ENGELLİLER DÜNYASINA DAİR ANILAR –

Sevgili Meslektaşlarım, Değerli Konuklar,

Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyor, Sevgili Meslektaşımız Av.Merve Erten’in aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyorum.

Unutmamak, hatırlamak, anlamlı, değerli ve soylu bir duygudur ve bu duygu vefalı, erdemli, soylu insanlarda ve kuruluşlarda bulunur.

Siz, bu duyguya sahip olduğunuz için, arkadaşınızı, meslektaşımızı, rahmetli Merve Erten’i unutmadığınız ve onun adına bu etkinliği düzenlediğiniz için erdemli, vefalı, değerli ve soylusunuz.

Mevlana, “Ama beni unutma, hatırla ama” diyor.

Bu vesile ile beni de unutmadığınız, hatırladığınız ve bu anlamlı etkinliğe beni de davet ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum

Son bir söz: “Unutmak bazen yıllar alır, hatırlamak ise sadece bir an.”

Böyle bir an’ı bana da yaşattığınız, benimle de bu özel an’ı paylaştığınız, beni de unutmadığınız ve hatırladığınız için, hepinize içtenlikle teşekkür ediyor, en derin ve içten saygılarımı sunuyorum.

Bu konuşmayı, plaket vermek için davetli olduğum ve konuşma yapmak üzere bana da söz verilmesi üzerine, Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği’nin üyesi olan müteveffa meslektaşımız Av.Merve Erten’i anısına anılan dernek tarafından bugün düzenlenen etkinlikte yaptım.      

Benim engelliler dünyası ilk tanışmam, rahmetli Elmas Halam ile başladı. Benim halalarımdan bir tanesi, rahmetli babamın en sevdiği kardeşi, anne baba bir tek kardeşi rahmetli Elmas Halamdır. Küçüktük, ablamla beraber köye, Akören’e giderdik. Konuşma ve duyma engelli olan Elmas Halam, bizi sırtında taşır, bizimle oyun oynardı. Ablamı ve beni yere göğe sığdıramazdı. İkimizi de eşeğe bindirir, bağa, bostana götürürdü. Gözleri pırıl pırıl, bakışları anlam doluydu. Belki de konuşamadığı için, sevgisi de, içtenliği de gözlerinden okunurdu. Duygularının temizliğini, ruhunun güzelliğini gözleriyle anlatırdı adeta.

İrlanda’nın dünya edebiyatına sunduğu, önemli isimlerden birisi de Christy Brown’dur. Ben, Brown’u ilk kez “Sol Ayağım” isimli kitabıyla tanıdım ve sevdim. Sonra diğer kitaplarını da okudum. Ama beni en çok etkileyen kitabı “Sol Ayağım” oldu. “Sol Ayağım”, Dublinli bir duvarcının çocuğu olarak dünyaya gelen, beyin felci kurbanı olduğu için konuşamayan, sol ayağı dışında vücudunun hiçbir uzvuna hükmedemeyen, ama inanılmaz zenginlikte bir hayal gücüne, son derece duyarlı ve temiz bir kalbe, engelsiz, berrak bir akla sahip olan Christy Brown’un kendi yaşam öyküsüdür.

“Merhamet değil, kalpten kalbe atlayan rüzgârımsı bir ruhun, gurur ruhunun içine girmek istiyorum” diyen Christy Brown, kullanamadığı ellerinin ve parmaklarının yerine ikame ettiği sol ayağıyla yazdığı bu kitabında, kendi farkındalığını, duygularını, iç ve dış dünyasını şu şekilde ifade eder; “Artık kendimden kaçamıyordum; bunun için fazlasıyla büyüktüm. Her geçen gün, aileden birileri büyüyüp, benim için garip bir biçimde kendilerine yeten yetişkinler oldukça, kendi varlığımın kısıtlayıcılığını, sıkıcılığını ve darlığını hissediyordum. Etrafımdaki her şey, birer faaliyet, çaba ve büyüme işaretiydi. Herkesin yapacağı bir şeyler vardı; zihinlerini ve ellerini meşgul edecek ve yaşamlarını dolduracak bir şeyler, yaşamlarını bir bütün yapan ilgi alanları, faaliyetleri ve amaçları vardı, enerjilerini doğal bir görünüm ve doğal bir dışavurumla kullanıyorlardı. Benim sadece sol ayağım vardı. Hayatım, yüzüm duvara dönük olarak atıldığım, dışarıdaki büyük dünyadan gelen sesleri ve hareketleri duyduğum, fakat kardeşlerim veya tanıdığım diğer insanlar gibi kıpırdayıp, dışarıya çıkıp, kendi yerimi alamadığım, karanlık, dağınık bir köşeye benziyordu. Aynı şeyleri düşünerek, aynı şeyleri hissederek, aynı şeyler için üzülerek dar bir yolda yürüdüğümü hissediyordum. Kapatılmış, ilişkisi kesilmiş ve susturulmuştum. Hayal kırıklığıyla biten çabalar, küçük, dar düşünceler dışında hiçbir şeyim yoktu.

Sol Ayağım” benim engelliler dünyasıyla üçüncü kez buluşmamdır. Bu buluşmadan çok önce, daha henüz on bir, on iki yaşlarında iken, bebekliğinde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu önce görme ve işitme, bir süre sonra da konuşma yetisini yitiren, ama buna rağmen yüksek öğrenimini tamamlayarak kendisini görme ve işitme engelli insanlara adayan Helen Keller’in kendi yaşamını anlattığı “Benim Yaşam Hikâyem” isimli kitabı başta olmak üzere, diğer bütün kitaplarını okumuş, Helen Keller hakkındaki “The Miracle Worker” filmini seyretmiş, biraz bunların, biraz kendi kişilik özelliklerimin etkisiyle ve en önemlisi zaman içinde geliştirdiğim empati yeteneğimle kendimi engellilere hep yakın hissetmişimdir. “Bir mutluluk kapısı kapanırsa öteki açılır, ama kapalı kapıya o kadar uzun bakakalırız ki, açılan kapıyı görmeyiz” diyen Helen Keller ile bizi tanıştıran ve buluşturan Konya Maarif Koleji’nde hazırlık sınıfında öğrenci iken, İngilizce hocamız olan Avustralyalı Mrs. Barber idi.

2004 yılı Ekim ayında Ankara Barosu’na Başkan seçilmemden sonra, kendimi yakın hissettiğim bu insanlar için bir şeyler yapmam gerekir diye düşündüm ve arkadaşlarımla birlikte çok şey yaptık.

Kuşkusuz engellilerden kastım, elbette görme, konuşma, işitme, başkaca organ eksikliği gibi fiziksel veya zihinsel engeli olan insanlardır. Değil ise, çevremizde örneklerine çokça rastladığımız, terbiye, nezaket, zarafet, vefa, vicdan, takdir, hoşgörü, düşünce, hukuk, adalet, demokrasi engelliler değildir. Esasen onlar için yapılabilecek çok da fazla bir şey yoktur.

Kendimi engelli insanlara yakın hissetmemin bir diğer nedeni, “ahlaki ilerleme” diye bir şeyin olması ve benim de buna olan inancımdır. En yalın tanımı ile ahlaki ilerleme, insan dayanışması ve bu dayanışmanın çoğalması demektir. Ahlaki ilerleme, kabile, din, ırk, örf ve adet, cinsiyet gibi doğuştan gelen, öyle olduğu için de, rastlantısal olan farklılıkları önemsiz görebilme yeteneğidir. Kendimize göre farklı insanları “öteki” değil, “onlar” değil, “biz” olarak görebilme, düşünebilme becerisidir. Empati yapabilmektir yani.

İnsanlara karşı, yalnızca insan oldukları için yükümlülüklerimiz vardır” diyor Kant. Bu maksimin doğru yorumu, bizi kutuplaştıran, birbirimizden uzaklaştıran, koparan, bazen da düşman eden “öteki” veya “onlar”’ düşüncesini kovmak, “biz” duygusunun içini doldurmak, kendimizi bu yönde ve konuda terbiye etmektir. Bunu yaptığımızda “biz” duygusunun en önemli sonucu ve ahlaki ilerlemenin en somut göstergesi olan dayanışmayı, “bulunmuş değil, yapılmış; tarih dışı bir olgu olarak tanınmış değil; tarih boyunca üretilmiş bir şey olarak görmeye başlarız.” Bu da bizi, içgüdüsel olarak ya da aldığımız terbiyenin, eğitimin, edindiğimiz kültürün, kazandığımız deneyimin gereği olarak “biz” değil, “öteki” ya da “onlar” olarak düşündüğümüz insanlara yakınlaştırır.

Tahta Çanaklar” isimli hikâyede, gözleri iyi görmediği, elleri titrediği için, yemeklerini üzerine döken, o nedenle de önlerine konulan tahta çanakta, tahta kaşık, çatal ve bıçakla yemek yemek durumunda kalan dedenin, bu durumundan esinlenerek anne ve babasına yaşlandıklarında, yemek yiyebilmeleri için tahta çanak, tahta çatal, kaşık, bıçak yapacağını söyleyen ve dolayısıyla anne ve babasına empatiyi öğreten çocuk gibi bize de empatiyi öğretir.

İnsan Hakları dediğimiz haklar kategorisi de esasen “biz” değil, “öteki” ya da “onlar” olarak düşündüğümüz diğer insanlarla, başka insanlarla yakınlaşmamızdır, tüm insanlarla dayanışmamızdır, insanlara karşı salt insan oldukları için ahlaki yükümlülük ve sorumluluk duymamızdır. Esasen kategorik hukuk ilkeleri olarak hukuk felsefesinin merkezinde yer alan, özgürlük ve eşitlik gibi en temel iki ontolojik ve ahlaki değerden türetilen insan haklarının, diğer bütün hak iddialarına nazaran ahlaki öncelik taşımasının nedeni de budur.

Hem bu duygu ve düşüncelerden yola çıkarak, hem de bir toplumun veya bir kuruluşun uygarlık düzeyini belirleyen ölçütlerden en önemlisinin, insana ve özellikle engelli insanlara verdiği değer olduğu noktasından hareket ederek, 2004 yılında Baro Başkanı olarak seçildiğimde Ankara Barosu bünyesinde ‘Engelli Avukatlar Kütüğü’ oluşturduk ve bu kütük aracılığıyla Barodaki engelli avukatların envanterini ve profilini çıkardık.

Hemen arkasından, daha önce kurulmuş olan ama çok fazla işlevsel olmayan “Engelli Avukatlar Kurulu’ kurduk. Bu kurulun başına görme engelli meslektaşımız Olgun Yılmaz’ı getirdik.

Gerek Olgun Yılmaz’ın özverili çalışmalarıyla, gerekse bu kurul aracılığıyla engelli avukatlarımız için ihtiyaç belirlemesi yaptık. Bu belirlemelere ve kurulun talebine göre, engelli avukat meslektaşlarımıza, Adliye Sarayı içinde işlerini daha kolay yapabilmeleri için gerekli her türlü desteği verdik.

Neler mi yaptık? İşte, yaptıklarımızın bir kısmı;

  • Avukatlara ait otoparkta, engelli avukatlara özel park yeri tahsis ettik.
  • Avukatlara tahsisli tuvaletlerde, engelliler tuvaleti yaptırdık.
  • Görme engelli avukat meslektaşlarımız için, adliye asansörlerine ses sistemi kurduk, bu asansörlere ‘Braille Alfabesi/Görme Engelliler Alfabesi‘ ile yazılmış butonlar koydurduk.
  • Adliye Sarayı içindeki her odanın kapısına, görme engelli meslektaşlarımızın, buraları tanıması ve kolayca bulması için, özel olarak yaptırdığımız Braille Alfabesi/Görme Engelliler Alfabesi ile yazılmış alüminyum plakalar yerleştirdik.
  • Ankara Barosu Bilgi Belge Merkezi’nde/Kütüphane’de, engelli avukatların yararlanabilmeleri için özel yazılım yaptırdık.
  • Baromuzun WEB sayfasına konulan tüm açıklamaları, yazıları ve duyuruları görme engelli meslektaşlarımızın izleyebilmeleri için sesli hale getirdik.
  • Ankara Adliye Sarayı içinde oluşturduğumuz bilgisayar odalarında mevcut bilgisayarlardan bir tanesini, görme engelli meslektaşlarımızın yararlanabilecekleri biçimde donattık.
  • Baromuzun Engelliler Kurulu tarafından hazırlanan ‘Engelliler Hukuku El Kitabı’ hazırladık, bu kitapları bastırıp dağıttık. Bu el kitabı aracılığıyla, toplumda engelli yurttaşlarımızla ilgili olarak bir duyarlılık, bir farkındalık yaratmayı, engellilerin hakları konusunda toplumumuzu bilinçlendirmeyi hedefledik.
  • Cezaevlerinin Sincan’a taşınması ve burada yeni bir yerleşke oluşturulması nedeni ile görme engelli avukatların yanında refakatçisi bulunmadan cezaevinde müvekkilleri ile görüşmeleri fiilen imkânsız hale geldiğinden; konu ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile yapılan görüşmeler sonucunda, görme engelli avukatların en son kapıya kadar refakatçileri ile birlikte gitmelerini sağladık. Görme engelli avukatların, engelli kimlik belgelerini veya raporlarını ibraz etmeleri kaydı ile otomatik göz taramasından muaf tutularak cezaevine girmelerini gerçekleştirdik.

Bütün bunları yapmakla, engelli meslektaşlarımızın ve yurttaşlarımızın, Ankara Adliye Sarayı içindeki yaşamlarını kolaylaştırmayı, başta yerel yönetimler olmak üzere, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına, özel sektöre örnek olmayı amaçladık.

Açıkça ifade etmem gerekir ki, yaptığımız diğer hizmetlerin hiçbirisi, engelli meslektaşlarımız için yaptıklarımız kadar, beni ve bütün bunları birlikte yaptığımız yönetimdeki arkadaşlarımı mutlu etmemiştir.

BİR KİTAP :  “FELSEFE NEDİR? MARKSİST BİR DENEME” VE BU KİTAPTAN BİR BÖLÜM

Bir süreden beri, İstanbul Barosu avukatlarından değerli meslektaşım Sayın Turgay Bilge ile birlikte, din, bilim ve felsefe üzerine kitaplar yazan ve 07 Eylül 1970 tarihinde vefat eden Amerikalı yazar ve düşünür Howard Selsam’ın “What is Philosophy? A Marxist Introduction/Felsefe Nedir?Marksist Bir Deneme” isimli eserinin İngilizceden Türkçeye tercüme edilmesi üzerinde çalışmaktayız.

Yakında Dorlion Yayınevi tarafından basılacak ve yayınlanacak olan eser, gerek Amerikalı bir Marksistin, Howard Selsam’ın, Marksist felsefe üzerine olan görüş, düşünce ve yaklaşımlarını ele alması, gerekse Sovyet/Rus asıllı yazar, aktivist ve “kendiyle ilgili olma” şeklindeki “objektivist” anlamda felsefe taraftarı olan Ayn Rand’ın özlü ifadesiyle “…Felsefe, kokteyl partilerindeki veya kiliselerdeki törenlerin içini doldurmak için yaratılmış anlamsız soyutluklar gösterisi olmadığı gibi, oryantal abartmalarla çınlayan gereksiz bir Avrupa uğultusu da değildir. Felsefe, İngiliz profesörler tarafından başka türlü bir işe girmesi mümkün olmayan çalışma arkadaşları için geliştirilmiş olan ve hakikat ile yollarını ayırmış bir satranç oyunu da değildir. Felsefe, insan yaşamındaki en temel unsurdur. Felsefe, insan aklını ve karakterini, ulusların kaderini biçimlendiren asıl güçtür. İnsanın tercihi bir felsefe sahibi olmak veya olmamak konusunda değil, fakat sadece hangi felsefeye sahip olma konusundadır. İnsanın tercihi, tercihinin bilinçli, açık, mantıklı ve bu nedenle pratik mi, yoksa rastgele, belirsiz, çelişkili ve bu nedenle zararlı mı olacağı konusundadır…” şeklinde açıklanan felsefe üzerine ve Marksist bir anlayışla yazılan ilginç ve önemli bir çalışmadır.

O nedenle, bu ilginç ve önemli eserin içeriğiyle ilgili olan “Giriş” başlıklı bölümünü aşağıda sizinle paylaşıyor ve size iyi okumalar diliyoruz.  

GİRİŞ

Felsefe nedir sorusunun pek çok cevabı vardır, fakat bu soruya verilen dünyadaki hiçbir yorum ve cevap, Marksist cevap ve yorum kadar ilginç değildir. Öyle ki,  ister dost, isterse düşman olsun, giderek artan sayıda insan, felsefenin sadece üzerinde konuşulacak bir konu değil, eyleme geçilecek bir konu olduğunun farkında değildir. Dahası Marks’ın felsefesi, sadece geçmişe ait bir felsefe değil, aynı zamanda geleceğe dair olan bir felsefedir. Yine bu felsefenin somut amacı ve hedefi, belirli ülkelerdeki ilerleyici reformlar ve sosyal devrimler ile bütün insanların ve ırkların yoksulluktan ve baskıdan kurtularak özgürleşmelerine yöneliktir.   

Bu kitabın hedefi ve amacı ise, teorik yönden felsefenin ne olduğu hususu ve genel olarak felsefeyle ilgili olan ve bu konu hakkında bazı fikirlere sahip bulunan giderek artan sayıdaki insanlara, özel olarak Marksist bir metot ve yaklaşımla fikir vermektir.

Yazar, bu eseri ile felsefeyi dünyaya indirmeyi değil, felsefenin hep dünyada ve insanlarla birlikte olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte, bu eserde, soyut felsefi spekülasyonların yanı sıra, insanların dünyanın doğasına ve çevrelerindeki topluma tepki gösterdikleri değişik sistemler ve başkaca felsefe türleri de incelenmektedir. 

