Sıkılmanın gizemi her şeyi söylemektir.” Pierre BOVET

KAVGA ETME İÇGÜDÜSÜ –

Bu yazıma konu yaptığım “The Fighting Instinct/Kavga Etme İçgüdüsü”, Dorlion Yayınevi tarafından tercüme edilmek üzere tarafıma tevdi edilen ve İsviçreli Pierre Bovet tarafından 1923 yılında yazılan kitabın adıdır. Psikolog ve pedagog olan Bovet, anılan kitabın yazıldığı tarihte, Cenevre Üniversitesi Jean-Jacques Rousseau Enstitüsü direktörüdür.

Bovet, anılan kitabında çocukların kavgalarını, bu kavgaların nedenlerini okul öğrencisi olan çocuklardan aldığı yazılı anlatılar ve saha/alan çalışmaları temelinde incelemekte ve yanı sıra kavga etme içgüdüsünün evrimini, kavga etme içgüdüsü ile eğitim sorunlarını,  kavga etme içgüdüsü ile din arasındaki ilişkiyi, gaddarlık/zalimlik duyguları ile bu nitelikteki davranışları, bu duygu ve davranışların cinsel beraberliklere yansımasını, hayvanların oyun oynamalarını ve kavgalarını ele almaktadır.

Hali hazırda dörtte birini İngilizceden Türkçeye çevirdiğim bu ilginç eserin “Gaddarlık/Zalimlik  Birliktelikleri/Ortaklıkları” başlıklı bölümünü, ilginizi çekeceği düşüncesiyle aşağıda sizinle paylaşıyorum. Okuyalım.   

The Law of Association/Psikoloji Bağlantı Yasası, (çn: bu deyimin bir diğer Türkçe karşılığı Dernekler Yasası ise de, yazar bu deyimle, MÖ yaklaşık 300’de Aristo, 17. yüzyılda John Locke tarafından formüle edilen ve Locke’un ‘tabula rasa/boş levha’ olarak isimlendirdiği psikolojinin/ruhbilimin bağlantı yasalarını kastediyor. Bu felsefi görüşe göre, insan beyni doğuşta bir ‘tabula rasadır/boş levhadır’, insan zihninde doğuştan gelen bir fikir yoktur, nedenselliği zamanla edinilen deneyimsel alışkanlıklar vardır) benim bildiğim tüm açıklayıcı gaddarlık/zalimlik teorilerinde baskın bir yere sahiptir. “İki gerçek aynı anda bilince sunulduğunda, birinin yeniden ortaya çıkması diğerini yeniden canlandırma eğilimindedir.”1 Bu yasaya göre, hisler ve duygular, tıpkı imgeler ve fikirler için olduğu gibi duygusal gerçekler için de geçerlidir. Öyleyse, bir başkasının acısının, karakteristik bir kişisel zevkle yan yana bir şekilde birisinin bilincinde meydana geldiği durumlarla karşılaşırsak,  daha sonra ötekinin acısının algılanmasına, söz konusu bilincin yokluğunun eşlik etmesine şaşırmamız gerekir. Elbette bu tür durumlar olağan değildir. Az önce gördüğümüz üzere, bireyi,  çok sık ve doğal olarak komşusunun acısını çekmeye yönlendiremeyen içgüdüsel bir eğilimi yoktur. Avını ele geçiren kaplan, beslenecek bir şeye sahip olduğu için mutludur; ama kurbanının acı çekmesi, ne açlık sancıları ne de onları yatıştırmanın sevinci, daha güçlü olanın kurbanının gözündeki ıstıraplı bakışı görmesini her zaman engelleyecektir. Böylece, bir başkasının sefaletinin imgesi, pek çok özelliğiyle benzediğimiz yırtıcı hayvanlarla doğal olarak onun iştahının tatminiyle ilişkilendirilmiştir. “Bazılarının talihsizlikleri başkalarının mutluluğunu sağlar”. Açıkçası bu önerme, gaddarlık/zalimlik olgusunu açıklamak için yeterli olacaktır.

