“Kim olduğunu bilmiyorsan eğer, kendin olabilmen mümkün değil.” Jose SARAMAGO
ANILARIM İÇİN YAZDIĞIM ÖNSÖZ –
Anılarımı anlattığım “FÎHİ MÂ-FÎH” isimli kitabımın birinci cildi basıldı ve kitapevlerinin raflarındaki yerini dün aldı. Ve bu benim için güzel bir “Avukatlar Günü” hediyesi oldu.
Neden mi yazdım anılarımı? Yukarıda Saramago, aşağıdaki önsözde de ben söylüyorum nedenini; kim olduğumu bildiğimi, kendim olduğumu anlatmak ve kendimi ifade etmek için yazdım anılarımı.
Peki! Kimin için yazdım? Onu da Goethe söylüyor: “Anlamayacak olanlara anlatma sakın bildiğin en güzel şeyleri.” Yani masum okuyacak ve anlayacak, anlayabilecek olanlara anlatmak için yazdım. Masum okumayacak olanlar, anlamayacak, anlayamayacak olanlar ve bir de benimle ilgili yarası bulunanlar okumasalar da olur. Ve hatta onlar hiç okumasalar daha da iyi olur!
İyi okumalar.
“Herkesin hayatına dair anlatacak bir hikayesi vardır mutlaka. Benim de var. Anılarımı onun için yazdım.
Kolej tahsili yaptım. İngiliz ve Amerikalı hocaların eğitiminden geçtim. Buna dair anlatacak şeylerim var. Anlattım.
68 kuşağındanım. O döneme, o dönemin Türkiye’sine dair anlatacak şeylerim var. Anlattım.
27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yaşadım. Türkiye’nin zor zamanları olan bu süreçlere dair anılarım, düşüncelerim, gözlemlerim, tespit ve eleştirilerim var. Anlattım.
Demokrasiye, Cumhuriyete, laikliğe, insan için ekmek kadar, su kadar aziz bir şey olan özgürlüğe dair değerlendirmelerim, görüşlerim var. Anlattım.
Avukatım. Kırk iki yıldır fiilen bu mesleği icra ediyorum. Altı yıla yakın Ankara Barosu Başkanlığı, üç yıl Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptım. Bu süreçte yargıyla, yargı bağımsızlığıyla, yargıç tarafsızlığıyla, avukatlık mesleğiyle, Türkiye’nin dünden bugüne en önemli sorunu olan hukukla, hukukun bazen dayanılmaz ağırlığıyla, bazen de dayanılmaz hafifliğiyle, Türkiye’nin daha hala hukuk devleti olamamasıyla ve bunun getirdiği sıkıntılarla, insanın ve insanlığın en yüce erdemlerinden birisi alan adaletle ilgili bildiklerim, biriktirdiklerim, gördüklerim, yaşadıklarım, bu konuda yaptığım mücadeleler var. Anlattım.
Üç cilt olarak düzenlenen anılarımın birinci cildi doğumumdan ikinci kez Ankara Barosu Başkanlığı’na seçilmeme kadar olan süreyi, ikinci cildi Ankara Barosu Başkanlığımın ikinci ve üçüncü dönemlerini, son cildi ise Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı dönemini kapsıyor.
Anılarıma isim olarak koyduğum “FÎHİ MÂ-FÎH” Mevlana’nın kitabının adı. Türkçe “İÇİNDEKİLER İÇİNDEDİR” anlamına geliyor. FÎHİ MÂ-FÎH, Mevlana’nın katıldığı meclislerde yaptığı konuşmalardan oluşuyor. Oğlu Sultan Veled ve Mevlana’nın müritleri tarafından derlenerek kitap haline getirilmiş. FÎHİ MÂ-FÎH, Mevlana’yı tanımak, Mevlana’nın tasavvuf, din, felsefe, ahlak, dünya ve insanlık görüşü, şiir vb. konulardaki görüşlerini öğrenmek ve anlamak yönünden Mesnevi kadar önemli ve değerli bir eserdir.
Mevlana’nın “O’na dayanırım Ben-Rahman ve Rahim Allah Adıyla” diyerek başladığı bu büyük eserin ilk cümlesi: “Bilginlerin kötüsü, beyleri ziyaret eden bilgindir; beylerin hayırlısı da bilginleri ziyaret eden beydir. Ne güzel beydir yoksulun kapısındaki bey; ne kötü yoksuldur beyin kapısındaki yoksul” cümleleriyle başlar.