Günümüzde, sosyal tutumlar, tavırlar, davranışlar ve hareketler, daha önce asla olmadığı kadar, çoğu kez ideolojiler olarak isimlendirilen felsefeleri birbirleriyle çatıştırma eğilimi üretmektedir. Ya da bunun aksine, dünyanın ve insanın farklı kavramları, bunların takipçilerinin, eylemin veya icraatın değişik yollarını takip etmeleri yönündeki eğilimlerine rehberlik etmektedir. Nükleer savaş, kimi pasifistleri, emperyalistleri ve sömürgeleri, sanayicileri, işçileri heveslendirerek gayrete getirmekte, ayrıştırıcı olanlar ve bütünleştiriciler ile buna göre hareket edenler, farklı insan hayatlarına ve doğa teorilerine inanmaktadırlar. Kısaca, bir yanda muhafazakarlar ile reaksiyonerler, diğer tarafta ilerlemeden yana olanlar ile radikaller bulunmakta ve bu konumda olanlar, şeyleri, nesneleri,  olguları, olayları, doğa kavramlarını, insan doğası ile insanın iyisini ve değerini kendilerine göre farklılaştırmaktadırlar.

Kendisiyle yaptığım bir konuşma sırasında, birisi, bir defasında görüşme/röportaj yaptığı muhtemelen kiracı olan bir ev kadınının kendisine önemli olmayan pek çok soru sorduğunu, ancak en önemli ve gerekli olan “Felsefe Nedir? sorusunu sormayı ihmal ettiğini ifade etmiştir.

Eğer bu anlatılan doğru ise, bu bizim için Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı’na veya bir sendika başkanlığına seçtiğimiz kişinin, insanın felsefesi hakkında ne kadar fazla şey bildiğini bilmemiz kadar önemli bir şeydir. Zira biz ne zaman felsefe sözcüğünü öğrenmekten kaçınırsak, insanın ve dünyanın her ikisinin de en temel karakterlerini keşfetmeyi öğrenmekten o kadar uzak oluruz ve bu, bizim bütün zamanların sosyal hareketleriyle yakından ilgili olmadığımızı gösterir.  

“Şeyleri, nesneleri, olguları ve olayları felsefi olarak ele almak ve incelemek” ifadesinin, bunları olduğu gibi kabul etmek ve bunlara karşı çıkmamak anlamına gelmesi, başa gelen her ne olursa olsun bunların kaçınılmaz ve zorunlu şeyler ve olaylar olduğunun kabul edilmesi, geçmiş felsefelerin büyük bir kısmına yönelik olarak yapılan üzücü ve bir o kadar da şüpheci bir eleştiridir. Nitekim nükleer bomba denemelerinin ve deneylerinin, savaşın, açlığın veya işsizliğin “felsefi olarak” ele alınması, bütün bunların bir teslimiyetlik içinde kabul edilmesiyle eşdeğer hale gelmiştir. Bu, felsefeyi başka bir anlamda ele almak ve alçakgönüllü bir teslimiyet içinde olmak anlamına gelmez, aksine bu, daha ziyade amaçları, bu amaçların uygulanabilirlikleri ve gerçekleştirilmeleri için gerekli olan araçları açıkça analiz etme gücü anlamına gelir. Her iki durumda da, biz hepimiz, kendi eylemimizin ve faaliyetimizin genel teorisinin felsefesine sahibizdir. Ancak birinci yaklaşım ve tutum, belki de felsefenin kendisiyle özdeşleşmiştir, çünkü bu çok fazla felsefi yaklaşım, belirli bir zamanda var olduğu şekliyle, toplumsal düzenin gerekçesini ve meşrulaştırılmasını sağlama eğiliminde olmuştur.

Bir yüzyıldan daha fazla bir zaman önce, Karl Marks, Alman ticaret ve sanayi sınıflarının gelişmesini engelleyen feodal aristokrasiyle olan ilk mücadelesinde, daha sonra tüm ülkelerde üzerlerindeki baskıya karşı özgürlük için mücadele eden işçiler ile çiftçilerin mücadelesinde, felsefenin önemini tanımış ve kavramıştır. Böylece tarihte ilk kez, o zamana kadar gerçekten kendilerine ait diyebilecekleri bir teoriye sahip olmayan isimsiz kitleler için bir felsefe geliştirilmiştir.

Bu kitapta, sosyo-tarihi bir faaliyet olarak felsefenin sorunları kitabın ilk bölümünde ele alınacaktır. Bu, felsefenin nasıl doğduğu ve geliştiği, sırasıyla sosyal hayattaki değişiklikleri nasıl etkilediği ve bunlara ne şekilde tepki verdiği, bugün bizim için bunun sahip olduğu ve olabileceği değerin çoğunun nasıl ve ne şekilde kaybolduğu hususlarında bilgisi olmayanlar için atılması gereken bir ilk adımdır. Bazı filozofların vahiy edilmiş dinlerinkiler gibi bir felsefenin, “hakikatlerin” ebedi ve insanın toplumsal süreçlerinden bağımsız olduğunu ileri sürerek bunu küçümsedikleri doğrudur. O nedenle, biz, bu fikrin de kendi tarihini, toplumsal kökenlerini ve günümüzün bastıran sorunları üzerindeki çıkarımlarını/sonuçlarını göstermeye çalışacağız. Bu kitapta son olarak, az ya da çok bu konuyla yakından ilgili olan şu soru(n)ları ele alacak ve inceleyeceğiz: Felsefenin amacına ilişkin olarak filozoflar açısından baskın kavramlar nelerdir, ifade edilen bu amaçlar, insanlık tarihindeki çeşitli felsefelerin gerçek işleviyle ne şekilde örtüşmektedir? Bu analiz bizi, tarihsel toplumun bütünüyle bir sınıf mücadelesine sahne olduğu ve başka her ne olursa olsun, ayrıcalıklı konumunu korumak için felsefenin, herhangi bir zamanda, karşıt sınıfların ve özellikle egemen sınıfın teorik silahı olarak hizmet ettiğine ilişkin Marksist inanca götürecektir. Kitapta nihai olarak, Marks’ın ve Engels’in daha iyi koşullar altında ve nihayetinde sosyalizm için yaptıkları mücadelelerde işçi sınıfına yeterli bir felsefe sağlamaya çalıştıklarını inceleyeceğiz.

İkinci bölüm, felsefi yönden idealizm ile materyalizm arasındaki ihtilaf ve çatışmalarla ilgilidir ve bu bölüm, felsefi idealizmin dünyadaki spiritualist/tinsel veya dini görüşlerden nasıl türetildiğini göstermektedir. Bu bölümde, pratiğin gerçekliği içinde, hayatın sorunlarına yönelik maneviyatçı veya idealist bir yaklaşıma karşı bir materyalistin yaklaşım tarzının anlamı nedir sorusu ele alınmıştır. Yine bu bölümde, bu pozisyonların sosyal sonuçları analiz edilmiş, bunların sınırları ile önemli özellikleri ve erdemleri gösterilmiştir. İnsan toplumundaki maneviyatçı ve idealist yaklaşım içinde, dünyevilik/dünyevi oluş, öteki dünyaya ait oluşun işleyiş biçimleri açısından sunulur ve değerlendirilir. Materyalizm ise, bunun tam aksine idealizm ile hayatın pratik yolunun ve dünya görüşünün felsefi yönünün her ikisi olarak ele alınır ve o şekilde sunulur. O nedenle, bu bölüm boyunca bu husus ve bu girişim, bütün idealist ve materyalist filozofların en önemli genel özellikleri çerçevesinde ele alınmıştır. Bunların, bu şekilde ele alınmaları birbirlerine zıt olan bu temel pozisyonların her birinin yeknesak/tek düze ve birbirine uygun oldukları veya bunların dikkate değer bir şekilde birbirleri ile örtüşmedikleri anlamına gelmez. Zira biz, bunları birbirlerinden ayırmakla ve bunları kendi keskin zıtlıkları içerisinde göstermekle, bu her iki görüşün temel özelliklerini daha derin şekliyle elde etmiş ve değerlendirmiş oluruz. Nitekim müteakip bölüm, materyalist ve idealist kamp arasındaki ve kapsamındaki farklılıklara işaret etmekte, doğanın ve toplumun, hem maddi, hem de zamansal gelişiminin hakkını veren tek felsefe olarak diyalektik materyalizmi göstermektedir.

Üçüncü bölümde, dünyanın birbirine zıt olan iki görüşü, bu bağlamda, dünyanın statik ve dinamik yönü incelenmektedir. Yine birbirine zıt olan bu görüşlerin sosyal köklerinin ve kökenlerinin her ikisi birden, günümüz dünyasının içerimlerini keşfetmekte ve araştırmaktadır. Bu bölümde sorun, birbirleriyle bağlantılı olan iki formun/oluşumun ele alınarak incelenmiş olmasıdır. Bunlardan ilki, zamanı ve hemen her şeyin zamansal hareketini vurgulayan görüşe karşı, zamanı yok sayan ve değişimi yalnızca “görünüşle” sınırlayan bir dünya görüşünün sunulmasına ilişkindir. İkincisi ise, tüm süreçlerin doğasının diyalektik anlayışına ve değişimle uğraşmanın diyalektik yöntemine karşı olan, “zamansız” evren görüşünün bir mirası olarak gösterilen şeyleri ve olayları ele almanın veya yorumlamanın soyut veya mekanik biçimlerini ele almaktadır. Aristotelesçi ve Hegelci yollar, kapitalizmin sosyalizme evrilmesi ve bunun uygulanması meselesinin evrimini yorumlamışlardır. Diyalektik materyalizm metodu ise, bunun hem Hegelci, hem de Marksist biçimleri ve oluşumları ile bunun sosyal ve diğer meselelere uygulanmasını incelemekte, bunu tanımlamakta ve örneklendirmektedir. Bu bölümün merkezi noktası, materyalizm için elbette yeterli değildir, zira on sekizinci yüzyılın mekanik materyalizmi, eğer sosyal ve bilimsel ilerleme yapılmış olsaydı yerini diyalektik materyalizme bırakmış olurdu.

Dördüncü bölüm, diyalektik materyalizmin bir felsefe olarak bilimden ayrı olarak düşünülmemesi ile gösterilmemesinden ve yine bilimsel bilginin sosyal değişim ve dönüşüm için gerekli bir enstrüman olmasından dolayı, bir bütün olarak bunun incelenmesi yönünden bilimin bazı yönleriyle ilgili ve ilişkilidir. İnsanlık tarihinde bilim nasıl ortaya çıkmış ve gerçek doğa ile insan bilgisinin elde edilmesinde ne gibi motive edici bir güç sağlamıştır? Bilimsel bilginin gelişiminde, teoriyle pratik arasında nasıl bir ilişki vardır? Günümüzde ve kapitalist toplum içinde bilimin yeri ve durumu nedir, bilimin kapitalist toplum içindeki bu yeri ve durumu sosyalizmde nasıl olacak ve ne şekilde başarıya ulaşacaktır? Bilim, herhangi bir bilgiyi bilimsel yapan şeyin ne olduğunu gösterme çabası içinde, dünyamızın fenomenleri hakkında sahip olunan sıradan inançlardan nasıl ayırt edilecek gibi hususlarla ve sorularla ilişkilidir. Kitapta, bilimin mücadelesi ve teolojik ortodoksluk, özellikle bunları uzlaştırmaya çalışan büyük felsefi sistemlerde ve bilimin dini inancın işgal ettiği topraklara izinsiz girmesini engellemeye yönelik çağdaş çabalarda ortaya konduğu şekliyle incelenmiştir. Yine gericiliğin bilime karşı mücadelesi, Marks’ın bilimsel yönteminin politik ekonomiye uygulamasıyla ulaştığı yeni şekliyle ele alınmıştır. Zira ve daha önce bilim, sadece mevcut toplumlardaki egemen ideolojilere meydan okumuştur; oysa şimdi Marksist sosyal bilim, ekonomik ve politik düzenin kendisine meydan okumaktadır. O nedenle ve nihai olarak, kitapta, bir bilim felsefesi olarak diyalektik materyalizm hakkında da kısa bir açıklama yapılmıştır.

Beşinci ve son bölümde, felsefi anlaşmazlıkların ve tartışmaların değişik silsilelerinin incelemeleri, tarihi sürecin ve iyi bir hayatın doğasının incelenmesi amacıyla bir araya getirilmiştir. Bu bölümde, tarihin birbiriyle benzeşmeyen zıt teorileri ile toplumun tarihsel olmayan teorilerinin tamamı analiz edilmiştir. Yine bu bölümde, Hegel’in tarih felsefesi, bu felsefenin kavramları somutlaştıramaması ve tarihin yönü ile tarihi bu yönde hareket ettiren güç arasındaki ilişki sorununu çözememesi açısından sunulmuş ve bu yönüyle eleştirilmiştir. Marksist tarih kavramı ve tarihi materyalizm, tarihsel hareketin bilimi olarak gelişmiştir. Burada ilk kez, kendisini ilerleten güçler tarafından belirlenen bir yöne sahip bir süreç olarak tamamen materyalist bir tarih anlayışı mevcuttur. Tarihte gerçekten bir ilerleme var mıdır, varsa bu ilerleme neyi kapsamakta ve içermektedir, bugünün dünyasında işçi sınıfı neden ilerici güçtür? Bunlar tarihsel materyalizm açısından kitapta incelenen soru(n)lardan bir kaçıdır.

Bu soruların cevapları, iyi bir hayatın doğasına ilişkin kavram olarak etik teorisine işaret etmektedir. Kitapta, etik ve tarih felsefesi, insanın ihtiyaçlarını ve arzularını tatmin etmek için insanın kendisine, doğasına ve sosyal dünyasına tam olarak rasyonel bir hakimiyet olarak özgürlük fikri aracılığıyla birleştirilmiştir.  Sosyalist toplum, ileriye doğru atılan bir sonraki adım, kapitalizmin çelişkilerinin kaçınılmaz kıldığı ve toplumdaki tüm ilerici güçlerle ittifak halinde daha fazla özgürlük için işçi sınıfının mücadeleleriyle ulaşılan bir adım olarak görülmektedir.

Bu kitap, tanımlanan ve tarif edilen şekillerde, bir şeylerin haritasını felsefi tartışma alanından elde etmeye ve zamanımızın başlıca entelektüel çatışmalarını bir odak noktası haline getirmeye çalışmaktadır. Bu çalışmayı ise, felsefi fikirlerimizin sosyal arka planını inceleyerek ve bize ilerici sosyal eylemin temeli olarak hizmet edebilecek sağlam bir dünya teorisi sağlamak amacıyla materyalist bir şekilde yapmaktadır.

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI ADAYLIĞINDAN ÇEKİLMEME İLİŞKİN AÇIKLAMAMDIR –

Sayın Baro Başkanları, Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Ben Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na kendiliğimden ve biraz daha “başkanlık” yapayım diye aday olmadım.

İhtiyaç ve talep olduğu ifade edildiği için sorumluluk aldım ve aday oldum.

Aday olmamdan sonra yaşananları, hep birlikte gördüğümüz ve izlediğimiz için bunları burada tekrarlamayacağım ve bunların sadece bir “deja vu” olduğunu ifade etmekle yetineceğim.

Bu aşamada, özellikle ifade etmem gerekir ki, bir insan ve avukat olarak benim önceliklerim; demokrasidir, barıştır, özgürlüklerdir, insan haklarıdır, adalettir, hukuktur, hukukun üstünlüğüdür, yargı bağımsızlığıdır, avukattır, avukatlıktır, avukatlık mesleğinin sorunlarıdır, bütün bu konularda yaşanan sıkıntıların ve sorunların nasıl aşılacağıdır.  

Bana göre bütün bu sorunları aşabilmek için her şeyden önce yaşadığımız zamanı anlamak, dünyanın ve Türkiye’nin nereye doğru gitmekte olduğunu görmek ve öngörmek, yine dünyada ve Türkiye’de avukatlık mesleğinin geleceğine yönelik olarak bir projeksiyon yapmak, bir program hazırlamak, buna göre pozisyon almak, yaşanan sıkıntıların ve sorunların aşılabilmesi için uygun çözümler ile projeler üretmek ve bu yönde ilerlemektir.

Oysa hali hazırda üzerinde konuşulanlar; bunlar değil, yaşanan sıkıntıların ve sorunların nasıl çözümleneceği değil, bu konulardaki program ile projelerin neler olduğu veya olması değil, bunun için nasıl bir Barolar Birliği tasavvuru olması gerektiği değil, kimin Türkiye Barolar Birliği Başkanı olacağı, Türkiye Barolar Birliği organlarında kimlerin görev alacağıdır.

Bir başka deyişle, biz, fikirleri, projeleri, avukatlık mesleğinin geleceğini, bu konudaki programın ve tasavvurların nasıl ve neler olması gerektiğini değil, insanları ve olayları konuşmakta, buna göre pozisyon almakta, ağaçlara bakmakta ve o nedenle, ormanı görememekteyiz.

Bu bir sarmaldır ve bu miyoplukla bu sarmaldan kurtulmak mümkün değildir.

O nedenle ve gördüğüm lüzum üzerine, ben, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylığından çekiliyor, bu süreçte bana en iyi niyetlerle destek veren herkese içtenlikle teşekkür ediyorum.

Saygılarımla.

HÜRRİYET GAZETESİNE VERDİĞİM RÖPORTAJIN TAM METNİ AŞAĞIDA SUNULMUŞTUR –

1 – Sayın Coşar; 3 dönem Ankara Barosu Başkanlığı bir dönemde Barolar Birliği Başkanlığı yaptınız, neden şimdi aday olma ihtiyacı hissettiniz?

