‘Kültür, bir halkın yaşam tarzıdır’ C.WISLER
WEBERİAN DÜŞÜNCELER!
Latince ‘arkadaş’ anlamına gelen ‘socius’ sözcüğünden türetilen sosyoloji biliminin konusu, insan topluluklarını, bu toplulukların yaşam tarzlarını, bu yaşam tarzlarına egemen olan kuralları incelemektir.
Sosyoloji biliminin kurucu babası İbn-i Haldun, bu ismi veren ve sosyolojiyi bir metot haline getiren Auguste Comte’dur. Sosyoloji bilimine katkı yapan, onu geliştiren bir diğer isim Emile Durkheim’dir. İnsan topluluklarını her tür bağlantıdan ayrı ve sadece birbirlerine bağlı insan grupları olarak ele alan, bu temelde inceleyen ve sosyolojiye katkı yapan bir diğer düşünür ise Karl Marks’dır.
Modern sosyolojinin kurucusu, modern toplumun temel özelliklerini kavrayan, kavradığı için de, bir bilim olarak sosyolojinin genel olarak kavramsal çerçevesini çizen ve tutarlı bir sosyal bilimler felsefesi geliştiren, bu yolla sosyal bilimlere felsefi bir temel, sosyolojiye kavramsal bir çerçeve ve derinlik kazandıran ise, benim bu yazıya konu yaptığım Max Weber’dir.
Weber’e göre sosyolojinin araştırması gereken en başta gelen hususlar; dinin toplumsal olayları ve eylemleri, toplumsal olguların dini ne şekilde etkilediği, din ile ekonomi ve toplumsal yapı arasındaki ilişkilerin özellikleri, bürokrasinin toplumu nasıl ve hangi ölçüde şekillendirdiği, toplumsal yaşamın değişik alanlarındaki neden-sonuç ilişkileri olmalıdır.
Nitekim Weber, ‘Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’ isimli çalışmasında, kapitalizm ile din arasındaki ilişkiyi, diğer bir deyişle ekonominin ve toplumsal yapının din üzerindeki etkisini ve bunun sonuçlarını inceler. Bu çalışmasındaki yaklaşımına göre Weber, ekonomik ve toplumsal gelişmenin bütün toplumlar için bir zorunluluk olmadığı, bu gelişmeyi sadece bunun gerektirdiği özelliklere sahip olan toplumların gerçekleştirebileceği düşüncesindedir. Ona göre bu özelliğe sahip bulunan toplumlar, Protestan ahlakını benimseyen Batı toplumlarıdır. Esasen Batı toplumlarının en temel özelliği olan ve özü itibariyle toplumsal bir gelişme yasası niteliği taşıyan rasyonelleşmenin kaynağı da Protestanlık öğretisidir.
Weber’in Protestan ahlak anlayışının kapitalizmin gelişmesini sağlayan ruh olduğuna ilişkin bu yaklaşımını doğrulayan en önemli toplumsal ve ekonomik olgu, kapitalizmin Fransa, İspanya gibi Katolik, Rusya gibi Ortodoks ülkelerde değil de, Protestanlığı benimseyen Almanya’da ve yine Protestanlık ile Katoliklik arasında bir yerde bulunan ve daha ziyade Protestanlığa yakın olan İngiltere’de, Hollanda’da ve ağırlıklı olarak püriten ahlaka dayanan Amerika’da gelişmiş olmasıdır.
Weber’e göre bu gelişmeyi sağlayan unsurlar, kapitalizmin maddi yönünü oluşturan burjuva sınıfının varlığı, kentleşme, sanayileşme, teknolojik gelişme ve rasyonel hukuktur. Esasen kapitalist ruhu yaratan ve geliştiren de, zamanı boşa harcamayı ve boş işlerle uğraşmayı günah kabul eden, boş konuşmayı ve lüksü ahlaki açıdan kabul edilemez sayan Protestan hayat anlayışı ve din felsefesidir. Buna göre Protestan ahlakın akılcı, düzenli, sürekli ve disiplinli çalışma ve biriktirme anlayışı ve ilkeleri kapitalizmin gelişmesini sağlamıştır. Bu dünyanın nimetlerine sırtını dönen, öte dünyayı bu dünyaya tercih eden, fakirliği yücelten, faizi yasaklayan Katolik inanç, kapitalizmin gelişmesini ve ilerlemesini engellemiştir.
Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu dışında, Meslek Olarak Bilim, Din Sosyolojisi, Ekonomi ve Toplum, Ekonominin Genel Tarihi gibi başkaca önemli eserleri olan Weber’in, üzerinde çalıştığı bir diğer önemli konu, sosyolojik bir olgu olan meşruiyet kavramıdır. Meşruiyet tipolojisi olarak isimlendirilen Weber’in sınıflandırmasına göre, üç ayrı egemenlik türü ve bu egemenlik türlerine uygun üç ayrı meşruiyet tipi vardır. Ve bunlar: geleneksel otoriteden kaynaklanan geleneksel meşruiyet; karizmatik otoriteden kaynaklanan karizmatik meşruiyet; günümüzün meşruiyet anlayışı olan yasal-rasyonel otoriteye dayanan yasal-rasyonel meşruiyettir. Siyasi meşruiyetin kaynağını oluşturan bu meşruiyet çeşitleri, insanların bir rejime itaat etmelerini sağlayan nedenlerdir.
Weber’in devlet tanımında önemli bir yer tutan meşruiyet kavramı, haklılaştırılabilen ve/veya hukukileştirilebilen bir inançla meşru olan fiziksel cebir tekeline dayanır. Ona göre otorite ile güç kavramı arasında bir farklılık vardır. Öyle ki, bir başkasıyla olan sosyal ilişkisinde kişi, kendi emrini karşısındakinin karşı koymasına rağmen yerine getirtebiliyorsa, o kişi güç sahibidir. Gücün özel bir biçimi olan otoritenin verdiği emir başkasına itaat etme görevi yüklüyorsa, bu otoritenin varlığı nedeni iledir. Buna göre otorite meşruluk temeline dayanır.
Ne var ki, devletin sahip olduğu cebir tekeline rağmen, insanların daha uzun bir süre sadece geçmişte bir zamanlar olduğu gibi alışkanlık ve gelenek veya karizma ve bireysel liderlere başvurma gibi temellere dayanan otoritelere, bir zaman sonra itaat etmeyeceklerini savunan Weber’e göre, o gün geldiğinde itaat edilecek tek otorite yasal-rasyonel otorite olacaktır. Zira bu otorite ve bu otorite şekline dayanan yasal-rasyonel meşruiyet, akılla yaratılmış kurallara dayanan ‘hukukilik’, hukuki statünün ve ‘işlevsel’ yetkinin geçerliğine bağlı bulunan inanç sayesinde var olan genel itaattir. O nedenle, modern devletin meşruiyeti tamamıyla ‘hukuki otorite’ temeline, yani bir hukuki düzenlemeler koduna bağlı bulunan taahhüt üzerine kuruludur.
Weber’in yazılarının sosyolojinin gelişmesi ve Anglo-Amerikan dünyasındaki siyaset bilimi üzerinde de çok büyük etkisi olmuştur. Zira onun bu konulardaki yazıları önemli sonuçlar doğuran son derece zengin gelişmeleri teşvik etmiştir. Bunlardan takdire değer olan ve dikkat edilmeyi hak eden iki tanesi: ‘plüralizm’ veya deneysel/ampirik demokratik teori (çok boyutlu güç hakkındaki Weberian fikirlerin başlangıç noktası) ve siyasetin ‘jeopolitiği’dir. Yani siyasi coğrafyanın devletlere sağladığı avantaj ve dezavantajların incelenmesidir.