Ancak, gaddarlığın/zalimliğin bir başkasının acısıyla kendi zevkimiz arasında kurduğu içgüdülerden biri, diğerleriyle daha yakından bağlantılıdır. Bu üreme içgüdüsüdür. Hayvanlar aleminde ve ilkel kültürde, gördüğümüz gibi, kavga aşkla/sevgiyle yakından ilişkilidir. Bu, acı ve cinsel zevk arasında aynı uzvun var olduğunu söylemek kadar iyidir. Ve aslında, çok fazla sayıda iyi bilinen durumda/vakıada, gaddarlığın/zalimliğin hazzının, özellikle duyusal zevkin sonradan tadına sahip olduğunu gözlemleriz. Duyguları harekete geçirmek için acı verme ihtiyacı – sadizm – uzun zamandır psikopatolojiye ait bir cinsel sapkınlık olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, daha dikkatli bir çalışma göstermektedir ki, bu konuda normal psikolojide bir yere atfedilmesi gereken genel bir olguya sahibiz ve burada da yine sağlıklı ve hastalıklı olan arasındaki farkın bir dereceye kadar daha az bir türü vardır.

Çocukta dahi, gaddarlık/zalimlik ve duyular arasında, genellikle gizemli bir ilişki gözlemleriz.  Buna ilişkin olgular hatırlanacak kadar iğrenç ve çok aşikardır. Havelock Ellis2, erkek çocuklarla ilgili birkaç vakadan alıntı yapar ve ben de küçük kızların hayatlarında olan tamamen benzer vakaları biliyorum. Bu olgular, eğitimle ilgilenen herkese, bundan ve diğer tüm bedensel cezalandırma yöntemlerinden kaçınmayı emreder. 

Ancak çocuklardan elde edilen bu tür kanıtlar, dikkatimizi çok tekil bir olguya çeker: Cinsel zevk, genellikle belirsiz bir şekilde bir başkasının acı çekmesi ve öznenin bizzat hissettiği acı ile ilişkilendirilir. Rousseau’nun Confessions/İtiraflar isimli eserinde verdiği örnek iyi bilinmektedir. Duyguların uyarılmasıyla ilişkili acı çekme arzusunu ifade etmek için sadizme paralel bir terim olan  mazoşizmi ilk icat edenler psikiyatristlerdir. Ne var ki, aynı bireylerin art arda veya aynı anda sadist ve mazoşist olduklarını, yani hem acı vermekten hem de acı çekmekten zevk aldıklarının fark edilmesi de uzun sürmemiştir; ve böylelikle, psikiyatristler, ilk kez kendilerini ayırt etmek için belirledikleri ve düşmanlık olarak gördükleri vakıaları aynı başlık altında birleştirmişlerdir. Bu kural/bölümleme, algolagnia (çn: genellikle erojen bir bölgeyi içeren cinsel zevk ve fiziksel acıdan uyarılma ile tanımlanan cinsel eğilim, diğer bir deyişle karşı cinse acı verme isteğiyle belirlenen şehvet duygusu) olarak bilinir.3

Algolagnia’nın iki şekli/oluşumu cinsellikten ayırt edilebilir. Bu Freud tarafından ustalıkla yapılmıştır.

“Aktif algolagnianın’ kökleri olarak, normal olarak sadizm kolayca gösterilebilir. Çoğu erkeğin cinselliği, bir tür saldırganlığı bastırma eğilimi gösterir; bunun biyolojik önemi, cinsel nesnenin direnişini salt kur yapma eylemleri dışındaki eylemlerle aşma gerekliliğinde bulunmaktadır. Sadizm, daha sonra tecrit edilmiş ve abartılmış bir yer değiştirme ile ön plana çıkarılan cinsel içgüdünün saldırgan bir bileşenine karşılık gelmektedir.”4

Bu sadece erkekler için doğru ve geçerli değildir. Erkeği kendisine uyguladığı küçük düşürmelerle heyecanlandırmaktan zevk alan kadında da,5 daha az olan saldırgan cinsi gaddarlığın/zalimliğin başlangıçlarından birini görebiliriz.