Barolar Birliği Başkanlığı’ndan ayrıldıktan bugüne kadar mesleğimizin nerelere savrulduğunu, meslek birliğimizin de bu savrulmaya bazen bilinçli olarak, bazen seyirci kalarak destek verdiğini üzülerek takip ettim. Bu gidişattan memnun olmayan, üzüntülü ve öfkeli, mesleki duyarlılıkları yüksek çok sayıda; gerek Baro Başkanı, gerek delege ve gerekse endişeli meslektaşlar, beni arayarak “mesleğin, Baroların, hukukun, yargının içinde bulunduğu durumdan bahisle, Barolar ve meslektaşlar arasındaki dağınıklığı ve kopukluğu gidermek hususunda bana ihtiyaç olduğunu, yaşanan sorunları bilgim ve deneyimimle benim çözebileceğimi, Barolar ve Avukatlar arasında bozulmuş olan dayanışmayı benim sağlayabileceğimi, kendilerinin benim müktesabatımın ve bu konuda yaptıklarımın tanığı olduklarını” belirterek Birlik Başkanlığı’na aday olmamı talep ettiler. Ben de kendilerine; ‘benim, benden sonra tufan’ diyecek bir yapım olmadığını, bu mesleğin bana çok şey verdiğini, Avukatlık mesleği sayesinde çocuklarımı okuttuğumu, geçmiş hizmetlerimle borcumu bir miktar ödemiş olsam da, kendimi hala mesleğime ve meslek örgütüme borçlu hissettiğimi, yapılan bu teklifi değerlendireceğimi” ifade ettim. Daha sonra görüştüğüm çok sayıda meslektaşım, meslek ustam, gerek önceki dönem Baro Başkanları ve delegeleri, gerekse halen Baro Başkanı ve delege olan meslektaşlarımın ısrarı sonucu görev ve sorumluluk almaya karar verdim. Çoklu baroya karşı Ankara’da eylem yapan Baro Başkanlarından bir kısmının kendi aralarında toplanarak, “Birlik Başkanını biz belirleyeceğiz” şeklindeki “vesayetçi, dayatmacı, ben merkezci, delege iradesini yok sayan” tavırlarını gördükten sonra, bu kararımın ne kadar doğru olduğu da ortaya çıkmıştır. Aday olma neden ve gerekçeleri ile seçildiğim takdirde hangi projelerin takipçisi olacağımı “ahsencosar.wordpress.com” adresindeki kişisel blogumda yayımladım.        

2 –  Üç dönem Baro Başkanlığı’nı yaptığınız Ankara Barosu’nun hali hazırdaki başkanının da aday olduğunu duyuyoruz, kendisiyle bu aşamada bir görüşmeniz oldu mu?

Ankara Barosu’nun hali hazırdaki Başkanı ile bu konuda herhangi bir görüşmem olmadı.  Bundan 15-20 gün önce bir meslektaş beni aradı, Birlik Başkanlığına aday olma konusunda benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben de kendisine kibarca “bu konuda kendisinin değil, Baro Başkanının beni aramasının daha etik ve nezakete uygun olacağını” hatırlattım,  “ben Başkana söylerim, o sizi arar” dedi, ancak bir görüşme olmadı.  Bu arada 6 Kasım’da bir kısım Baro Başkanları’nın Eskişehir’de gündemsiz olarak toplantıya davet edildiklerini, bu toplantıda birilerinin gündemde seçim olmamasına rağmen bir oldu bittiyle toplantıyı manüple ederek sözde bir seçim yaptırmaya çalıştıklarını, toplantıya bu amaçla gelmeyen bir kısım Baro Başkanlarının toplantıyı terk ettiklerini, kalan az sayıda Baro Başkanının ise, sözde bir seçimle kendi delegelerinin bile iradelerini yok sayarak Birlik Başkanlığına Ankara Barosu Başkanını aday olarak belirlediklerini, bu konudaki oylamanın nasıl yapıldığı hususunda kimsenin bilgi sahibi olmadığını, toplantıya katılan ancak Baro Başkanı ve delege sıfatı olmayanların da bu belirlemede oy kullandıklarını, toplantıya katılanlara toplantı içeriği ile ilgili dışarıya bilgi vermemeleri konusunda söz verdirdiklerini, bu “teatral” seçimde;  o ana kadar resmen TBB Başkanlığına adaylığını açıklamış olduğu halde bu toplantıya davet edilmeyen benim ve Sayın Alper Tunga BACANLI’nın dışında, neye göre belirlendiği anlaşılamayan üç Baro Başkanının oylamaya dahil edildiklerini, ancak kimin kaç oy aldığının açıklanmadığı için bilinmediğini,   bir kısım Baro Başkanı arkadaşlarımdan öğrendim. Bu bağlamda, bu parodinin, bu oldu bittinin, çok sayıda Baro Başkanı ve iradeleri yok sayılan delegeler nezdinde infial yarattığını da ifade etmek isterim.

3 – Sizin döneminizde Ankara Barosu öncü – güçlü baro olarak Anadolu Baroları tarafından yakından takip edilirdi, ne oldu da bu durum değişti?  

Bunun nedenini, sanırım bu süreçlerde Ankara Barosu’nda Başkanlık yapanların performanslarında aramak gerekir. Ankara Barosu’nun hali hazırdaki Başkanı, son dokuz yılda,  Ankara Barosunda Sayın Metin Feyzioğlu’nun ilk döneminde Baro Yönetim Kurulu üyeliği, sonrasında Baro Başkan Yardımcılığı, Baro Genel Sekreterliği, Baro Başkanlığı görevlerinde bulundu. Önce Sayın Feyzioğlu ile birlikte oldu, sonra Sayın Feyzioğlu ile çatışarak ondan koptu ve sonra Sayın Feyzioğlu ile arasını düzeltti ve yeniden onunla birlikte oldu, daha sonra Sayın Feyzioğlu ile tekrar çatıştı ve Baro Başkanı oldu. Yani bu arkadaşımız dokuz yıldır Metin Feyzioğlu ile kah çatışarak, kah beraber hareket ederek kendisini var etti; anlaşılan şimdi sıra yeniden çatışma görüntüsü  verme evresine geldi. Kendisini var etme pahasına, Baroyu, mesleği, meslektaşı öncelemeyen bu anlayış, 21.000 kayıtlı avukattan 12.000 avukatın adeta protesto ederek katılmadığı, saat 17:30’lara kadar toplantıyı açma sayısına bile ulaşılamadığı son baro seçimleri ile Ankara Barosu’nun güçlü, öncü baro olma niteliğini yok etti. Üzülerek eklemeliyim ki, yasa değişikliği ile ilgili Baro Başkanlarının büyük fedakarlıklarla katıldığı Ankara’daki eylem sürecinde, sanırım inandırıcılığı olmadığı için kendi mensuplarını peşinden sürükleyemeyen Ankara Barosu Başkanı, Ankara Adliyesindeki kendi odasına dahi savcının talimatı nedeniyle çıkamamıştır. Hiç kuşku yok ki avukatlar, Ankara Barosu’nun nereden nereye savrulduğunun farkındadır. Sonuç olarak Sayın Metin Feyzioğlu’nun rahle-i tedrisatından geçen Ankara Barosu’nun hali hazırdaki Başkanı, anlaşılan şimdi tekrar Sayın Metin Feyzioğlu ile çatışma görüntüsü vererek Barolar Birliği Başkanlığı adaylığını meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

4 – Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Genel anlamda siyasetin, özel anlamda baro siyasetinin, sadece bir kişiye karşı değil bir düşünceye karşı ve bir düşünce temelinde yapılması gerekir. Bu bağlamda, baro siyasetinin sadece Sayın Metin Feyzioğlu gitsin anlayışı temelinde yapılması yanlıştır. Tamam Sayın Feyzioğlu gitsin, kesinlikle ben de bu düşüncedeyim. Zira Sayın Feyzioğlu, insan haklarının ve hukuk devletinin korunması, evrensel hukuk ilkelerine uyulması, yargı bağımsızlığı konularında gereken hassasiyeti göstermemiş, mesleğin ve meslektaşların sorunlarının çözümlenmesi, avukatlık mesleğinin daha yukarılara taşınması hususunda çok fazla birşey yapmamış, Avukatlar ve Barolar arasındaki dayanışmayı zayıflatmış, çoklu baro sistemine değil muhalefet etmek destek vermiş, bunu yaparak Baroların parçalanmasına neden olmuştur. O nedenle, Sayın Feyzioğlu’nun ve ekibinin kesinlikle gitmesi gerekir. Ancak sadece gitsin demek yetmez. Bunu demenin ve bu tavrı ortaya koymanın yanısıra nasıl bir Barolar Birliği olmalı sorusuna sağlıklı bir cevap vermek, bir Birlik Başkanı tarifi yapmak, bu tarife uygun bir tercihde bulunmak ve temsilde adaleti sağlamak gerekir. Eğer bu şekilde hareket edilmez ve sadece Sayın Feyzioğlu gitsin, onun yerine kim gelirse gelsin anlayışı ile hareket edilir ise, yeni ve yine başka bir yanlışın kapısı aralanmış olur. Benim bu konudaki endişelerim budur.  

Yeminime Olan Bağlılığım ve Sadakatimle TBB Başkanlığına Adayım.

Avukatlık mesleğine girerken edilen yemin, insan haklarına saygı başta olmak üzere hukukun üstünlüğüne, ahlaka ve mesleğin onuruna dairdir. Yeminime olan bağlılığım ve sadakatimle TBB Başkanlığına adayım. Saygılarımla.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

İnsan haklarının, sivil/medeni ve bireysel hakların savunuculuğunu yapmak, Avukatlık mesleğinin itibarını korumak, mesleğin gelişmesine, alanının genişletilmesine katkıda bulunmak, kalitesini yükseltmek, hukuka, hukuk devletine, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine sahip çıkmak, her Avukatın görevi olmakla, bu hususta hepimizin elimizi taşın altına koyması, bu bilinçle hareket etmesi ve sorumluluk alması gerekir.

Kişisel olarak bunun ayırdında olduğum, bu bilince, bu anlayışa, bu deneyime sahip bulunduğum, dahası çok sayıda Avukat ve delege meslektaşım ile halen Baro Başkanı olan ve önceki dönemlerde Baro Başkanlığı yapan arkadaşlarımdan yoğun ve ısrarlı bir şekilde çağrı almam ve bu çağrıyı bir görev olarak kabul etmiş olmam nedeniyle Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Bir şey ya da bir şeyler olmak adına değil, bir şeyler yapmak adına Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım. Geçmişte Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak arkadaşlarımla birlikte nasıl başarılı hizmetler yaptı isem, seçtiğiniz, fırsat ve imkan verdiğiniz takdirde, daha iyisini ve daha fazlasını yapmak için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Barolar ile Avukatlar arasında bozulan birliği ve bütünlüğü yeniden tesis etmek, Avukatların ve Baroların üst kuruluşu olmaktan ve onları temsil etmekten uzaklaşan Türkiye Barolar Birliği’ni, eskiden olduğu gibi yeniden Barolara ve Avukatlara hizmet veren, onları temsil eden bir konuma getirmek, mesleki sorunların çözümüne katkı yapmak, Avukatlık mesleğini geliştirmek, alanını genişletmek, kalitesini yükseltmek, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukuku ve hukuk devletini, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesini, insan haklarını savunmak ve korumak, toplum ve insanlar nezdinde Türkiye Barolar Birliği’ni yeniden ve daha önce olduğu gibi güvenilen, itibar edilen, saygınlığı ve ağırlığı olan bir kurum ve kuruluş haline getirmek için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Demokrasi, başarısız olanın gitmesine, başarılı olma umudu ve ihtimali bulunanın seçilmesine imkan veren bir sistem olmakla, siz, Sayın Delegelerin bunun bilincinde olduğunuza ve bu yolu bana açacağınıza, bana ve birlikte görev yapacağım arkadaşlarıma destek olacağınıza olan inancım ve umudum tamdır.

Bu inançla, bu umutla, dahası bu güce, bu yeteneğe, bu vizyona, bu gelecek ufkuna, bu deneyime, bu müktesebata sahip bulunduğum için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Türkiye Barolar Birliği toplumda karşılığı ve ağırlığı olan bir meslek kuruluşudur. İçinde bulunduğumuz süreç hariç, kurulduğu günden bugüne kadar olan süreçte, kuruluş olarak işlevlerini ve görevlerini hakkıyla yerine getirmiştir. Şimdilerde bu çizgisinden uzaklaşmış

olan, statükonun bir parçası durumuna gelen, statükoyla uzlaşan, üyelerinden kopan, üyelerine yabancılaşan, onları temsil etmekten uzaklaşan bu kuruluşun, yeniden eski günlerine iade edilmesine, bu bağlamda, üyelerini temsil ile yeniliğe ve değişime öncülük eden bir kuruluş haline getirilmesine katkı yapmak için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Kuruluşun işlevi bilgileri verimli ve kullanılır kılmaktır. Gelişmiş ülkelerde kuruluşlar, bilgileri verimli kullandıkları, bilgileri ihtisaslaştırdıkları, kendi amaçları, görevleri ve işlevleri üzerine yoğunlaştıkları, bilgiden bilgiye geçtikleri için toplumlarının ve üyelerinin merkezi konumuna gelmişlerdir.

Bilgileri ihtisaslaştırmak, verimli ve kullanılır kılmak, bilgiden bilgiye geçebilmek, Türkiye Barolar Birliği’ni kendi asli görevleri ve işlevleri üzerine yoğunlaştırmak, yeniden toplumun ve üyelerinin merkezi konumuna getirebilmek için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Günümüzün kuruluşları, güce dayalı olan ve tek bir kişinin egemenliği üzerine kurulu bulunan yapıdan, bilgiye, sorumluluğa, ekip çalışmasına dayalı olan, gerek idari, gerekse mali yönden şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya dönüşmüşlerdir. O nedenle, günümüzün kuruluşlarında, kuruluşun amaçları, işlevleri, görevleri, katkıları, performansı konusunda, herkesin, her bir üyenin sorumluluk alması gerekir. Esasen bilgiye ve sorumluğa dayalı bir kuruluşta yönetim işi, birilerini yönetici yapmak değil, herkesi katılımcı yapmak, her bir üyeyi sorumlu kılmaktır.

Türkiye Barolar Birliği’ni, güce ve tek bir kişinin egemenliği üzerine kurulu olmayan, bilgiye, sorumluğa ve ekip çalışmasına dayalı olan, dahası idari ve mali yönden şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya dönüştürmek, amaçları, işlevleri, görevleri, performansı konusunda her bir üyeyi sorumluluk alacak, katılımcı yapacak bir konuma getirmek, bu yapıyı yeniden oluşturmak ve tesis etmek için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Değişimin ve dönüşümün en önemli etmeni düşünmek, ürünleri ve hizmetleri başka bir boyutta ve daha büyük bir içerikte görmektir. Bunu yapabilmek, bu bağlamda değişime ve dönüşüme yön verebilmek için; yeni ve pozitif hedefler belirlemek, stratejik planlar yapmak, değişimi etkileyecek ve değişime yön verebilecek olan herkesle doğrudan ve içten iletişim kurmak, etkileyecek olanlardan etkilenmek, olumlu ve umut dolu bir iklim yaratmak, olağanı tersine çevirmek ve bu amaçla yeni bir yol açmak veya bir yol yapmak, alışkanlıklara bağlı olan ve o nedenle, yaratıcılığa, değişime, dönüşüme muhalefet ve hatta düşmanlık eden görüşlere cesaretle karşı koymak gerekir.

Olağan olanı tersine çevirmek için; bu amaçla bir yol açmak veya bir yol yapmak için; mevcut hızı yeni hedeflere doğru yeni bir enerji ve sinerji ile artırarak sürdürmek için; dünün olağanını değişmiş bir bugüne yüklemek için; davranışları, refleksleri, yaklaşımları, hizmetleri, işleyişi, umutları, beklentileri karşılamak ve yeni gerçeklere dönüştürmek için; daha önceleri olduğu gibi Türkiye Barolar Birliği’ni, tüm üyelerini kapsayacak ve kucaklayacak demokratik ve yatay bir yapıya yeniden kavuşturmak için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

Hepimizin bildiği üzere, bugün gelinen aşamada, adalet de, bireyin meşru savunma ve korunma hakkının kolektif organizasyonu olan hukuk da, avukatlık mesleğinin icrası da, meslek örgütlerinin yönetilmesi de, statükoya bağlı olmaktan çıkmış, şimdiden sonra yaratılacak olan geleceğe bağlanmış, çağımızın aşılması gereken zorlukları ulusal çerçevelerin dışına taşmıştır.

Bilimin ve teknolojinin artık hiçbir sınır tanımaması, enformasyonun tüm dünyada pasaportsuz gezmesi, paranın ve bilginin dünyayı çok hızlı dolaşması, içinde bulunduğumuz ve ıska geçmekte olduğumuz dijital çağın ve geleceğin nasıl şekilleneceğinin göstergeleridir.

Onun için dün olduğundan daha çok bugün, yönetim işinin ve bu işlevin yerine getirilmesi, insan düşüncesini ve insanlar arasındaki iletişimi kıskacı altına alan indirgeyici klişeleri ve kategorileri kırmayı, bu konuda var olan koşullanmaları ortadan kaldırmayı gerektirmektedir.

Bütün bunları yapabilmek, içinde bulunduğumuz dijital çağa ayak uydurabilmek için birey olarak; belli bir reçeteye, slogana, herhangi bir parti çizgisine veya katı bir dogmaya bağlanmamamız, yol değil, yollar olduğunu bilmemiz, hangi partiye mensup ya da hangi siyasi görüşe sahip olursak olalım, insanların çektikleri acılar ve yaşadıkları baskılar karşısında belli insani standartlardan şaşmamız gerekir.