Weber’in üzerinde çalıştığı bir diğer alan bürokrasi kurumudur. Ona göre, devletin idari aparatları olan kurumlarının başında bulunan atanmış memurları tarafından çalıştırılan geniş bir organizasyon ağı vardır. Bu organizasyon ağının adı Balzac’ın ‘cüceler tarafından işletilen dev bir mekanizma’ olarak tanımladığı bürokrasidir. Weber, örgütlerin yapısı ve tasarrufları üzerinde yaptığı incelemeler sonucu geliştirdiği bürokrasi modelini ‘ideal tip’ bir düzen olarak kavramlaştırmıştır. Bu kavramlaştırmaya göre bürokrasi, gelenek ve karizmanın tersine rasyonel bir kurallar sistemidir.
Tarihte pek çok zamanda ve yerde devlet için bürokrasi tipi organizasyonlar gerekli olmasına rağmen, Weber’in ‘Ekonominin Genel Tarihi’ isimli eserinde yazdıklarına göre, sadece Batı toplumları, profesyonel bir idare, uzmanlaşmış memurlar ve yurttaşlık kavramına dayanan hukuk olarak kendi modern ölçeği içinde devleti bilmektedir. Bu kurumlar, Doğu toplumlarında başlamıştır ve kadimden beri vardırlar, ne var ki, bunlar o toplumlarda gelişememiştir. Zira Weber’e göre modern devlet kapitalizmin bir sonucudur; o kapitalizmden önce gelmiş, kapitalist gelişmenin desteklenmesine yardım etmiş, rasyonel idarenin genişlemesine büyük bir ivme kazandırmıştır. Bu yaklaşıma göre, bürokrasi hukuki otorite üzerine kuruludur.
Weber’e göre bürokrasinin asli unsurları: yasalarla düzenlenmiş yetki alanı, otorite hiyerarşisi üzerine kurulu bir örgütlenme yapısı, bürokratik yönetimin dayanağının yazılı belgeler olması, işbölümü esasına dayanan uzmanlaşma, bürokratik hizmetin duygusallıktan uzak şekilde, tarafsızlık içinde ve tamamen gayri şahsi biçimsel kurallara göre yürütülmesi, kurallara bağlılıktır.
Rasyonel bir yasal sistemin uygulanmasının temelini atan bürokrasinin sahip olması gereken teknik özellikler ve üstünlükler Weber’e göre; doğruluk, hız, kesinlik, dosya bilgisi, süreklilik, gizlilik, birlik, kurallara bağlılık, bağımsızlık ve tarafsızlıktır.
Bürokrasi kavramının anlamını genişleten Weber, bu kavramı ve kurumu geniş ölçekli organizasyonların bütün şekillerine, bu bağlamda devlet hizmetine, siyasal partilere, endüstriyel teşebbüslere, üniversitelere uygulamıştır. Esasen o özel ve kamu idarelerinin gelecekte daha da fazla bürokratikleşeceğine inanır. Ona göre hizmet bürokrasisinde bir büyüme mevcuttur; idare yazılı dokümanlara dayanmaktadır; uzmanlaşma geleceğin eğitim şeklidir ve bürokrasi hizmetine talip olanlar niteliklerine göre atanmaktadırlar; resmi/şekli sorumluluklar memurların tam kapasiteyle çalışmalarını talep etmektedir. Esasen bürokrasi her koşulda tamamıyla bir zorunluluktur. Öyle ki, ekonomik hayat daha karmaşık ve farklılaşmış duruma geldiğinde, bürokratik idare daha gerekli hale gelir.
Nitekim Weber ‘Ekonomi ve Devlet’ isimli çalışmasında bürokrasinin yayılmasını ve yaygınlaşmasını şu şekilde açıklar: ‘Bürokratik organizasyonun ilerlemesi için belirleyici neden, her zaman onun diğer organizasyon şekillerine göre tam olarak üstün tekniğe sahip olmasındandır. Tam olarak gelişmiş bürokrasi cihazı üretimin mekanik olmadığı usullerle mukayese edilir. Hassas, hızlı, belirgin, dosya bilgisi, devamlılık, takdir, birlik, sıkı itaat, sürtüşmeleri azaltma, maddi ve manevi maliyet – bunlar tam anlamıyla bürokratik idare içinde ve özellikle onun monokratik/tek renkli şeklinde optimum noktaya yükselirler.’