Mevlana’nın bu öğüdüyle kastettiği şey, kendisinin de açıkladığı üzere, cümlenin harici anlamı, yani “beyleri ziyaret eden bilgin kötüdür; bilginleri ziyaret eden bey hayırlıdır” demek değildir. Araplar “Biz vermeyi öğrendik, almayı öğrenmedik” derler. Mevlana’ya göre de “almaya değil, vermeye giden bilgin iyidir; almaya değil, vermeye giden bey hayırlıdır.”
Ben ve benim gibiler, “alma değil, verme terbiyesi” ile büyüdük. Anılarımı yazmaktan amacım, almak değil, vermektir. Nedir vermek istediğim? Gandi “benim hayatım, benim mesajımdır” diyor. Aslında sadece Gandi’nin değil, herkesin hayatı, kendi mesajıdır. Benim hayatım da öyle. Anılarımı yazmakla, yarın ileride avukat, yargıç, savcı, noter veya akademisyen olmak isteyenlere, hukuk fakültesi öğrencilerine, halen avukatlık, yargıçlık, savcılık, noterlik ve akademisyenlik yapanlara, mesleği her ne olursa olsun bu kitaba ilgi duyacak olanlara bir mesaj vermek istedim. İyiliğin mesajını/bilgisini, önemli olmanın değil, değerli olmanın mesajını, bir şeyler olmanın değil, bir şeyler yapmanın mesajını, umudun mesajını, doğru ve güzel olan şeyler için, pozitif hedefler için mücadele etmenin mesajını, iyi olmanın, ahlaklı olmanın, erdemli olmanın mesajını, sade olmanın, mütevazi olmanın, saydam olmanın, bağımsız, özgür, özerk birey olmanın, iyi olanların bir gün mutlaka kazanacaklarının mesajını vermeye çalıştım. Verebildiysem eğer, emin olun tek tesellim, yegane kazancım ve mutluluğum bu olacaktır.
“Geçiciliklerin geçicilikleri, her şey geçici. Olmuş olan, olacaktır, yapılmış olan tekrar yapılacaktır ve güneşin altında yeni hiçbir şey yoktur” diyor İncil’in ahlaki özdeyişlerinden birinin yazarı olan Ecclesiaste. Benim yaşadıklarım da, yaşarken yazdıklarım da, söylediklerim de, hissettiklerim de geçici şeylerdi, güneşin altında daha önce yaşanmış olan, söylenmiş olan şeylerdi. Hepsi geldi ve geçti; yazıldı, söylendi, hissedildi, yaşandı ve bitti. Ve elbette bunların hiçbirisi, yeni şeyler olmadığı gibi, çok önemli şeyler de değildi.
Peki, o halde neden yazdım anılarımı? Belki önemseyecek olanlar olur diye yazdım ama daha çok kendim için yazdım. Kendimi ifade etmek, bir anlamda hayata, hayatıma karşı olan kişisel sorumluluğumu yerine getirmek, kamusal alanda ve anlamda uğradığım kimi haksızlıklara karşı kendimi savunmak için yazdım.
Ve elbette tanıklık ettiğim süreçte yaşanan toplumsal ve siyasal olaylar aracılığıyla tarihe küçük de olsa bir not düşmek için yazdım. Ve bütün bunları yazarken Murathan Mungan’ın “Yaşam boyu ne çok şeyin yanından geçip gitmişiz. Ne çok fırsatın, hayalin, insanın, ihtimalin…” demekle ne demek istediğini çok daha iyi anladım.
Son bir söz. İki teşekkür daha doğrusu. Anılarımı kitap olarak basan yayınevinin sahibi değerli insan, güzel insan, dost insan Sayın Ünal Sevindik’e ve yine anılarımın düzeltmelerini yapan, yayına hazır hale getiren, son birkaç yıl içinde kazandığım değerli bir arkadaşım olan, sohbetinden keyif aldığım, entelektüel kişiliğinden beslendiğim nadir insanlardan olan sevgili Ali Cevat Palaoğlu’na kucak dolusu teşekkürler ediyorum
Saygılarımla.
V.Ahsen Coşar