Bu konuda Barolarımızın ve Türkiye Barolar Birliği’nin yapması gerekenler ise; başta idari ve mali yönden şeffaflık, katılımcılık ve denetlenebilirlik olmak üzere, çağdaş yönetim anlayışının gerektirdiği kurumsal yönetim kurallarını uygulamak, yegane kaynağımız olan Meslektaşlarımızı verimli, donanımlı, başarılı kılacak sistemleri oluşturmak, mesleki fırsatları erken yakalayıp iyi değerlendirmek, mesleğimizin ve ülkemizin geleceği olan Genç Meslektaşlarımızın sorunlarına karşı duyarlı olmak, bu amaçla onların geleceklerine yatırım yapmak, sorun çözücü bir yaklaşımla onları rahatlatacak, onların geleceğe güvenle bakmalarını sağlayacak, mesleğin alanını genişletecek projeksiyonlar ve projeler geliştirip uygulamak, yaptığımız işleri daha da iyi yapmak, el ele vererek hep birlikte çalışmak, böylece yaratacağımız sinerji ile mesleğimizi ve meslek örgütlerimizi yüksek ve katma değer yaratan bir topluluk haline getirmektir.

Değerli Delegeler, Sevgili Meslektaşlarım,

İçselleştirdiğim bütün bu hedefleri ve değerleri mesleğimiz ile meslek örgütlerimiz adına yapmak, bildiklerimi, biriktirdiklerimi, deneyimlediklerimi, mesleğimiz ve meslek kuruluşlarımız ile ülkemizin ve insanlığın hizmetine sunmak, toplumsal hoşgörü, insana değer verme, bireysel tercihlere ve görüşlere saygı gösterme, mesleğin sorumluluğunu bir başka güce veya varlığa, cemaate, partiye, devlete yıkmak yerine bizzat üstlenme üzerine kurulu bir anlayışı uygulamak ve temsil etmek için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Bütün bunların bilinci içinde ve kendisini, kendisine göre öteki olanın düşüncesiyle etkileşim içinde değişime açık tutarak yeni çözümlerin aranacağı ve bulunacağı bir iletişim platformu ile yönetim anlayışını gerçekleştirmek için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na adayım.

Bütün nedenlerle ve bunları yapabilmek için size, siz Sayın Delegelere ve Meslektaşlarıma çağrım şudur:

“Gelin dostlarım..!

Henüz vakit çok geç değil.

Yeni bir dünya arayalım,

Bunun için günbatımına kadar uzanalım.

Gücümüz yetmese de

Yeri, göğü sarsmaya,

Yine de sahibiz gerekli cesarete ve isteğe.

Zaman ve kader bizi zayıflatsa da,

İrademiz yeterlidir,

Çabalamaya, aramaya, bulmaya

Ve asla pes etmemeye…”

Seçim Sizin!

Unutmayın, “Umut, ya sizsiniz, ya da umutsuzsunuz!”

Saygılarımla.

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI OLARAK 13 HAZİRAN 2010 – 26 MAYIS 2013 TARİHLERİ ARASINDA GÖREV YAPTIĞIM 1076 GÜNLÜK SÜRE İÇERİSİNDE ARKADAŞLARIMLA BİRLİKTE YAPTIĞIMIZ HİZMETLERİN KISA BİR ÖZETİ