Politikacılar ve her türden siyasal aktörler kendilerini bürokrasiye bağlı bulurlar. Weber’e göre, merkezi soru(n), bürokratik gücün nasıl kontrol edileceği üzerinedir. Zira o, kontrol eksik olduğunda, kamu organizasyonunun, öncelikli ilgisi ulus devlet olmayanların, örneğin organize sermayedarların ve büyük mülk sahiplerinin güçlü özel çıkarlarının avına düşebileceğine; dahası olağanüstü ulusal durumlarda liderlerin etkisiz olabileceklerine inanır. Ona göre bürokratlar, siyasetçilerin aksine tutkulu bir tavır almazlar, zira onların teknik veya ekonomik kriter yanında politik bir düşünce için eğitimleri yoktur.
Weber’in sosyal yapı, bürokrasi ve devlet arasındaki ilişkilerdeki pozisyonu, onun sosyalizmi değerlendirmesinin incelenmesiyle aydınlatılabilir. O özel kapitalizmin kaldırılmasının ‘çok basit olarak millileştirilen ve toplumsallaştırılan teşebbüslerin üst yönetiminin bürokratik hale gelmesi anlamında’ olduğuna inanır. O nedenle, kaynakları kontrol edenlere olan güven geliştirilmelidir, pazarın kaldırılması için kaldırılma anahtarı devlet gücünü dengelemelidir. Pazar değişim ve sosyal hareketlilik üretmelidir: zira bu olgu kapitalist dinamiğin temel kaynağıdır. Bu şekilde düşündüğü için Weber Ekonomi ve Toplum isimli eserinde şunları ifade eder: ‘Eğer özel kapitalizm elimine edilebilirse, bürokrasi tek başına yönetebilir. Şimdi biri diğerine çalışan ve potansiyel olarak birbirlerine karşı olan ve dolayısıyla birbirlerini bir ölçüde kontrol eden özel ve kamu bürokrasileri tek bir hiyerarşide birleşmelidir. Bu kadim Mısır’daki duruma benzemelidir, ancak bu daha fazla rasyonel – ve bundan dolayı kırılmaz – şekilde olmalıdır.’
Weber ‘ilerleme’ ile birlikte bürokratik devlete yönelik muazzam hızın kapitalist gelişme tarafından sağlandığını ileri sürmekte, bu hızlı gelişmenin parlamenter hükümet ve parti sistemiyle eşleştiğine, memurlar tarafından devlet gücünün gasp edilmesine karşı mükemmel bir şekilde engel sağladığına inanmaktadır.
Weber yoğun sınıf mücadelelerinin tarihin değişik safhalarında meydana geldiğini ve sermaye ile ücretli işçi arasındaki ilişkilerin sanayileşen kapitalizmin çok sayıdaki özelliğinin açıklanmasında dikkate değer önemde olduğunu kabul eder. Ve fakat gücün analizi görüşünden sınıfların analizinin asimile edilmesine güçlü şekilde karşı çıkar. Weber’in ‘statü grupları’ dediği siyasal partiler ve ulus devletler, önemlidirler. Zira grup dayanışması duyguları veya etnik cemaat veya prestij gücü veya genel olarak milliyetçilik tarafından yaratılan coşku, modern çağda siyasal gücün yaratılmasının ve harekete geçirilmesinin hayati parçalarıdır.
Weber dahili kamu kuruluşlarının (ve özel) çalışmalarını da analiz etmiştir. Onun bu konudaki analizleri, bu bağlamda bürokrasinin oluşumundaki eğilimler hakkındaki gözlemleri devletin anlaşılmasına büyük katkı yapmıştır. Onun çalışması Marksist ve özellikle Leninist görüşlerin, devlet faaliyetleri, kuruluşların şekli ve sınıf ilişkileri arasındaki yakın bağlantılar üzerine olan vurgularının dengelenmesini sağlamıştır.