Benzer şekilde, Freud’a göre, pasif algolagnianın veya mazoşizmin köklerinden en az bunun birine eşit olan bir özgüven izlenebilir. Bu, sevgilinin, sevilen nesneye verdiği aşırı değerin, yaptığı seçimin gerekli psikolojik sonucunun bir neticesidir.

Bu hususta kadın yönünden yapılacak açıklama daha basittir. Çoğu hayvan türünde olduğu gibi, kadında da cinsel zevk acıdan önce gelir.

Ancak, Hovelock Ellis’in (çn: insan cinselliğini inceleyen, ayrıca eşcinsellik üzerine ilk İngilizce tıp ders kitabını 1897’de yazan, çeşitli cinsel uygulamalar ve eğilimler ile transseksüel psikolojisi üzerine yayınlanmış çalışmaları bulunan, ilerici entelektüel ve sosyal reformcu İngiliz doktor ve öjenist, yazar) bir algolagnia analizinde yaptığı gibi, eğer kavga kavramına öncelik verirsek6, bu tür ayrıntılı analizlerden vazgeçebiliriz. .O nedenle, bir aracı olarak, başka bir kişiye verilen acı ve kişinin kendi başına hissettiği ıstırap, cinsel zevki ön plana çıkarmak için eşit hak elde eder.

Ellis’e göre, “acının cinsel çekiciliği gerçekten özel bir erotik sembolizm durumudur …”7

Bu tür mülahazalar, Ellis’in alçakgönüllülükle söylediği gibi, “büyük ölçüde”, gaddarlığın/zalimliğin daha genel bir gerçeği olan özel algolagnia vakalarını kesinlikle açıklar.

1  Davranışçılar, bu yasayı, uyaranın ikame yasası olarak özenle yeniden ifade etmişlerdir.

2 The Sexual Impulse, Love and Pain/Cinsel Dürtü, Aşk ve Acı, 1908, sayfa 109 ve ekleri.

3 Acıdan ve cinsel uyarılmadan.

4 (Three Contributions to the Theory of Sex/Cinsiyet Teorisine Üç Katkı, s. 22. Başka yerlerde olduğu gibi burada, Dr.Brill’in çevirisinden, bana tatmin edici görünmeyen birkaç ayrıntıda ayrıldım)

5 (Hovelock Ellis tarafından kullanılan terimi benimsemek için, büyüme/şişkinlik sürecinin yoğunluğunu artırmak için.)

6 Krş. Adler, “Der Aggresionstrieb im Leben u. der Neorose/ Yaşamda ve Nevrozda Saldırganlık İçgüdüsü, ”, Heilen und Bilden/İyileştirme ve Eğitme, s.23:“ Sadizm ve mazoşizmin tedavisinde her zaman cinsel düzene ait olgulardan bir başlangıç yapılmıştır. Aslında bu, ilkel olarak ayrılmış iki içgüdünün, cinsel içgüdünün ve saldırganlık içgüdüsünün karıştırılması anlamına gelir. ” Ayrıca, özellikle, Stanley Hall’ın, A Synthetic, Genetic Study of Fear/Yapay Korkunun Genetik Yönden İncelenmesi, s. 185: “Dolayısıyla sadist dürtüler bile ardıldır ve Freudçuların iddia ettiği gibi başkalarına karşı saldırganlığın öncülü değildir.”

7 Erotic Symbolism/Erotik Sembolizm, vd. 1914, sayfa 42. “Erotik sembolizmden kastım, aşıkların dikkatinin, cinsel çekiciliğin merkezi odağından, bu odak noktasının çevresinde bulunan veya hatta tamamen dışında olan bir nesne veya sürece, onu bir araya getirmek suretiyle yakınlığı veya benzerliği hatırlayarak yönlendirildiği eğilimi kastediyorum.. ” Ellis, age. s. 1.

Yorum Yaz