  • İçselleştirdiğim şeffaflık anlayışımın bir gereği olarak, Türkiye Barolar Birliği Başkanı olarak seçilmemi ve göreve başlamamamı takiben, sahip olduğum mal varlığına ilişkin Mal Bildirimimi Türkiye Barolar Birliği web sayfası aracılığıyla kamuoyuna deklare ettim.
  • Göreve başladığım tarihten, görevden ayrıldığım tarihe kadar olan sürede, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu’nun tüm kararlarını ve haftalık mali bülten şeklinde tüm gelir ve giderlerini WEB sayfasında yayımlamak suretiyle idari ve mali yönden şeffaflık ile denetlenebilirlik sağladık.
  • 29-30 Haziran 2010 tarihlerinde, Ankara Barosu ve Türkiye Felsefe Kurumu ile birlikte, Japon, Alman, Belçikalı ve Türk uzmanların katıldığı “Hukukçuların Meslek Etiği” konulu Uluslararası Sempozyumu düzenledik.
  • Türkiye Barolar Birliği’nin 41.Kuruluş Yılı Etkinlikleri kapsamında 09 Ağustos 2010 günü düzenlediğimiz Basın Toplantısı’nda; savunmanın bağımsızlığı ve özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti gibi konuların yanı sıra, o aşamada gündemde olan Anayasa değişiklikleri ile bazı Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları hakkında verilen yakalama kararlarının hukuken yanlışlığı hakkındaki görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerimizi kamuoyunun bilgisine sunduk.
  • Ağustos/2010 ayından itibaren aylık elektronik bülten yayınlanmaya başladık.
  • Ankara Barosu Başkanı olduğum dönemde kurduğumuz Türkiye’nin ilk, dünyanın ikinci Hukuk Müzesi’ni, Türkiye Barolar Birliği Hizmet Binası’nda yaptırdığımız yeni mekana taşıdık ve hizmete açtık.
  • 2010-2011 Adli Yılı’nın Açılışı münasebetiyle 06 Eylül 2010 günü Yargıtay’da düzenlenen törende, TBB Başkanı olarak yaptığım konuşmada; Avukatların ve Baroların sorunlarının yanı sıra, TBB olarak Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’ne karşı olduğumuzu, bu mahkemelerin ivedi olarak kaldırılmasını talep ettiğimizi, Ergenekon süreci ve bu süreçteki gözaltı ve tutuklama kararlarına yönelik eleştirilerimizi, Anayasa değişiklikleriyle ilgili taslak hakkındaki görüş, düşünce, eleştiri ve önerilerimizi ifade ettik.
  • Benim Türkiye Barolar Birliği Başkanı olmama kadar geçen iki yıl içinde bir türlü faaliyete geçirilemeyen Türkiye Barolar Birliği Litai Konukevi’ni; lokanta, kafe, bar, fitness center, sauna, Türk hamamı, Fin hamamı, sauna gibi eklentileriyle birlikte ve başkaca eksiklilerini gidermek suretiyle 17 Eylül 2010 tarihinde, yani benim göreve başlamamdan sonra ve yaklaşık üç ay içinde Avukatların hizmetine açtık.
  • Türkiye Barolar Birliği olarak 6-10 Ekim 2010 tarihleri arasında İstanbul TÜYAP Fuar Alanı’nda düzenlenen, 16 ülkeden 66 firmanın katıldığı ve 130.000 kişinin ziyaret ettiği Uluslararası Bilgi ve İletişim Teknolojileri Fuarı’na (CeBIT Bilişim Eurasia Fuarı) katıldık. Bu fuarda Türkiye Barolar Birliği ürünlerinden olan “Yeni Nesil
  • Avukatlık Kimlik Kartlarını”, “TEKNOBOARD Duyuru Sistemlerini”, “KİOSK Cihazlarını”, adliye binalarında sıra alma işlemlerine ilişkin “SIRAMATİK” cihaz ve yazılımlarını, avukatların Adliye Binalarına girişini kolaylaştıran “Turnike Geçiş Sistemlerini”, avukatlara adliye binalarında ve barolarda ödeme kolaylığı sağlayan “POS Ödeme Cihazlarını” teşhir ettik.
  • İspanya Ankara Büyükelçiliği, İspanya Avukatları Genel Konseyi, İspanya Dış Ticaret Enstitüsü (ICEX) ile birlikte 04 Kasım 2010 tarihinde Ankara’da, 100’e yakın avukatın iştirak ettiği “Turkey-Spain Legal Services/Türkiye-İspanya Hukuk Hizmetleri” konulu toplantıyı düzenledik.
  • Atatürk’ün ölümünün 72. yılı münasebetiyle 10 Kasım 2010 tarihinde Doç.Dr.Kemal Arı’nın konuşmacı olarak katıldığı “Atatürk’ün Düşünce Dünyasında Halk ve Demokrasi” konulu konferansı düzenledik.
  • 10 Aralık İnsan Hakları Günü münasebetiyle avukatların, akademisyenlerin ve siyasi parti temsilcilerinin konuşmacı olarak katıldıkları “Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri” konulu paneli düzenledik.
  • Karikatür Vakfı ile birlikte 10 Aralık İnsan Hakları Günü etkinlikleri kapsamında seçkin karikatüristlerin katıldıkları “Tutuklu ve Hükümlü Hakları” konulu karikatür sergisini düzenledik.
  • Dönemin Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bilal Eriş ile birlikte 13 Aralık 2010 günü düzenlediğimiz basın toplantısında, tutuklu ve mahkumların temel insan haklarından olan tedavi hakkını ihlal eden İç İşleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı arasında bağıtlanan “Üçlü Protokolü” kamuoyunun gündemine taşıyarak bu protokolün tutuklu-mahkum hakları ile tıp etiğine uygun hale getirilmesini talep ettik. Anılan protokol bu basın toplantısı sonrasında, tutuklu-mahkum hakları ile tıp etiğine uygun hale getirilmiştir.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ortaklıklarından olan ve “Gazilere” yardım amacıyla kurulan TürkTrust şirketiyle 15 Aralık 2010 tarihinde bağıtladığımız sözleşme ile elektronik imza üretimine geçtik. Elektronik imza üretimi için gerekli olan ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi sertifikası aldık. E-imza üretiminden elde edilen gelirin yaklaşık 1/3’ünü elektronik imza satan barolarımıza aktarmak suretiyle barolarımıza kaynak aktardık.
  • 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’na uygun nitelikte elektronik imza ve mobil imza uyumlu kimlik tanıma sisteminin kurulumunu sağladık, bunu UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) sistemine entegre ettik.
  • Avukatların dosya okumakta sorun yaşadığı Kalem Yönetmeliği’nin 45.maddesinin değiştirilmesini sağladık.
  • İnsan Hakları ihlalleriyle ilgili sağlıklı bir veri tabanı oluşturmak amacıyla TBB İnsan Hakları Merkezi bünyesinde İnsan Hakları İzleme, Raporlama ve Arşivleme Projesi’ni (İHİRAP) başlattık.
  • Aralık-2010’da Türkiye’de bir ilk olan “Tutuklama Raporu”nu yayımladık.
  • Stajyer Avukatlar için Staj Eğitim Programlarını başlattık. İlki 09-14 Ocak 2011 tarihleri arasında yapılan eğitim programına Türkiye’nin değişlik barolarından gelen 47 stajyer katıldı. Bir hafta süreyle Litai Konukevi’nde ağırladığımız stajyer avukatlarımız için sıkıştırılmış staj eğitiminin yanı sıra değişik sosyal etkinlikler düzenledik.
  • 14 Ocak 2011 tarihinde düzenlenen törenle, UNDP Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı çerçevesinde adli yardım, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, adalete erişim, hukukun üstünlüğü konularında işbirliği yapmayı konu alan “Mutabakat Metni”ni, Birleşmiş Milletler Daimi Koordinasyonu ve Türkiye Daimi Temsilcisi Shaid Najan ile birlikte imzaladık.
  • TBB Yönetim Kurulu’nun 26 Nisan 2010 ve 07 Ekim 2010 tarihli kararları ile izlenmesine karar verilen KCK davasının 13 Ocak 2011 tarihinde Diyarbakır’da, Ergenekon davasının 17 Ocak 2011 tarihinde Silivri’de yapılan duruşmalarına mahkeme salonunda bizzat bulunarak katıldık.
  • 22 Ocak 2011 tarihinde, Karanfil Sokak’taki eski Birlik binasında yaptırdığımız ve “Av. Prof. Dr. Faruk Erem Avukat Evi” adını verdiğimiz günü birlik konukevini ve bu konukevinde yaptırdığımız müzeyi hizmete açtık.
  • Avukatlık ücretinin ve bunun KDV’sinin tahsil ile birlikte doğacağını öngören Gelir Vergisi Kanunu ile yine Avukatlık ücretine isabet eden KDV’sinin vekaletnamenin sunulmasıyla birlikte tahakkuk edeceğini öngören Katma Değer Vergisi Kanunu’ndaki farklı düzenlemelerden kaynaklanan ve KDV’si yönünden Avukatları son derece müşkül duruma düşüren sorunu Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2010/1 sıra nolu Vergi Denetimi ve Koordinasyonu İç Genelgesi’nin yayımlanmasını sağlamak suretiyle çözümledik.
  • Arabuluculuk görevinin hukuk fakültesi mezunlarının, bu bağlamda Avukatların tekelinde kalmasını ve dolayısıyla meslektaşlarımızın bu görevden ek gelir elde etmelerini sağladık.
  • Ocak-2011 ayı içerisinde çıkan Torba Kanun içerisine konulmasını sağladığımız bir hükümle ve deyim yerinde ise bir devrim gerçekleştirdik. Bu bağlamda Avukat Stajyerlerinin genel sağlık sigortası kapsamına alınarak primlerinin Türkiye Barolar Birliği tarafından ödenmesini sağladık. Bu suretle Avukat Stajyerlerini sağlık güvencesine kavuşturduk.
  • Türkiye Barolar Birliği’nce ilgili mevzuat hükümleri gereği Stajyer Avukatlara kullandırılan staj kredilerine ilişkin elektronik ortamda tutulan kayıtların ve verilecek hizmetlerin teknik yazılım altyapılarının geliştirilmesini, geliştirilen yazılımların sürekli olarak çalışmasını sağlamak amacı ile teknik destek hizmeti verilmesini sağladık.
  • Staj kredilerinin tahsilinin sağlanabilmesi amacıyla yeni kredi takip programı yazdırarak bunun uygulamaya konulmasını gerçekleştirdik. Bu yazılım sayesinde benim Birlik Başkanı olmama kadar takip ve tahsil edilmeyen 12180 adet staj kredi dosyasının takibini yaptık ve herhangi bir yasal yola başvurmadan görev süremiz içerisinde yaklaşık 14 trilyon lira olan staj kredi alacaklarını tahsil ettik.
  • Bazı hastalıkların tedavisi için Stajyer Avukatların isteğe bağlı sigorta primlerinin Türkiye Barolar Birliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu (SYDF) tarafından ödenmesi uygulamasını başlattık.
  • Sağlık giderleri için avukatlara yapılacak yardımların, herhangi bir belge ve rapor istenmeden, doğrudan tedavinin yapılacağı yerdeki hastaneye ödenmesini öngören hastane anlaşmaları sistemini başlattık.
  • 01 Şubat 2011 tarihinden başlamak üzere, ihtiyaç sahibi emekli Avukatlara hastalık, yaşlılık, malullük halleri için ek emeklilik geliri bağlanması uygulamasını başlattık.
  • Litai Konukevi’nin hizmete girmesini takiben, tedavi amacıyla Ankara’ya gelen ve TBB Litai Konukevi’nde konaklayan Avukat ve refakatçilerinin konaklama giderlerinin TTB-SYDF’nu tarafından karşılanması uygulamasını getirdik.
  • Ocak-2011’de yürürlüğe giren Torba Kanun’a konulan bir hükümle, Avukatların Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümlerde büro açabilmelerini sağladık.
  • Ocak-2011’de yürürlüğe giren Torba Kanun’a konulan bir hükümle, Avukat bürolarının belediyelerden iş yeri açma ruhsatı alma zorunluluğunun kaldırılmasını sağladık.
  • Gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının takipçisi olmak suretiyle staj kredilerinin ve aidat borçlarının yeniden yapılandırılmasını sağladık.
  • 31 Ocak 2011 tarihinde düzenlediğimiz Basın Toplantısı’nda, o aşamada Türkiye’nin gündeminde bulunan Yargıtay ve Danıştay’ın üye sayısının artırılmasına ilişkin yasal düzenlemeye karşı olduğumuzu ve yanı sıra Türkiye’nin gündeminde olan diğer konularla ilgili görüş ve düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaştık.
  • Ocak 2011 tarihinde, tüm barolarımıza bedeli Türkiye Barolar Birliği tarafından ödenmek üzere Volkswagen Transporter marka/model 8+1 kapasiteli hizmet aracı alınmasına ilişkin projeyi başlattık. Yaklaşık 15 aylık bir süre içerisinde, o tarihte 78 olan tüm barolarımıza hizmet araçlarını teslim ettik. Daha sonra kurulan Kilis Barosu’na, bu baromuzun kurulmasından hemen sonra hizmet aracı teslimi yaptık,
  • 07 Mart 2011 tarihinde Yargıtay’ın kuruluşunun 143. Yıldönümü münasebetiyle Yargıtay ile birlikte “Koruma Tedbirleri” konulu paneli düzenledik.
  • 11-12 Mart 2001 tarihinde yerli ve yabancı uzmanların konuşmacı olarak katıldıkları “Dünyada Arabuluculuk Uygulamaları” konulu uluslararası konferansı düzenledik.
  • 28 Mart 2011 günü düzenlediğimiz Basın Toplantısı’nda, gazeteci Ahmet Şık’ın basılmamış kitabının toplatılması bağlamında ifade ve basın özgürlüğüne yönelik ihlalleri eleştirdik ve kınadık, yanı sıra özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasını, keyfiliğe dönüşen tutuklama ve gözaltı kararlarına son verilmesini talep ettik.
  • “Herkes İçin Adalet, Adalet İçin Avukat” sloganıyla başlattığımız “Avukatlar Haftası-2011 Etkinlikleri” kapsamında; Okuma Tiyatrosu, Yaratıcı Drama Performansı, Tutuklu ve Hükümlüler Arasında düzenlenen “Avukat-Savunma” konulu Resim Yarışması, “Adalet” temalı Fotoğraf Yarışması, Hukuk Fakültesi Öğrencileri arasında düzenlenen “Haklar, Sorumluluklar ve Gerçekler” konulu makale yarışmasına yer verdik.
  • “Avukatlar Haftası-2011” etkinlikleri kapsamında; Ankara, Konya, Trabzon ve Hatay’da, bu il barolarıyla ortaklaşa olarak Yunanistan, İtalya, İspanya, Polonya,
  • Fransa, Bulgaristan, İrlanda ülkelerinin temsilcisi olan avukatların konuşmacı olarak katıldıkları “Birinci Uluslararası Avukatlık Hukuku” konulu konferansı düzenledik.
  • Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü ile varılan anlaşma çerçevesinde 09 Nisan 2011 tarihli Milli Piyango çekilişi, üzerinde TBB Logosu bulunan ve “Herkes İçin Adalet, Adalet İçin Avukat” özdeyişi yazılı Milli Piyango Bileti çekişinin yapılmasını sağladık.
  • PTT Genel Müdürlüğü ile yapılan anlaşma gereğince “Avukatlar Haftası-2011” anısına PTT Genel Müdürlüğü tarafından “İlk Gün Zarfı” çıkarılması gerçekleştirdik.
  • 16-17 Nisan 2011 tarihlerinde İzmir’de, Türkiye Barolar Birliği ile İzmir Barosu tarafından ortaklaşa düzenlenen “Olağanüstü Yargılamaların Olağanlaşmış Hali-Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri” konulu paneli yaptık.
  • 17 Nisan 2011 tarihinde TBB’nin ve 57 Baro Başkanı’nın imzaladığı Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kaldırılması talebini içeren deklarasyonu yayımladık.
  • 24 Nisan 2011 tarihinde Türkiye Barolar Birliği tarafından rahmetli Başkanımız Özdemir Özok anısına “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru” konulu konferansı düzenledik.
  • 29 Nisan-01 Mayıs 2011 tarihleri arasında Marmaris’te, Muğla Barosu ile birlikte “IV.Stajyer Avukatlar Kurultayı”nı yaptık.
  • 20 Mayıs 2011 tarihinde müziğin, balenin, semanın birleşiminden oluşan “Hak Dostu Mevlana-Hoşgörü” konulu etkinliği düzenledik.
  • 18 Haziran 2011 tarihinde İstanbul’da, İstanbul Barosuyla ortaklaşa, yerli ve yabancı Avukatlar ile akademisyenlerin katıldığı “Uluslararası Tahkim Uygulamaları” konulu sempozyumu gerçekleştirdik.
  • 23 Haziran 2011 tarihinde Malatya’da, Yargıtay, Malatya Barosu, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi’yle birlikte, Alman ve Türk akademisyen, yargıç ve Avukatların konuşmacı olarak yer aldığı “Türk-Alman Uluslararası İş Hukuku Kongresi”ni düzenledik.
  • TBB’nin 42.Kuruluş Yıldönümü münasebetiyle 09 Ağustos 2011 tarihinde yaptığımız yazılı açıklamada; savunmanın özgür ve bağımsız, yargıcın tarafsız, yargının bağımsız, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün olmadığı, birey hak ve özgürlüklerinin güvence altında bulunmadığı bir ülkede, yani Türkiye’de Avukatlık mesleğinin yapılabilmesinin olanaklı olmadığına vurgu yaptık.
  • Ağustos-2011 tarihinden itibaren sağlık yardımı sınırının, avukatlar için 120.000,00, stajyerler için 20.000,00 TL.sına çıkarılmasını, diğer sağlık yardımlarının limitlerinin artırılmasını sağladık.
  • IP bazlı Çağrı Merkezini hizmete açmak suretiyle Barolar ve Türkiye Barolar Birliği arasında güvenli ve ücretsiz olarak telefon bağlantısı yapılmasını sağladık.
  • 13 Eylül 2011 tarihinde Barolar Birliği’nde düzenlenen ve o tarihte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olan Fatma Şahin ve 13 baro temsilcisinin katıldığı toplantıda “Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı”nın görüşülmesine, bu konuda katılımcı baro temsilcilerinin görüşlerini açıklamalarına imkan sağladık.
  • 20 Eylül 2011 tarihinde UNDP-Birleşmiş Milletler Kalkınma Projesi çerçevesinde, İzmir’de yapılan ve Türkiye, Moldova, Kırgızistan, Tacikistan, Gürcistan, Rusya, Kazakistan, Ermenistan, Azerbaycan, Özbekistan Baro temsilcilerinin katıldığı “Orta Asya ve Kafkaslarda Hukuk Hizmetleri Bağlamında Baroların Kapasitesi” konulu toplantıya Birlik Başkanı olarak bizzat katılmak ve görüş bildirmek suretiyle katkı yaptık.
  • 06 Ekim 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen ve 17 ülkeden 1000’den fazla firmanın ürünlerini sergilediği CeBİT Fuarına Birliğimizin ürünleri olan UBAP Projesi, Yeni Nesil Akıllı Avukatlık Kimlik kartları, E-İmza, TBB TV ve TBB Radyo, Çağrı Merkezi Projesi, WEB Siteleri, Av.tr. Projesi, Adliye Turnike Sistemleri, LCD Duruşma Monitörleri, VPN, Ödeme Sistemleri, IP Bazlı Telefonlar, E-Baro, SYDF-Staj-Ruhsat-Kimlik-Sicil Yazılımları ile katıldık.
  • 06-08 Ekim 2011 tarihinde İspanya’nın Alicante kentinde yapılan IV.Akdeniz Baroları toplantısına, benim İngilizce olarak sunduğum “Türkiye’de Hukukta Uzmanlaşmada Standart Düzenlemeler” konulu tebliğ ile katıldık.
  • 21-29 Ekim 2011 tarihleri arasında Antalya’da 7.Avukat Spor Oyunları’nı düzenledik.
  • Van ve çevresinde oluşan deprem sonrasında TÜRAVAK ile ortaklaşa yardım kampanyası düzenledik. Van ve Erciş’te Avukatların hizmetine sunulmak üzere konteynır ve çadır yardımı yaptık.
  • 31 Ekim-2/3 Kasım tarihleri arasında Baro Başkanlarının katılımları ile “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Uygulamasının Geliştirilmesi” konulu etkinliği gerçekleştirdik.
  • 46 baromuza ücretsiz olarak, güvenliği sağlanmış, altyapısı hazır, baro personeli tarafından kullanılabilecek basitlikte, son derece işlevsel nitelikte WEB sayfası tasarımı yaptık.
  • Barolar arasında herhangi bir ayrım yapmadan, Baro bina ve odalarının tefrişi için Barolara tefrişat/donanım yardımı yaptık.
  • Türkiye Barolar Birliği bünyesinde tutulan sicil bilgilerinin doğru, sicil/ruhsat işlemlerinin daha hızlı yürütülebilmesi ve yine Ulusal Yargı Ağı Projesi’nden (UYAP) Avukatların daha verimli biçimde yararlanabilmelerini sağlamak için Ulusal Baro Ağı Projesi’ni (UBAP) hayata geçirdik. UBAP ile UYAP’ı birbirine entegre ettik.
  • Tapu, trafik, SGK, nüfus bilgilerinin, adres sorgulama işlemlerinin UYAP Avukat Portalı üzerinden Avukatların kullanımına ücretsiz olarak açılmasını sağladık.
  • Ulusal Baro Ağı Projesi’nin resmi internet sitesi ve bu internet sitesinin tüm teknik yazılım altyapılarının geliştirilmesini sağladık.
  • Geliştirilen yazılımların sürekli olarak çalışmasını sağlamak amacı ile teknik destek hizmeti vermeye başladık.
  • Çok kolay biçimde kopyalanmasının mümkün olması nedeniyle Avukatlık Kimlik Kartlarını, yüksek güvenlikli, akıllı, iki adet çipli, manyetik şeritli, yedi adet görsel kopya korumalı, hologramlı biçimde ve ‘tek kart çok hizmet’ anlayışıyla modernize ettik. Kart başvuru ve üretim sürecini başvuru sahibinin süreci Web Sitesi ve SMS yolu ile takip edebilmesine olanak sağlayacak biçimde yapılandırılmasını gerçekleştirdik.
  • Bu suretle o tarihe kadar Türkiye Barolar Birliği’nin bilmediği Türkiye’deki Avukat sayısının belirlenmesini, Avukatlarla ilgili olarak iletişim bilgilerinin güncellenmesini, bütün bunlarla ilgili olarak Türkiye Barolar Birliği nezdinde sağlıklı bir veri tabanının oluşturulmasını sağladık.
  • Modernize edilen Avukat Kimlikleri ve Ruhsatnamelerin eşleştirilerek düzenlenmesini, sicil kayıtlarının doğru ve güvenilir hale dönüştürülmesini, ruhsatların yeni boyutlandırılan şekliyle basılmasını, basılan ruhsatların raporlamasının sisteme eklenmesini gerçekleştirdik.
  • Modernize edilmiş yeni nesil Avukatlık Kimlik Kartlarını, UYAP Avukat Portalına entegre etmek suretiyle, avukatların Adliye’ye gitmeden ofislerinden veya evlerinden dava açmalarını, harç, bilirkişi ücreti, keşif ücreti, pul gideri gibi parasal işlemlerin modernize edilen yeni Avukatlık Kimlik Kartı ile Birliğimiz tarafından kurulan elektronik ödeme sistemi üzerinden yapılmasını sağladık.
  • Yeni nesil Avukatlık Kimlik Kartı bünyesinde yapılması gereken havale/eft işlemlerinin, Halk Bankası sistemleri kullanılarak yapılabilmesini, staj kredi hesaplarının Halk Bankası nezdinde bulunması nedeniyle staj kredi parasal işlemlerinin ücretsiz yürütülmesini, kredi kullanan stajyerlerin hesaplarından masraf tahsilatı yapılmaması için gerekli olan entegrasyon işlemini gerçekleştirdik.
  • Bu kart aracılığıyla Petrol Ofisi İstasyonlarında Pompa Fiyatı üzerinden %4 indirim yapılmasını, bu indirimin %3’ünün Avukatlara uygulanmasını, buradan elde edilen gelirin %1’inin akaryakıt alan avukatın üyesi olduğu Baroya verilmesini sağladık.
  • Yeni nesil Avukat Kimlik Kartları sistemine bağlı olarak kurulan turnike, kiosk, kartlı geçiş sistemi, pos cihazları, teknoboard, otopark terminalleri ve benzeri terminallerin, donanımlarının ve cihazların sürekli olarak çalışmasını sağlamak amacı ile Barolarımıza teknik destek hizmeti verdik.
  • Yeni nesil Avukat Kimlik Kartları POS cihazları ile bu kartların sunucuları arasında güvenli yükleme ve harcama işlemlerini yapabilecek yazılım yaptırdık ve bunu uygulamaya koyduk.
  • 79 il barosuna POS terminali kurduk.
  • Yeni nesil Avukat Kimlik Kartı sunucularının 16 Blade Server, 11 DL580 server hizmeti vermesini ve bu hizmetin ortalama %40 kapasite ile çalışmasını sağladık.
  • Yeni nesil Avukat Kimlik Kartı uyumlu turnike cihazları ile yeni nesil Avukat Kimlik Kart sunucuları arasında güvenli bağlantı kurulumunu, kart bilgileri teyit ve kullanıcı bilgilerine geçiş kontrolü yazılımını yaptırdık.
  • Türkiye Barolar Birliği bünyesinde TC kimlik no ile kişi bilgisi ve adres bilgisi sorgulama ihtiyacına cevap veren yazılımlara bilgi sağlaması amacıyla web servisi geliştirilmesini, yeni nesil Avukat Kimlik Kartı/Baro Kart bilgilerinin Mernis bilgileri ile güncel olması nedeniyle, hastanelerden sağlık yardımı almak üzere başvuruda bulunan Avukatlara başka bir araştırmaya gerek kalmadan sağlık hizmeti verilmesini sağladık.
  • Avukatlara, Sodexo üyesi işyerlerinde ödeme yapabilme kolaylığı getirdik. Buradan elde edilen gelirin %2.5’inin Barolara verilmesini sağladık.
  • 31.12.2012 itibariyle 6286 Hukuk Bürosu/avukat, 21837 müvekkil ile 26823 dosyanın kayıtlı olduğu Corpus Mevzuat ve İçtihat Programı içeren Sanal Ofis uygulamasını başlattık. Bu uygulamanın UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) sistemine entegrasyonunu yaptık.
  • Bakıma ihtiyaç duyan Avukatların huzurevi ve bakım evi ihtiyacının karşılanmasını, hastalık, malullük gibi nedenlerle çalışamayan ihtiyaç sahibi emekli Avukatlara düzenli ve sürekli ek emeklilik geliri verilmesini, tedavi gören Avukatların sağlık giderlerinin doğrudan SYDF tarafından hizmet alınan hastaneye ödenmesini sağlayan özel hastane anlaşmalarının iller düzeyinde yapılmasını uygulamaya koyduk.
  • – Sağlık ve geçici iş göremezlik yardımlarının kapsamını genişlettik. Bu bağlamda Avukatların eş ve çocuklarının sağlık yardımı kapsamına alınmalarını sağladık.
  • Çalışamaz durumdaki Avukat meslektaşlarımıza aylık olarak sürekli iş göremezlik yardımı yapılmasını, bakım ihtiyacı duyan Avukatlara aylık olarak bakım yardımı verilmesini gerçekleştirdik.
  • Yurtiçi Kargo şirketiyle yaptığımız anlaşma çerçevesinde, bu şirketin verdiği kargo hizmetlerinde Avukatlara %40 oranında indirim yapılmasını sağladık.
  • UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) Avukat Portalı bünyesinde yapılacak ödemelerde Avukat Kimlik Kartı’nın kullanılmasını, UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) Avukat Portalı bünyesinde Avukat Kimlik/Sicil bilgileri ve resimlerinin paylaşılmasını gerçekleştirdik.
  • Akıllı telefon uygulamalarını başlattık.
  • Barolarımıza hizmet vermek üzere teknik servis kurduk.
  • Tüm Barolarımıza VPN bağlantısı (Sanal Ağ Kurulumu) kurmak suretiyle Türkiye Barolar Birliği ve kendi aralarında ücretsiz ve güvenli telefon görüşmeleri yapmalarını sağladık.
  • Bilgi İşlem Merkezimiz tarafından Avukatlara av. tr. uzantılı kişisel web sayfası yapımını başlattık, görev süremiz içinde 250’ye yakın meslektaşımıza web sayfası yaptık.
  • 444 22 76 numaralı Çağrı Merkezi’ni kurduk ve bu merkezi UBAP (Baro Ağı Projesi) sistemine entegre ederek bu merkeze Türkiye’nin her yerinden alan kodu kullanılmaksızın ulaşılmasını sağladık.
  • Türkiye Barolar Birliği İktisadi İşletmesi bünyesinde kesilen faturaların otomatik olarak faturalandırılmasını ve bunun UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) muhasebe sistemine entegrasyonunun yapılmasını gerçekleştirdik.
  • Sahte vekâlet pulu basımının önüne geçilmesi, meslektaşlarımızın vekâlet puluna daha kolay erişimlerinin sağlanması amacıyla elektronik pul uygulamasına geçtik.
  • Elektronik pul uygulamasının UYAP ve UBAP ile entegrasyonunu sağladık.
  • On-Line Eğitim için gerekli olan Adobe Connect yazılım lisansını aldık. On-Line Eğitime geçişin alt yapısını kurduk.
  • İnternet üzerinden canlı ve bant yayını yapan TBB-TV ve TBB-RADYO’yu kurduk, her ikisini de hizmete açtık.
  • Türkiye Barolar Birliği resmi internet sitesinin, hem görsel, hem de daha işlevsel biçimde yeniden yapılanmasını sağladık.
  • 31.12.2012 itibariyle 46 teknoboard duyuru panosu içerik yönetiminin yetkili barolarımız ve Türkiye Barolar Birliği tarafından sağlanmasını, FULL HD yayına uygun şekilde yazılım güncellemesi yaptık.
  • Yayım bölümünü yeniden yapılandırdık. Bu bağlamda daha önce dergi-yayım dizgi işlemlerinin dışarıdaki firmalardan satın alınması yönteminden vazgeçerek bu işlerin Türkiye Barolar Birliği bünyesinde yapılmasını sağladık.
  • Grafik/tasarım ve her türlü baskı işlemlerinin Türkiye Barolar Birliği bünyesi içinde yapılmasını ve yayıma hazır hale getirilmesini gerçekleştirmek suretiyle bu hizmetlerin dışarıdan satın alınması uygulamasına son verdik.
  • Türkiye Barolar Birliği Kütüphanesini yeniden yapılandırdık, bu bağlamda Av.Eralp Özgen Bilgi Belge Merkezi adıyla yerli ve yabancı yayımlarla kitap koleksiyonunun zenginleşmesini sağladık.
  • Türkiye Barolar Birliği’ne ait tüm yayımların taranarak elektronik ortama aktarılmasını, bunların web sayfamızdan ‘yayınlarımız’ bölümünde yayıma açılmasını, buradan eser adı, yazar adı ve kategori ile kitap içeriğine göre aranabilir pdf formatını hizmete sunduk.
  • Barolarımız tarafından ücret ödenmek suretiyle kullanılan farklı CMK programlarına alternatif CMK otomasyon programı yazılımı yaptırdık ve bu programı ücretsiz olarak 47 baromuzun kullanımına sunduk.
  • Barolarımız tarafından ücret ödenmek suretiyle kullanılan farklı Adli Yardım programlarına alternatif Adli Yardım otomasyon programı yazdırılmasını ve bu programın 43 Baromuzun kullanımına ücretsiz sunulmasını sağladık.
  • Doküman Yönetimi Sistemiyle ilgili yaptırdığımız yazılımı Barolarımızın hizmetine ücretsiz olarak sunduk.
  • Barolara SMS desteği verdik.
  • Türkiye Barolar Birliği Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu tarafından ilgili mevzuat ve yönergeler gereğince verilecek tüm yardımlara ilişkin elektronik ortamda tutulacak kayıtların ve hizmetlere ilişkin teknik yazılım altyapılarının geliştirilmesini ve geliştirilen yazılımların sürekli olarak çalışmasını gerçekleştirmek amacı ile teknik destek hizmeti verilmesini sağladık.
  • Yargıtay Cezalar bölümüne 3 adet, İstanbul Çağlayan Adliyesine 5 adet, Gaziantep Adliyesine 4 adet, Tokat Adliyesine, Çankırı Adliyesine, Kahramanmaraş Adliyesine, Şanlıurfa Adliyesine, Bordum Adliyesine, Bursa Adliyesine, Ankara Bölge İdare Mahkemesine 4 adet olmak üzere 10 kuruma 22 adet Avukat geçiş turnike sistemi kurduk.
  • Avukat meslektaşlarımıza Adliye girişlerinde geçiş kolaylığı sağlamak için il barolarında 96 adet Avukat Kimlik Kart uyumlu turnike geçiş sistemi kurduk.
  • İzmir Barosu’na 2 adet, Yargıtay Cezalar bölümüne 2 adet, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 1 adet, Danıştay’a 1 adet, Türkiye Barolar Birliği İstanbul Temsilciliğine 1 adet, olmak üzere 24 adet KİOSK bilgilendirme sistemi kurduk. Bu sistem sayesinde Avukatların Yargıtay, Danıştay dosyalarını sorgulamalarına, Baro
  • Levhasına, Resmi Gazeteye, Adliye Planına, Barolarımızın web sayfalarına ulaşmalarını sağladık.
  • Mahkemelerin duruşma salonlarında taraf vekillerinin masalarında kullanılmak üzere 35 baro bölgesinde 983 adet LCD monitör kurduk. Bu sistemin İçişleri Bakanlığı Kimlik Paylaşım Sistemi ile entegrasyonun yapılmasını, yenilenen versiyon 2 ile uyumlu hale getirilmesini gerçekleştirdik.
  • Isparta, Mersin, Rize, Karaman, Diyarbakır, Tokat, Sinop, Bitlis, Burdur, Hatay (İskenderun), Giresun, Ordu, Kütahya, Burdur, Niğde, Yalova, Amasya, Düzce, Sakarya, Karabük, Samsun, Kastamonu, Kayseri, Sivas, Şırnak, Tunceli Barolarımıza Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası satın aldık ve bunları hizmete açtık. Mardin ve Iğdır’da Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası inşaatlarını tamamlayarak bunların hizmete girmesini gerçekleştirdik.
  • Eskişehir Barosu, Konya Barosu, Kahramanmaraş Barosu Sosyal Tesis/Avukat Evi/Hizmet Binalarının inşaatına başladık.
  • İstanbul Barosu Avukatlarının hizmetine tahsis edilmek üzere Balmumcu’da Boğaz’a nazır sosyal tesis aldık, buranın tadilat işlerini başlattık.
  • Muğla, Niğde, Uşak Çorum, Manisa, Artvin ve Balıkesir Barolarına Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası yapımı için arsa satın aldık.
  • Erzurum Barosu’na ait Sosyal Tesisin/Avukat Evinin/Hizmet Binasının ilave inşaatının yapımını başlattık.
  • Erzincan, Düzce, Bilecik Barolarının Avukat Evi/Sosyal Tesis/Hizmet Binası sahibi olmalarına ve bunların tefriş edilmelerine katkıda bulunduk.
  • Türkiye Barolar Birliği muhasebe sisteminin tek düzen muhasebe sistemine uygun entegrasyon sistemi ile otomatik faturalama işlemlerinin yapılmasını sağladık.
  • Baroların muhasebe servisinde görevli personeli Türkiye Barolar Birliği’nde eğitime tabi tuttuk ve muhasebe sisteminin tek düzen muhasebe sistemine uygun biçimde entegrasyonu ve otomatik faturalama işlemlerinin yapılması konusunda kendilerine eğitim verdik.
  • SYDF’nin (Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu) diğer Barolarımızda işlemlerini yürütmek ve yerinde hizmet vermek amacıyla 7 bölgede temsilcilik açtık ve buralarda gerekli personelin istihdam edilmesini sağladık.
  • Yargıtay ana ve ek binalarda bulunan Avukatlar Odasını yeniden tefriş ederek meslektaşlarımızın ihtiyaç duyacakları donanımlarla hizmete açılmasını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan Avukatlar Odasının tefrişini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yeni binaya taşınmasından sonra buradaki Avukatlar Odasının tefriş edilerek meslektaşlarımızın kullanımlarına açılmasını gerçekleştirdik.
  • Danıştay’ın yeni binasında Türkiye Barolar Birliği’ne tahsis edilen Avukat Odasında bilgisayar, fotokopi, faks, internet, vekalet pulu, cübbe ile meslektaşlarımıza hizmet veren Avukatlar Odasını hizmete açtık.
  • Muhasebe sistemlerinde birliktelik sağlamak amacıyla barolarımızın muhasebe personellerine 26.11.2011 tarihinde iki grup halinde muhasebe eğitimi verilmesini, bu eğitime 60 Baromuzdan 109 personelin katılmasını sağladık. UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) kapsamında; 10.06.2012 tarihinde Çanakkale, Zonguldak, Uşak, Çorum, Yozgat, Yalova, Gaziantep, Adana, Nevşehir, Tekirdağ, Tokat, Kahramanmaraş olmak üzere 12 Baromuzdan 19 personele, 29.06.2012 tarihinde Balıkesir, Trabzon, Kırklareli, Çankırı, Kastamonu, Denizli, Bitlis, Diyarbakır, Ağrı, Giresun, Adıyaman, Kırıkkale, Karabük, Iğdır, İstanbul, Muş, Siirt, İzmir, Şırnak, Bursa, Kocaeli olmak üzere 21 Baromuzdan 29 personele, 06.07.2012 tarihinde Afyonkarahisar, Amasya, Antalya, Aydın, Bilecik, Bolu, Burdur, Hakkari, Hatay, Isparta, Kayseri, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Malatya, Mardin, Niğde, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Şanlıurfa, Aksaray, Bartın, Osmaniye, Düzce olmak üzere 26 Baromuzdan 32 personel olmak üzere toplam 80 personele VPN, Pos ve Turnike Sistemleri, Elektronik İmza, Pos’ların Muhasebeleştirilmesi, Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu, Yeni CMK Atama Sistemi konularında eğitim verdik.
  • UBAP (Ulusal Baro Ağı Projesi) Uzman Kullanıcı Eğitimi kapsamında Baroların web siteleri, POS Cihazları, VPN ve Turnike Kurulumları, WEB siteleri, POS’ların Muhasebeleştirilmesi, CMK Modülü, E-İmza, AV.TR Uygulamaları, Kimlik ve E-İmza Süreçleri, Staj, Ruhsat-Sicil Modülleri, Çağrı Merkezi ve Bilgi Güvenliği konularında Türkiye’deki tüm Baro personeline eğitim verdik.
  • Ankara, İstanbul, İzmir Baroları hariç diğer bütün Barolarımızdan gelen ve Türkiye Barolar Birliği tarafından ağırlanan 650 Stajyer Avukata hızlandırılmış staj eğitimi verdik.
  • 29.745 meslektaşımıza meslek içi eğitim hizmeti sunduk.
  • 24 Baromuzda 3.081 meslektaşımızın katılımlarıyla o süreçte yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu ve HMK tanıtım toplantıları yaptık.
  • Bizim göreve gelmemize kadar hiçbir faaliyeti olmayan TÜRAVAK’ın (Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı) aktif hale getirilmesini ve buna bağlı olarak Vakfın Van’daki depremzede Avukatlarımıza 37.878.-TL destek yardımı yapmasını sağladık.
  • Hem vakfa gelir getirmek, hem de Avukatlara hizmet götürmek üzere vakıf bünyesinde TÜRAVAK Sigorta Aracılık Hizmetleri İktisadi İşletmesi’ni kurduk. Bu işletme bünyesinde Anadolu Sigorta, Yapı Kredi Sigorta, Zürich Sigorta, Chartis Sigorta acentelikleri ile mesleki sorumluluk sigortası ve yangın, bina, hırsızlık, kasko, trafik sigortası, all risk olmak üzere tüm elementer branşlarda sigortalar yapılmasını, yine TÜRAVAK bünyesinde Yapı Kredi Bireysel emeklilik acenteliği alınarak Avukatların eş ve çocukları ile Stajyer Avukatlar ve Baro çalışanlarına özel avantajlı koşullarda 2052 adet poliçe düzenlenmesini gerçekleştirdik.
  • TÜRAVAK (Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı) tarafından Enerji Hukuku, Kamu İhale Hukuku, Aktüerya Hukuku, İngilizce Eğitim, Bilişim Hukuku, Vergi Hukuku, Finansman Hukuku, Sağlık Hukuku, Tüketici Hukuku, Adli Bilişim Hukuku, Rekabet Hukuku konularında 50’ye yakın ücretli ve sertifikalı ‘İleri Eğitim Programı’ düzenledik. Çok ilgi toplayan ve yararlı görülen bu eğitimler aracılığıyla 3000’e yakın meslektaşımıza eğitim hizmeti verdik. Bu programlar aracılığıyla vakfa gelir sağlamamızın yanı sıra meslektaşlarımızın kendilerini geliştirmelerine olanak sağladık.

