine, babasına, kardeşlerine sitem eden Brecht, aslında ironi yapmaktadır. İşin gerçeği ‘neden bana erdemli olmayı, dürüst olmayı, çalışkan olmayı, cesur olmayı, üretmeyi, yaratmayı öğrettiniz’ demek istemektedir.
Zira 20.yüzyılın en önemli, et etkili, en değerli şairlerinden, oyun yazarlarından, tiyatro yönetmenlerinden birisi ve epik tiyatronun, yani diyalektik tiyatronun kurucusu olan Bertolt Brecht böyle birisidir. Yani hem insan, hem de sanatçı olarak, erdemlidir, dürüsttür, çalışkandır, cesurdur, üretkendir, yaratıcıdır.
Öyle olduğu için de, Almanya’da, Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte artan savaş çığlıklarının olduğu bir zamanda, daha küçük bir çocuk ve öğrenci iken, Horatius’un ‘Dulce et decorum est pro patria mori / Anavatan için ölmek hoş ve onurludur’ sözü üzerine yazdığı kompozisyonda; ‘Anavatan için ölmek hoş ve onurludur sözü, yalnızca boş kafalıların rağbet ettiği bir propaganda sloganıdır’ diye yazmak suretiyle, savaşa karşı tavrını net bir şekilde ortaya koymuş, koyabilmiştir.
Brecht’in karşı çıktığı savaş, elbette, herkes için, hepimiz için aziz olan, değerli olan vatanın savunulması için, meşru müdafaa halinde iken yapılan savaş değil, emperyalist amaçlarla, mazlum uluslara ve masum insanlara yönelik olarak yapılan savaştır.
İnançlı bir komünist olan Brecht, yazdığı eserler ile sosyal ve ekonomik yapıyı şeffaf hale getirmeyi amaçlamış, istenirse statükonun değiştirilebileceğini göstermeye çalışmıştır. Ona göre edebi eserler, halka rehberlik yapmak, toplumsal dönüşüme ve değişime öncülük etmek, katkıda bulunmak, toplumsal düzeyde bir işe yaramak durumunda, sanatçılar da bu görevi yerine getirmek zorundadırlar.
Brecht’in önemli tiyatro eserlerinden birisi de ‘Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi’dir.
Arturo Ui bir çete lideridir. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra ve 1929 Büyük Ekonomik Kriz’in olduğu zamanlarda, pek çok büyük şirket ekonomik yönden ayakta ve hayatta kalabilmek için zorlu bir mücadelenin içine girmişlerdir. Bu mücadele, çıkara dayalı bir mücadeledir, siyasal iktidarla kurulan kirli ilişkilerle ve onunla işbirliği yapılarak sürdürülen bir mücadeledir. Öyle olduğu için de, sadece ticari ve kişisel ahlak ayaklar altına alınmamış, siyasal ahlak da, siyasal etik de ayaklar altına alınmıştır.
Bu mücadelede, oyuna getirilen ve suçlu duruma düştüğü için yargılanan Belediye Başkanı Dogsborough, aklanmak için çete lideri Arturo Ui ile işbirliği yapmak zorunda ve durumunda kalır. Bu işbirliği Arturo Ui’nin yükselişinin başlangıç noktasıdır. Karanlık ilişkileri, yasa dışı işleri sayesinde Arturo Ui, hızla büyür, büyük bir servetin sahibi olur.
Brecht’in bu oyunu, iktidar ve sermayenin kendi çıkarları için el ele vererek yasaları çiğnediklerinde; ülke siyasetinin, sosyal, ekonomik ve hukuki düzenin nasıl ortadan kaldırılarak bir baskı rejimine dönüştürülebileceğinin yaşanmış bir hikayesidir. İbret verici bir hikayesidir.
Bu hikayede kişilerin önemi yoktur. ‘O dönemi yaratan çerçevedir önemli olan. Onun için resme değil, resmi içine alan çerçeveye bakmak gerekir.’ O çerçeve, kirli ve karanlık ilişkileri kapsayan bir zeminde başlar ve öylece sürer gider. ‘Toplum bireylerden değil, ilişkilerden oluşur’ diyor Marks. Brecht’in anlattığı hikaye de, toplumu oluşturan bu ilişkilerin kirlenmesinin kaçınılmaz bir sonucudur aslında.
Oyunda, iki adamın dramı, bu adamlar birbiriyle örtüştürülerek, yani örtük bir biçimde anlatılır. Bu adamlardan birisi Hitler, diğeri de Chicago’lu gangster Al Capone’dur. Hitler’in iktidara yürüyüşü, sahne aralarına serpiştirilen yazılar ile tarihsel bir perspektife oturtularak, adeta gangsterin yükselişinin hikayesiymiş gibi büyük bir ustalıkla sahneye yansıtılır.
Oyunda Chicago’lu gangster Arturo Ui ile karnıbahar tröstü ve tröstün patronları, Nazi Partisini, Hitler’le adamlarını, Hitler’le ilişki kuran büyük Alman patronlarını; Belediye Başkanı Dogsborough, o tarihte Almanya Cumhurbaşkanı olan Hindenburg’u temsil eder.
Brecht bu oyunuyla, küçük burjuva romantizminin büyük soygunculara, büyük hırsızlara duyduğu saygıyı ortadan kaldırmayı amaçladığını veya en azından bunu aşındırmaya çalıştığını söyler ve şöyle devam eder: ‘Büyük politik suçlular tamamen teşhir edilmeli ve gülünçlüklerinin esası gösterilmelidir. Aslında bunlar büyük politik suçlular değil, büyük suçlu politikacılardır. Bu da tamamen başka bir şeydir.’
Brecht’in ifade ettiği çerçeve bağlamında, Hitler, siyasal suçlu değil, suçlu bir siyasetçidir. Soykırım suçunun faili olmasının yanı sıra, adi bir suçludur.
Arturo Ui’nin yükselişi, diğer bir deyişle Hitler’in iktidara gelişi önlenebilir miydi? Büyük şirketlerin kirli menfaatleri, karanlık ilişkileri, kar elde etmek için değil, halkın sırtından soygun yapmak suretiyle rant elde etmek için yaptıkları hesaplar, pazarlıklar olmasaydı, bunun için Hitler’e biat etmemiş olsalardı önlenebilirdi belki. Ama kesin olan bir şey var ise, o da şudur; Hitler’in yükselişinde en suçsuz olan halktır, Alman Halkı’dır.
Hitler, Mussolini, Stalin ve benzeri örneklerin bize verdiği en büyük ders, Lord Acton’un kendisi kadar ünlü maksimidir. Yani ‘İktidar bozar, mutlak iktidar mutlak olarak bozar.’
Konumuz Brecht olmakla, yazımızı bu usta sanat adamının anlamlı ve güzel bir şiiri ile bitirelim.
Şiirin ismi ‘İyilik Neye Yarar’ Abdülkadir Meriçboyu çevirmiş. Güzel de çevirmiş. Şöyle yazmış Brecht usta;
‘İyilik neye yarar, / Öldürülürse iyiler çarçabuk, ya da iyilik görenler? / Özgürlük neye yarar, yaşarsa bir arada özgürlerle tutsaklar? / Akılsız olmak madem ekmek sağlar herkese, akıl neye yarar? / İyi insan olacağınıza, öyle bir yere götürün ki dünyayı, iyilik beklenmesin! / Özgür insan olacağınıza, öyle bir yere götürün ki dünyayı, kavuşsun özgürlüğe herkes, özgürlük sevgisi geçersiz olsun! / Akıllı insan olacağınıza, öyle bir yere götürün ki dünyayı, akılsızlık zararlı olsun!’