SEÇİLDİĞİMİZ TAKDİRDE TAKİPÇİSİ OLACAĞIMIZ TASARIM, HEDEF VE PROJELER

İnsana, mesleğe, meslek örgütüne ve topluma özgü konularda ve sorunlarda önemli olan işin ve sorunun eylemsel yönüdür. Tasarımlar, eylemli olarak yaptıklarımızın ve yapacaklarımızın dürtüsü olan tasavvurları, tasavvurlar ise, görgü, bilgi ve deneyim sahibi olan bir insanın içinde yaşadığı ve yaşayacağı bir geleceği hayal etmesini içerir. Hedefler ve projeler ise, bir tasarım rehberliğinde gerçekleştirilecek olan tercihlerden ve görüşlerden oluşur.

Tasarımlarımız uzakta ve henüz bir hayal olsa da, bir kısım hedefler ve projeler ulaşılabilir ve gerçekleştirilebilir uzaklıktadır.

Harekete geçirici ve motive edici bir tasarımın; belli bir insan, meslek, meslek örgütü ve bir toplum doğası tasavvuruna, yani neyin ve nelerin, insan, meslek, meslek örgütü ve toplum için iyi ve gerekli olduğuna dayanması, gereksinimleri, hakları ve özgürlükleri karşılaması gerekir.

Hedefler, gerek insani ve mesleki yönden, gerekse meslek örgütü ve toplum yönünden önemli sonuçlar doğuracak zor tercihleri içerir. Zira bu tercihleri çok da mükemmel olmayan verilerimiz ve sınırlı kavrayışlarımız temelinde benimser ve uygulamaya koyarız.

Tasarımlarımız yol gösterici olsalar da, bu konularda bize ancak bir ölçüde rehber olabilir. Zira eylemlerinin sonuçlarını önemseyenler ve umursayanlar için bu tasarımlar, tam olarak belirli olmadıkları gibi durağan da değildirler.

Ama öyle de olsa, rasyonel insanlar, kendilerini motive edecek olan tasarımların daha belirli bir ifadesini bulacaklar ve bunların akıl ile deneyim ışığında eleştirel olarak değerlendirmesini mutlaka yapacaklardır.

O nedenle, aşağıda sunulan tasarım, hedef ve projelerin bu çerçevede değerlendirilmesi, bunların eyleme geçirilecek olan düşüncenin ve planın bir provası olduğunun, her gerçeğin önce hayal edildiğinin ve sadece hayal edilenlerin gerçekleştiğinin bilinmesi gerekir.

  • Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildiğim takdirde, göreve başlamamamı takiben, sahip olduğum mal varlığına ilişkin Mal Bildirimim Türkiye Barolar Birliği web sayfası aracılığıyla kamuoyuna açıklanacaktır,
  • Türkiye Barolar Birliği politikaları, Anayasa’mızın 2.maddesinde düzenlenen toplumun huzurunu, dayanışmasını, adalet anlayışını esas alacak şekilde sivil ve insan haklarına saygılı, Cumhuriyetçi, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti eksenine oturtulacak ve bu çerçevede sürdürülecektir,
  • Meslek kuruluşları ve meslek mensupları arasında “ötekileştirme ve böl-yönet”zihniyetinin ürünü olan “paralel baro” düzenlemesinin kaldırılması, Baroların Türkiye Barolar Birliği’nde “temsilde adalet” ilkesine uygun şekilde temsil edilmesi yönünde yasal düzenleme yapılması konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Gerek kamuoyu, gerekse Barolar ve Avukatlar nezdinde pek çok yönden itibarını ve güvenilirliğini yitiren Türkiye Barolar Birliği, eskiden olduğu gibi her yönden güvenilir ve itibar edilir bir kuruluş haline getirilecektir,
  • Yönetimde açıklık, şeffaflık ve denetlenebilirlik ilkesi gereğince ve 2010-2013 yönetim dönemimizde uygulandığı şekilde, Türkiye Barolar Birliği’nin tüm gelir, gider ve harcamaları her hafta ve yine aynı ilke gereğince Yönetim Kurulu kararları düzenli bir şekilde yayınlanacaktır,
  • Yönetimde keyfilik, israf, çifte standart giderilecek, 2010-2013 yönetim döneminde olduğu gibi tüm Barolara eşit şekilde muamele edilecek, Türkiye Barolar Birliği’nin parası ve gelirleri Barolara ve Avukatlara ait olmakla, bu paralar ve gelirler üzerinde buna uygun şekilde tasarruf edilecek, bu bağlamda Baroların ve Avukatların bütçe hakkına saygı gösterilecektir,
  • Türkiye Barolar Birliği Başkanı’na tahsisli zırhlı/kurşungeçirmez araç ile diğer makam araçları ve ihtiyaç fazlası olan araçlar satılacaktır,
  • Türkiye Barolar Birliği’nin istihdam politikası, ihtiyaç, işe yararlılık, verimlilik ve gelir-gider dengesi çerçevesinde gözden geçirilerek yeniden düzenlenecektir,
  • Türkiye Barolar Birliği’nin gelirleri ve kaynakları, verimlilik esasına, amaçlarına, işlevlerine, ihtiyaç durumuna, önceliklerine göre değerlendirilecek, yerinde ve meslektaşlarımızın yararına kullanılacak, halen mevcut olan verimsizliğin ve yararsızlığın finansmanına son verilecektir,
  • Türkiye Barolar Birliği’nin Hizmet Binası’na ve bu binanın beşinci katındaki Başkanlık Odası’na, Avukatların girişindeki tüm engeller, sınırlamalar, aramalar vs.ler kaldırılacak, Türkiye Barolar Birliği’nin ve Başkanlık makamının kapısı tüm meslektaşlarımıza her daim açık olacaktır,
  • Avukatlık Mesleğinin geliştirilmesi, güçlendirilmesi, hizmet alanının genişletilmesi, kalitesinin artırılması vb. gibi konularda inceleme, araştırma ve çalışma yapmak üzere Avukatlık Akademisi kurulacaktır,
  • Hukuk Güvenliği ve Hukuki Hizmet Sigortası’nın yasalaşması konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Günün ihtiyaçlarına uygun bir Avukatlık Yasa taslağı hazırlanacak, bu taslağın yasalaşması yönünde çalışma yapılacaktır,
  • Özel olarak hazırlanmış olan son derece zengin Yargıtay kararları koleksiyonu tüm Avukatların hizmetine ve kullanımına sunulacaktır,
  • İlk olarak 2010-2013 yönetim dönemimizde uygulanılmasına başlanılan ve daha sonrasında da sürdürülen, Barolara hizmet binası ve sosyal tesis yapılması işine devam edilecek ve tüm Baroların hizmet binası ile sosyal tesis sahibi olması sağlanacaktır,
  • Önceki yönetim dönemimizde Türkiye Barolar Birliği tarafından satın alınarak tüm Barolara tahsis edilen ve geçen zaman içinde eskiyen, aşınan hizmet araçları yenilenecektir,
  • Ayaş’taki Sosyal Tesisin kira sözleşmesi fesih edilerek bu tesisin bir bölümünü yaşlı ve bakıma muhtaç Avukatlara hizmet verecek şekilde bir Geriatri Merkezi’ne dönüştürülecektir,
  • Aynı tesisin bir bölümü Staj Eğitim Merkezi olarak ve bu amaca hizmet edecek şekilde düzenlenecektir,
  • Yine bu tesisin bir bölümü öğrenci yurdu haline getirilecek ve Ankara’da yüksek öğrenim gören Avukat çocuklarına makul bir ücret karşılığında tahsis edilecektir,
  • Otel işletmek ayrı bir uzmanlığı gerektirir ve bu bizim işimiz değildir. O nedenle, Türkiye Barolar Birliği İktisadi İşletmesi tarafından işletilmekte olan Litai Konuk Evi kiraya verilecek, kiracı ile yapılacak sözleşmeye otelin Avukat öncelikli ve tercihli olduğu, uygulanacak tarife konusunda TBB’nin onayının alınacağı ve Avukatlara oda fiyatından %30, yiyecek içecekten %20 oranında indirim yapılacağı hükümleri konulacaktır,
  • Türkiye’nin il ve ilçelerindeki otel ve lokantalar ile Avukatlara indirimli fiyat uygulanması konusunda anlaşmalar yapılacaktır,
  • Bünyesinde hukuk fakültesi olacak şekilde Türkiye Barolar Birliği Üniversitesi açılması yönünde çalışma yapılacaktır,
  • Avukatlık Stajının etkili, yararlı ve verimli şekilde yapılması konusunda Barolara her türlü destek verilecektir,
  • Bir başka Avukatın yanında veya Avukatlık ortaklığında sigortalı olarak çalışan Avukatların durumlarının iyileştirilmesi, ekonomik ve sosyal haklarının güvence altına alınması konusundaki esaslar ile meslek etiği kuralları tespit edilecektir,
  • Adli Yardım ve CMK ücretlerinin en azından Avukatlık Ücret Tarifesi düzeyine yükseltilmesi ile gecikilmeksizin ödenmesi konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Savunma ve savunulma hakkı temel bir insan hakkı olmakla, bir kısım avukatlık ücretlerinde uygulanmakta olan KDV’nin indirilmesi hususunda çalışma yapılacaktır,
  • Hak arama özgürlüğü temel bir insan hakkı ve anayasal bir hak olmakla, bu hakkın kullanılmasının önünde önemli bir engel teşkil eden yargılama gider ve harçlarının makul ve kabul edilebilir bir miktara indirilmesi konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Rekabet kurallarına aykırı davranan Hasar Danışmanlık Şirketleri ve yine Avukatlık Yasası’na aykırı şekilde faaliyet gösteren şirketlerle ve kişilerle etkili bir şekilde mücadele edilecektir,
  • Avukatlık mesleğinin hizmet alanlarının genişletilmesi, bazı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de olduğu gibi bir kısım noterlik işlerinin Avukatlara verilmesi, kira, taşınmaz alım satımı ve benzeri sözleşmelere Avukatların katılımının zorunlu olması yönünde çalışmalar yapılacaktır,
  • Toplumda hukuka aidiyet bilincinin yerleştirilmesi ve koruyucu Avukatlık hizmetlerinin geliştirilmesi, alanının genişletilmesi ve kurumsallaştırılması konusunda çalışmalar yapılacaktır,
  • CMK’da düzenlenen “uzlaştırmacılık” görevinin, arabuluculuk görevlendirmelerinde olduğu gibi sadece hukuk fakültesi mezunları ve Avukatlar tarafından yürütülmesi konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Kamu Avukatlığı kurumunun idarenin vesayetinden ve memurluk statüsünden çıkarılması, bağımsız ve özerk bir statüye kavuşturulması amacıyla Kamu Avukatları Kurulu kurulması yönünde çalışma yapılacaktır,
  • Kamu Avukatlarının mali durumunun ve özlük haklarının düzeltilmesi, göstergelerinin artırılması konusunda çalışma yapılacaktır,
  • TBB Sağlık Fonu’nun sağlık yardımı sağlama alanı genişletilecektir,
  • Mesleki Sorumluluk Sigortası sisteminin zorunlu hale getirilmesi ve bunun yasalaşması konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Mesleğe yeni katılan Avukatların ilk üç yıllık Mesleki Sorumluluk Sigortası primleri TÜRAVAK (Türkiye Avukatları Yardımlaşma Vakfı) tarafından karşılanacaktır,
  • Avukatlık Yasası’nda değişiklik yapılarak Avukat Yardımcılığı kurumunun tesis edilmesi konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Kayyımlık, vasilik, tereke mümessilliği, konkordato komiserliği, uzlaştırıcılık gibi kamusal görevlere Avukatların atanması konusunda çalışmalar yapılacak, bu amaçla yargı organları ile yakın ve sıcak temas kurulacaktır,
  • Noterlik Kanunu’nda değişiklik yapılarak Noter Yardımcılığı kurumunun tesis edilmesi konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Başkaca kurum ve kuruluşlar ile işbirliği yapmak suretiyle geliştirilecek bir hukuk ve adalet teorisi çerçevesinde oluşturulacak bir platform aracılığıyla yasaların, eşitlik, özgürlük ve adalet perspektifine uygun biçimde çıkarılması, değiştirilmesi yönünde çalışmalar yapılacak ve bu konuda inisiyatif kullanılacaktır,
  • Başkaca kurum ve kuruluşlar ile işbirliği yapmak suretiyle geliştirilecek bir program çerçevesinde, toplumun her kesiminde hukuk üzerine kurulu bir aidiyet bilincinin, hukuk devleti ilkesinin egemen kılınması, demokrasi kültürünün yerleştirilmesi, insan odaklı hukukun üstünlüğü anlayışının, ülkenin bugününde ve geleceğinde söz sahibi olması yönünde çalışmalar yapılacaktır,
  • Doğanın tahrip edilmesine karşı etkili bir mücadele verilecek, çevre, doğa ve yaşam hakkı korunacak, çevre hakkının, çevrenin korunması bilincinin geliştirilmesi ve yerleştirilmesi konusunda toplum düzeyinde eğitim çalışmaları yapılacaktır,
  • Kadınlara ve çocuklara yönelik saldırılarla etkili bir şekilde mücadele edilecek, kadının ve çocuğun hakları en etkili şekilde savunulacaktır,
  • Hayvanların korunması konusunda mücadelece edilecek, hayvan hakları bilincinin toplum düzeyinde yerleştirilmesi hususunda çalışmalar yapılacaktır,
  • Avukatlıkla ilgili doktora tezleri, kitap çalışmaları desteklenecek, bu konudaki yabancı yayınlar tercüme ettirilecektir,
  • Adliyelerin kendi içinde özellikleri olan bir işletme niteliğinde olduğu göz önüne alınarak, işletmeciliğin ilke ve esaslarına uygun biçimde işletilmeleri, bu amaçla bir Adliye İşletmeciliği/Court Management sisteminin kurulması yönünde çalışma yapılacaktır,
  • Çalışmaların gözden geçirilmesi, ortak çalışma konularının belirlenmesi, eşgüdümün sağlanması, gerek Barolar arası, gerekse Barolar ile Türkiye Barolar Birliği arasındaki dayanışmanın artırılması amacıyla her üç ayda bir Baro Başkanları Toplantısı düzenlenecektir,
  • Hukuk Fakültelerine girebilme ve bu fakültelerde eğitim ve öğretim görebilmek için bir başka fakülteden mezun olma zorunluluğunun getirilmesi hususunda yasama ve yürütme organları nezdinde çalışma yapılacaktır, ,
  • ABD’nde ve başkaca ülkelerde olduğu gibi Hukuk Fakültelerinin kurulmalarında ve açılmalarında Türkiye Barolar Birliği’nin akreditasyonun şart olması konusunda çalışma yapılacaktır,
  • Türkiye Barolar Birliği’nin akredite etmediği Hukuk Fakültelerinden mezun olanların Avukatlık mesleğine kabul edilmemesi yönünde çalışma yapılacaktır,
  • Gerek Türkiye Barolar Birliği, gerekse TÜRAVAK (Türkiye Avukatları Yardımlaşma Vakfı) eliyle meslek içi eğitim çalışmaları etkin ve yaygın bir şekilde sürdürülecektir,
  • Arabuluculuk eğitimi dahil Türkiye Barolar Birliği’nin yapacağı tüm sertifikalı eğitimler ücretsiz olarak yapılacaktır,
  • TÜRAVAK (Türkiye Avukatları Yardımlaşma Vakfı) tarafından hukuk fakültesinde öğrenim gören Avukat çocuklarına burs verilecektir,
  • TÜRAVAK aracılığıyla Avukatlara büro açma ve ihtiyaç kredisi başta olmak üzere değişik kredi olanakları sağlanacaktır,

ÖZGEÇMİŞ

Vedat Ahsen Coşar, 01 Şubat 1949 tarihinde Samsun Vezirköprü’de doğdu. 1967 yılında Konya Maarif Koleji’nden, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1975 yılından bu yana Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapan Coşar, evli ve iki çocuk babasıdır.

İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olduğu 1970-1971-Mayıs/1972 yıllarında Erenköy’deki Özel Kalamış Lisesi’nde ve Kadıköy Maarif Koleji’nde/Kadıköy Anadolu Lisesi’nde belletmen/etüt abisi, Eylül/1972 ile 31.12.1974 yılları arasında Büyük Tarabya Oteli’nde resepsiyon memuru/gece müdürü olarak çalışan Coşar, avukatlık stajının ikinci altı aylık bölümünde ve avukatlığının ilk yıllarında Ankara’da Hasköy Lisesi’nde İngilizce öğretmenliği yaptı.

Ankara Barosu Yönetim Kurulu, Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu ve Hukuk Kurulu üyeliği ile Şike Tahkik Kurulu Üyeliği ve Başkanlığı yapan Coşar, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Bilkent Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde 1998–1999, 1999–2000, 2000–2001, 2001–2002, 2002–2003, 2003–2004, 2006-2007, 2007-2008, 2008-2009, 2009-2010, 2010-2011, 2011-2012, 2012-2013 akademik yıllarında İngilizce okutulan ‘Hukuka Giriş/Introduction To Law’, 1998-1999, 2000-2001 akademik yıllarında ise ‘Kamu Hukuku/Public Law’ derslerini verdi.

18 Ekim 2004 -14 Ekim 2006, 15 Ekim 2006 – 26 Ekim 2008, 27 Ekim 2008 – 13 Haziran 2010 tarihleri arasında Ankara Barosu Başkanı olan Coşar, 13 Haziran 2010 – 26 Mayıs 2013 tarihleri arasında Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yaptı.

18 Ekim 2004 ile 14 Temmuz 2006 tarihleri arasında Ankara, Bükreş, Sofya, Makedonya, Moskova, Kiev, Gürcistan, Moldova, Atina, Bakü, Trabzon, İstanbul, Yalova Barolarından oluşan Karadeniz Ülkeleri Barolar Birliği Başkanlığı yapan Coşar, 14 Temmuz 2006 – 25 Ekim 2009 tarihleri arasında aynı kuruluşun genel sekreterliği görevini yürüttü. 25 Ekim 2009 tarihinde anılan kuruluşun Başkanlığı’na yeniden seçilen Coşar, bu görevi Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildiği 13 Haziran 2010 tarihine kadar sürdürdü.

2005–2006 akademik yılında Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ‘Adli Yazışmalar / Hukuki Metinler’, 2010 – 2011 ve 2011 – 2012 akademik yıllarında ve 2015-2016 akademik yılının ikinci yarısında aynı fakültede ‘Avukatlık Hukuku’ derslerini verdi.

Destekten yoksun kalma, cismani zararlar, tenkis, eski ve yeni vakıflar, eser sözleşmeleri başta olmak üzere özel hukukun değişik konularında uzun yıllar bilirkişilik yapan, ulusal ve uluslararası sempozyumlarda hukukla ilgili tebliğler sunan, resmi ve özel kuruluşlarca düzenlenen sertifika programlarında özel hukukun değişik konuları ile ilgili dersler veren

Coşar’ın, pek çok dergi ve gazetede yayınlanmış makaleleri, ‘Çek Cumhuriyeti Anayasası’, ‘Rusya Federasyonu Anayasası’, ‘Insider Trading’, ‘Hasta Hakları’, “Ceza Adaleti Reformunun Geliştirilmesinde Başkanın Rolü-OBAMA” isimli yayınlanmış tercümeleri ile ‘Arbitration -Alternative Dispute Resolution/Tahkim – Alternatif Uyuşmazlık Çözümü’ ve ‘Equality of Sexes In Turkish Law/Türk Hukukunda Cinsiyetlerin Eşitliği’,  isimli İngilizce ve ‘Amerikan Ceza Hukukunun Kökenleri, Dünü ve Bugünü’, ‘Amerika Birleşik Devletleri’nde Avukatlık Mesleği ve Avukatlık Ortaklığı Modelleri’ isimli Türkçe olarak yayınlanmış makaleleri vardır.

Coşar’ın yayınlanmış Türkçe eserleri:

1- Siyasal/Phoenix Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan ‘Bir Gözyaşı Bir Gülümseme’

    (2015)

2- Aristo Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan üç ciltten oluşan anılarına ilişkin ‘Fîhi   

    Mâ-Fîh/İçindekiler İçindedir’ (2018)

3- Dorlion Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan ‘Hukuk, Adalet, Etik ve Siyaset

    Üzerine’ (2019)

4- Dorlion Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan ‘Au Revoir/Yine Görüşürüz’ (2019)

5- Dorlion Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan ‘Rizom İçin Seçkiler’ (2020)

6- Yetkin Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan Av.Salih Akgül ile birlikte yazdığı   

    ‘Avukatlık Hukuku’ (2021)

7- Dorlion Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan ‘Giderayak’ (2021)

Coşar’ın yayınlanmış İngilizce eseri;

Aristo Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan “Introduction to Law & Turkish Law Lecture Notes/Hukuk Başlangıcı ve Türk Hukuku Ders Notları (2019)

Coşar’ın tercüme eserleri:

1- Siyasal/Phoenix Yayınevi tarafından basılan ve yayınlanan Amerikalı siyaset bilimci ve    

    hukukçu John Rawls’a ait olan ve siyaset teorisinde çığır açan bir başyapıt olarak  

    değerlendirilen ‘A Theory of Justice/Bir Adalet Teorisi’ (2017)

2- Dorlion Yayınları tarafından basılan ve yayınlanan Amerikalı bilim insanı, akademisyen,

    sosyal psikolog ve düşünür George Herbert Mead’in Chicago Üniversitesi’nde verdiği   

    Sosyal Psikoloji dersinden derlenerek kitap haline getirilen ‘Mind, Self and Society/Zihin,

    Benlik ve Toplum’ (2019),

3- Dorlion Yayınları tarafından basılan ve yayınlanan İngiliz tarihçi ve düşünür R.G.

    Collingwood’un “Outlines of A Philosophy of Art/Bir Sanat Felsefesi’nin Ana Hatları”

    (2020)

4- Dorlion Yayınları tarafından basılan ve yayınlanan İngiliz tarihçi ve düşünür R.G.

    Collingwood’un ‘The Idea of History/Tarih Düşüncesi’ (2020)

5- Dorlion Yayınları tarafından basılan ve yayınlanan Avusturya asıllı Amerikalı iktisatçı

    Joseph Schumpeter’in ‘Capitalism, Socialism and Democracy/Kapitalizm, Sosyalizm ve

    Demokrasi’ (2021),

6- Dorlion Yayınları tarafından basılan ve yayınlanan İsviçreli pedagog ve eğitimci Pierre

    Bovet’in ‘The Fighting Instincy/Kavga Etme İçgüdüsü (2021)

7- Dorlion Yayınları tarafından basılan ve yayınlanan İsviçreli pedagog ve eğitimci Pierre

    Bovet’in ve ‘Child’s Religion/Çocuğun Dini’ (2021)

ANILARIMDAN BİR KAÇ SAYFA – LİBERALİZM-SOSYAL DEMOKRASİ-ANAYASACILIK-YARGIÇLARIN VE SAVCILARIN ÖRGÜTLENMELERİ (YARSAV) ÜZERİNE –

2005 yılının sonlarına doğru benim de mensubu olduğum Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nu toplantıya çağırdık. Dedeman Otel’de yapılan bu toplantıya Önder Bey de (Sav) katıldı. Bir grup avukatı temsilen söz alan Egemen Tomak, mevcut önseçim sistemini terk etmeyi, eski sistem olan seçici kurul sistemine geri dönmeyi, seçici kurulun önceki beş dönemin başkanlarından oluşmasını önerdi. Bu öneri hakkında lehte aleyhte konuşmalar oldu. Ben bu öneriye “bunun 12 Eylül dönemindeki beş general örneğinin bir çeşitlemesi olduğu gerekçesi” ile karşı çıktım. Bu öneri oylandı ve kabul edilmedi.

O arada söz alan Faruk Sırakaya, doğrudan beni hedef alan konuşmasında “benim liberal olduğumu, Demokratik Sol Avukatlar Grubunda bulunmamam gerektiğini, geçmişte Demokratik Sol Avukatlar Grubuyla ilgili ağır eleştiriler yaptığımı, bu konuşmalarda kendimi ve görüşlerimi hiç saklamadığımı, her şeyi açıkça ifade ettiğimi, sonra bu gruba geri döndüğümü, bu grubun adayı olarak başkan seçildiğimi, bunun bir hata olduğunu, bir daha buna izin verilmemesi gerektiğini” söyledi.

İşi nedeniyle erken ayrılmak durumunda olan Önder Bey gitmeden önce bana “sakın bunlara yanıt verme” uyarısında bulundu.

En son ben söz aldım ve Önder Bey’in uyarısına rağmen şunları söyledim: “Solcu olan değil, kendisini bu kadar solcu sananlar arasında, solcu olmadığı, liberal olduğu ileri sürülen bir adam. Yani ben. Şimdi ben size ne söyleyeyim ki, solcu olduğuma sizi inandırayım. Siz neyi savunuyorsunuz? Kuvvetler ayrılığını, sınırlı devleti, hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü, yargı bağımsızlığını, adil yargılanma hakkını, insan haklarını, demokrasiyi, ifade özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü, başkaca hak ve özgürlükleri, savunuyorsunuz. Bunlardan farklı olarak savunduğunuz başka bir şey var mı? Yok. Ben neyi savunuyorum? Aynı şeyleri. Neden siz solcu oluyorsunuz da ben liberal oluyorum? Çünkü siz liberalizmin de, solun da ne olduğunu bilmiyorsunuz. Çünkü siz bunların hemen hepsinin liberal değerler olduğunu bilmiyorsunuz. Ama solcusunuz ve liberalizme karşısınız! Ben hiçbir zaman inkâr etmedim, siyasal liberalizmi savunduğumu hep söyledim, yine söylüyorum. İktisadi liberalizme karşı olduğumu da hep söyledim. Devletin pozitif görevleri, sorumlulukları olduğunu, yani devletin sosyal bir devlet olması gerektiğini hep söyledim. Ben elbette eleştiri dışı değilim, aksine eleştirilecek pek çok yönüm var. Onun için beni eleştirin, ama haksız eleştirmeyin, itham etmeyin ve lütfen yaftalamayın.

Şimdi yeri gelmiş iken liberalizm hakkında da bazı şeyleri ifade etmek isterim. Ama öncelikle ifade etmek isterim ki, öyle görülmem ve gösterilmek istenmeme rağmen, ben liberal değilim. Sosyal demokratım. Esasen sosyal demokrat olmam, siyasal liberalizmi savunmama engel de değildir. Engel değildir, zira sosyal demokrasi, solun eşitlik ilkesiyle liberalizmin temel ilkelerinden olan ve merkezinde bulunan özgürlükçü değerin bir bileşkesidir. Nitekim İsrailli tarihçi Zeev Stemhell “La Liberation” gazetesinde yayımlanan röportajında şunları söylüyor;

1789 Fransız Devrimi liberal bir devrimdi. Ondan önceki Amerikan ve İngiliz devrimleri de liberal devrimlerdi. Tarihsel olarak sol, liberal değerlerin mirasçısıdır. Sosyal demokrasi, solun eşitlikçi değerleriyle liberalizmin özgürlükçü değerlerini birleştiren harekettir. Liberalizme karşı çıkmak sola yapılan en büyük kötülüktür. Çünkü bu, özgürlüğe, demokrasiye karşı çıkmakla eş anlamlıdır. Dahası liberal değerleri sağa bırakmaktır.

Avrupa solu, liberalizmi böyle anladığı, yorumladığı ve uyguladığı için ayakta kalmıştır. Türkiye’de solun bocalamasının temel nedeni liberal değerleri ıska geçmesindendir. Sol ile liberalizm arasındaki temel ve birleştirici değerlere sahip çıkmak suretiyle özgürlükleri genişletmekten yana tavır koymamış olmasındandır. Bizim pek çok solcumuz, ne yazık ki ne solu, ne sosyal demokrasiyi ve ne de liberalizmi bilmemektedir. Esas sorun da budur zaten.

Dünyanın ilk yazılı anayasası olan Amerikan Anayasasının kurucuları, özellikle İngiltere’de John Locke ile birlikte gelişmeye başlamış olan sınırlı devlet kavramına bağlı olarak gelişen anayasacılık ve anayasal devlet kavramını dile getirmek suretiyle, liberal anayasacılığın o günden bu yana takip etmekte olduğu yönetim biçimini ortaya koydular. Gerek Amerikan Anayasasını yapanların, gerekse onlara düşünceleri ile ilham veren, rehberlik eden kuvvetler ayrılığı ilkesinin babaları Montesquieu ve Locke’un temel hedefi, bireysel özgürlüklere hukuksal ve siyasal güvenceler sağlamaktı. Öyle olduğu için, bu yöndeki umutlarını, yüzyıllar boyunca, özgür toplumların kurumsal yapılarını, özgür olmayan toplumların kurumsal yapılarından ayırt edebilmenin ölçüsü olarak kabul edilen, anayasal devleti kurumlaştırma yolundaki arayışlar sonucu gelişmiş bir teori olan ve modern anayasacılığın da temelini oluşturan kuvvetler ayrılığı ilkesine dayandırmışlardı.

Ne var ki, bu umuda, o aşamada elde edilmek istenilen amaca, ne o umudun başladığı ülkede, yani Amerika Birleşik Devletlerinde, ne de Amerikan Anayasası sonrasında başlayan anayasacılık ülküsünün peşine takılan bizim ülkemiz de dahil diğer pek çok ülkede tam olarak ulaşılamadı. Ulaşılamadı, zira dünyanın pek çok ülkesinde siyasal iktidarlar, dünyanın ilk anayasasını yapanların ve onların takipçilerinin siyasal iktidarlardan uzak tutmaya çalıştıkları, onlara vermek istemedikleri birçok yetkiyi ele geçirdiler. Öyle olduğu içindir ki, başta bireysel özgürlükleri anayasalarla güvence altına almak olmak üzere, yargı bağımsızlığı da dahil pek çok ilkeyi ve kurumu anayasal güvenceye bağlama yolundaki girişimler tam olarak başarılı olamadı.

Hepimizin bildiği üzere, anayasacılık demek, sınırlı devlet demektir, yani siyasal iktidarı birey hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla sınırlandırmak demektir. Ne var ki, bu geleneksel anayasacılık formüllerine yüklenen kimi yorumlar, bu formülleri, demokrasiyi çoğunluğun herhangi bir sorun üzerindeki iradesinin sınırsız olduğu bir yönetim biçimi olarak gören bir demokrasi düşüncesiyle bağdaştırmayı mümkün kılmıştır. Bunun sonucu olarak, kimi siyasetçiler ile onların akıl hocaları nezdinde anayasalar, modern yönetim kavramında hiç yeri bulunmayan modası geçmiş kâğıt parçalarıdır.

Bu gelişmelerin ışığında, liberal anayasacılığın öncüleri olan Montesquieu ve Locke ile Amerikan Anayasası’nın kurucularından olan Jefferson, Madison gibi düşün adamları, bugüne kadar yaşamış olduğumuz deneyimlere sahip olsalardı, geçmişte takip ettikleri hedefleri izleyerek, bugün ne yaparlardı diye sormak ve düşünmek gerekir. Amerikan Anayasasının yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar geçen iki yüz yıldan daha fazla zamandan bu yana öğrenmemiz gereken şey, bu Anayasayı yapan ve onlara ilham olan insanların, bütün bilgeliklerine ve zekâlarına rağmen, bilmeyi, öngörmeyi başaramadıkları pek çok şeyin bugün gerçekleşmiş olmasıdır.

Herhalde bunların en başında, günümüz siyasetçilerinin ve siyasal iktidarlarının, anayasal demokrasiyi J.J.Roueseau’dan tevarüs eden ve sonuç itibariyle çoğunluğun diktasına giden yolu açan genel irade/milli irade ilkesi ve yine seçilmişlerin atanmışlara veya seçilmişlerin yargı gibi, diğer anayasal kurumların başında bulunan kamu görevlilerine üstünlüğü olarak anlıyor ve uyguluyor olmaları gelir.

Oysa modern anayasacılığın ve buna bağlı olarak anayasal demokrasinin en temel ilkesi, güç temerküzünü önlemek amacıyla vazedilen kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Bu ilke, işlevlerine göre farklılaşan hukuki iktidarın, diğer bir deyişle yasama, yürütme ve yargı erkinin, birbirinden bağımsız birer organ olarak örgütlenmesinin, iktidarın anayasa çerçevesinde kullanılmasının ve paylaşılmasının, güç temerküzünün önlenmesinin aracı olup, bu organların birbirlerine üstünlüğünün ifadesi değildir.

Demokrasilerde her ne kadar ve kural olarak seçilmişlerin atanmışlara üstünlükleri var ise de, bu üstünlüğün mutlak olarak seçilmişlere ait olduğuna ilişkin anlayış çoktan geride kalmıştır. Bu anlayışın yerini anayasal demokrasi almıştır. Bu demokrasi biçimine göre her organ kendisine verilmiş olan yetki ve görevleri, başta Anayasa olmak üzere yasalara ve hukukun üstün ve evrensel kurallarına bağlı olarak kullanmak zorundadır. Aksi yaklaşımlara ve görüşlere itibar edilmesi bizi, aynı temsili organın, yani yasama organında çoğunluğa sahip bulunan ve aynı zamanda yürütme erkini de elinde bulunduran siyasal gücün, bir yandan yasaları yürürlüğe koyarak, diğer taraftan devleti yöneterek özgür bir toplum düzenini aşama aşama kimi örgütlenmiş menfaatlerin hizmetine olacak şekilde idare edilen bir totaliter sisteme, demokrasinin kendisiyle özdeşleştirilme noktasına kadar varan sınırsız bir iktidara götürür. Bu nitelikteki bir devlete ise anayasal devlet değil, anayasası olan devlet denir.

Her ne kadar, özgür ve adil seçimler, demokrasinin vazgeçilmez koşulu ise de, demokrasi, sadece özgür ve adil seçimlerden ibaret bir kurum ve kavram değildir. Bu bağlamda, yurttaşların en geniş anlamıyla siyasal meseleler hakkında, ciddi bir ceza tehdidi altında olmaksızın, rejim hakkında, sosyo-ekonomik düzen hakkında, yürürlükte bulunan iktidarın eleştirisi de dahil olmak üzere, kendi düşüncelerini ifade edebilme hakkına, yani ifade özgürlüğüne sahip olmaları gerekir. Yine her bir bireyin içinde bulunduğu toplulukla, ülkesi, çevresi ve kendisiyle ilgili toplumsal ve siyasal kararların oluşmasında etkili olabileceği siyasi partiler ve diğer menfaat grupları dahil olmak üzere, görece özerk kuruluşları ve örgütleri kurma hakkına, yani örgütlenme özgürlüğüne sahip bulunmaları gerekir. Bunların her ikisi de demokrasinin varlığı için gerekli olan asgari usullerdir.

Temeli düşünce özgürlüğüne dayanan örgütlenme özgürlüğü, bireyin düşüncelerini hiçbir korkuya kapılmadan ve engellemeyle karşılaşmadan ifade edebilme, yayabilme, bu amaçla dernek kurabilme, gerektiğinde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapabilme, başkalarıyla iletişim kurabilme, hemen her konuda, ama özellikle kamusal konularda bilgi alabilme ve başkalarını bilgilendirme hak ve özgürlüklerini içerir.

Demokratik bir toplumda, devletin temel işlevi ve görevi, her bir bireyin, başta ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere diğer bütün temel hak ve özgürlükleri, sadece tanımakla sınırlı olmayıp, bu hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak ve böylece bu hak ve özgürlüklerin kullanılma alanının gelişmesini, genişlemesini ve yaygınlaşmasını sağlamaktır.

Bütün bu nedenlerle, örgütlenme/dernek kurma özgürlüğü, sadece Anayasamızın 33.maddesiyle ve ulusal düzeyde değil, Anayasamızın 90.maddesinde yapılan son değişiklikle birlikte iç hukukumuzun parçası haline gelen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 20. maddesi, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 22.maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11.maddesi ile uluslararası düzeyde koruma altındadır.

Temel bir insan hakkı olan, gerek Anayasamız, gerekse tarafı olmakla ülkemiz yönünden de bağlayıcılığı bulunan uluslararası sözleşmelerle tanınan ve koruma altına alınan örgütlenme/dernek kurma hakkının, yargıç ve savcılarımız yönünden de, hem ulusal hukuk ve hem de uluslararası hukuk bağlamında işlerliği ve işlevselliği olan bir hak olduğu açıktır.

Nitekim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 13 Aralık 1985 tarih, 40/146 sayılı kararla kabul edilen Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri ile Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından 2004 yılında yayınlanan metinde; ‘… İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne uygun olarak, diğer vatandaşlara olduğu gibi yargı organı mensuplarına da ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma hakkı tanınır; ancak yargıçlar bu haklarını kullanırken, her zaman görevlerinin itibarını ve yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruyacak tarzda hareket ederler. Yargıçlar, kendi menfaatlerini savunmak, mesleki eğitimlerini geliştirmek ve yargı bağımsızlığını korumak için yargıçlardan oluşan örgütler kurabilirler, bu örgütlere ve diğer kuruluşlara üye olabilirler’ denilmek suretiyle bu hakkın varlığı tanınmıştır. 

Yine Kasım 2006 tarihli Avrupa Birliği-Türkiye İlerleme Raporu’nda; ‘Hakimler ve Savcılar Birliği (YARSAV) 26 Haziran 2006 tarihinde 501 yargıç ve savcı tarafından kurulmuştur. YARSAV’ın üyeleri çoğunlukla Yargıtay ve Danıştay üyeleri ve Ankara ve İstanbul’da görev yapan yargıç ve savcılardan oluşmaktadır. YARSAV’ın temel hedefleri, yargı bağımsızlığını, tarafsızlığını, görev süresiyle ilgili hakimlik ve savcılık güvencesini ve yanı sıra meslek kurallarıyla etiğini korumaktır’ sözleriyle yargıç ve savcıların örgütlenme hakkına yer verilmiştir.

Hemen işaret etmek gerekir ki, yargıç ve savcıların örgütlenme haklarının tanınması ve bu hakka işlerlik kazandırılması amacıyla yargıç ve savcıların dernek kurmaları ülkemiz yönünden çok geç kalınmış bir gelişmedir. Şöyle ki, merkezi Roma’da olan ‘Uluslararası(Dünya)Yargıçlar Birliği (IAJ)’ 1953 yılında kurulmuştur. Bu birliğin Afrika ülkeleri (AFR), Kuzey Amerika, Asya ve Okyanusya ülkeleri (ANAO), Güney Amerika Ülkeleri (IBA), Avrupa ülkeleri (EAJ) temelinde örgütlenmiş dört ayrı bölgesel kolu mevcuttur ve bunlar faaldir. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, başkaca ülkelerde esasen yargıç ve savcılar mesleklerini icra edebilmek için görev yaptıkları yer Barosuna üye olmak zorundadırlar. Bulgaristan, Ermenistan, Kazakistan, Moğolistan, Ukrayna ve Venezüella, Uluslararası (Dünya) Yargıçlar Birliği’ne (IAJ), henüz aranılan koşulları sağlayamadıkları için gözlemci üye olarak kabul edilmişlerdir. Rusya’nın iki kez yaptığı üyelik başvurusu ise reddedilmiştir. IAJ’ın Avrupa seksiyonu olan Avrupa Yargıçlar Birliği’ne (EAJ) Avrupa Birliği’ne üye olan 46 ülke üyedir. YARSAV’ın kurulduğu tarih itibariyle üye olmayan ülkeler ise Andora, Arnavutluk, Azerbaycan ve Türkiye’den ibarettir. Bu durum dikkate alındığında, ülkemizin bu konudaki durumunun ne kadar üzücü olduğu sanırım çok daha iyi anlaşılacaktır.

Aynı şekilde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından 23 Nisan 2003 tarih, 2003/43 sayılı kararla kabul edilen ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca da 27 Haziran 2006 tarih, 315 sayılı kararla benimsenen Bangolar Yargı Etiği İlkeleri’nin 4.6 ve 4.13. maddeleri “Yargıçlar, diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahiptirler… Yargıç, yargıçlarla ilgili derneklere katılabilir veya böyle bir dernek kurabilir ya da yargıçların çıkarlarını temsil eden diğer örgütlere katılabilir” hükmünü içermektedir. Yine “Yargıçlar, tek başlarına veya başka herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amaçlarıyla özgürce dernek kurabilirler” diyen Yargıçların Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı konulu Avrupa Konseyi Üye Devlet Bakanlar Komitesi’nin (R-94-21) sayılı tavsiye kararına göre de, yargıçlar dernek kurabilecekleri gibi kurulmuş bir derneğe üye de olabilirler.

Aynı şekilde 1990 yılında Havana’da kabul edilen ve ülkemiz yönünden de bağlayıcılığı bulunan Savcıların Rolüne Dair Birleşmiş Milletler İlkeleri’nin “Savcılar, çıkarlarını korumak, mesleki eğitimlerini yükseltmek, kendi statülerini korumak için mesleki denekler veya örgütler kurmak veya bunlara üye olmakta serbesttirler” diyen 9.maddesi hükmüne göre de, savcıların dernek kurmaları veya kurulmuş olan derneklere üye olmaları mümkündür.

Bu bağlamda ve duraksamadan işaret etmek gerekir ki, ülkemizdeki yaygın ve yerleşik anlayışın ve kabulün aksine, yargıçlık görevi bir memuriyet görevi değildir. Devletin üç önemli işlevinden birisini oluşturan ve evrensel nitelikteki kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereği olarak ‘yargı’ gücü içinde yer alan yargıçlık, hiyerarşik bir yapıya ve işleyişe sahip bulunan memuriyetten çok daha farklı ve özel olan kamusal bir statüdür. Esasen yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğine ilişkin ilke de bunun için vaaz edilmiştir. Gerek buna, gerekse Anayasamızın özüne ve sözüne ve yine 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Yasası’na, yani pozitif hukuktaki düzenlemelere göre, yargıç ve savcıların dernek kurmalarına engel bir yasal düzenleme mevcut değildir.

Hal böyle iken, daha sonra kadük hale gelen T.C.Başbakanlık Makamı tarafından TBMM’ne gönderilen ‘Türkiye Hakimler ve Savcılar Birliği Kanun Tasarısı’ ile ülkemiz yargıç ve savcılarının ilk ve tek kuruluşu olan Yargıçlar ve Savcılar Birliği’nin/YARSAV’ın, yasayla kapatılması yönüne gidilmiştir. Bununla da yetinilmemiş ve YARSAV hakkında kapatma davası açılmıştır. Bütün bunlar, başta Anayasamız olmak üzere yukarıda içeriklerine değinilen ulusal düzeydeki yasal düzenlemeler ile ülkemiz yönünden bağlayıcı olan uluslararası düzeydeki sözleşmelere, evrensel nitelikteki ‘kazanılmış hak’ ilkesine, örgütlü toplum demek olan demokrasinin özüne aykırıdır.

Bütün bu nedenlerle Ankara Barosu yönetimi olarak Yargıç ve Savcılar Birliği’nin/YARSAV’ın yanında olduk, bu kuruluşa destek verdik. Bu bağlamda, YARSAV tarafından 23 Haziran 2007 tarihinde düzenlenen “Yargı Bağımsızlığı ve Örgütlenme” konulu panel için Ankara Barosu’nun Konferans Salonu’nu tahsis ettik.

Bu toplantının açılışında Baro Başkanı olarak yaptığım konuşmada yukarıdaki bölümde yer verdiğim görüşleri ifade etmek ve yaptığı konuşmada avukatların sorunlarına yer veren o tarihteki YARSAV Başkanı olan Eminağaoğlu’na “Yargıçlarımız ve savcılarımız, avukatların, baroların yargının sorunlarına, yargıçların, savcıların sorunlarına sahip çıkmalarına alışık. Ne var ki, biz avukatlar, yargıçların ve savcıların bizim sorunlarımıza sahip çıkmalarına pek alışık değiliz. O nedenle, panelin birinci kısmında avukatların sorunlarına sahip çıkan ve baroların arkasında duran konuşmasından dolayı Sayın Başkan Eminağaoğlu’na, CMK ile ilgili olarak getirilen yeni düzenlemeler nedeniyle avukatlara ve barolara verdiği destek için YARSAV’a teşekkür ediyorum.” diyerek teşekkür ettim ve Ankara Barosunun YARSAV’a olan desteğini bir kez daha yineledim.